|
 |
|
|
New York Times neden kaynıyor?
ABD'de bir CIA görevlisinin isminin Bush ve Cheney'nin adamlarınca basına sızdırılmasında rol oynayan New York Times muhabiri Judith Miller ile ilgili tartışma devlet-medya ilişkisi ve gazetecilik etiği üzerine derslerle dolu
İçinden ihtiras ve iltimas, kıskançlık ve kumpas, cüret ve cinsellik geçen bir haber bu. Bir dedikodular zinciri halinde yazılabilecek; bir kişilik melodramı gibi kurgulanabilecek yönleri var.
Ama işin özü Bush yönetimini silkeleyen öyle ciddi bir devlet skandalına, öyle Bizansvari bir entrikaya dayanıyor ki, konuyu salt siyasi neden ve sonuçları üzerinden irdelemek de mümkün.
Gazeteci gözü ise, ister istemez meselenin kalbindeki mesleki fiyaskolara odaklanıyor. Üstelik bu fiyaskolar, 154 yıllık tarihinde ciddi ve cesur haberciliğin nice örneğini sayfalarına taşıyarak haklı bir saygınlık elde etmiş, dünyanın en etkin gazetelerinden New York Times'ta (NYT) yaşanıyor.
Ve nihayet, haberin bütün bu unsurlarının ortak paydasının Irak Savaşı olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Hazırlanışı, başlangıcı ve gidişatı ile nice bölünme yaratan ve giderek ABD'nin açık sinir ucuna dönüşen Irak Savaşı olmasaydı, bugün Valerie Plame'in kim olduğunu dünya alem bilmeyecekti. Irak Savaşı olmasaydı, Başkan George W. Bush ve yardımcısı Dick Cheney'nin en yakın danışmanlarının üzerine "suç" gölgesi muhtemelen düşmeyecek; Pulitzer ödüllü gazeteci Judith Miller muhtemelen bir dizi yanlış habere imza atmayacaktı.
"Ahlaksız teklif" neydi?
Özetle, işi gereği gerçek kimliğini gizleyen bir CIA ajanının (Valerie Plame) isminin basına, Beyaz Saray (Bush'un danışmanı Karl Rove ve Cheney'nin danışmanı Lewis Libby) tarafından ve o ajanın Irak Savaşı karşıtı, emekli diplomat kocasından (Joseph Wilson) intikam amacıyla sızdırılması skandalı bu.
Ancak skandala devlet-medya ilişkisi ve gazetecilik etiği merceğinden bakınca ön plana çıkan kişi Judith Miller.
NYT'nin ünlü muhabiri, Plame'in ismini Libby'den öğrenen üç gazeteciden biri. Bu ismi hiç habere dökmese bile, dökmek üzere Libby ile bir tür "ahlaksız teklif" ilişkisi kuran da o.
Bu teklif, Plame'in kimliği ile ilgili haberde, Libby'nin "Cheney'nin ofisinden bir kaynak" ya da daha örtülü haliyle "üst düzey bir yetkili" diye tanıtılmasındansa, "eski bir Kongre memuru" olarak nitelendirilmesini içeriyor.
Gazeteciliğin evrensel kuralı, bir haber kaynağının kimliği gizlenecekse, bunun söz konusu kaynağa ilişkin yanlış izlenim yaratmayacak bir ifadeyle yapılmasını öngörür. Miller ise, bu kurala aykırı davranmayı kabul ettiğini bizzat kendisi yazdı. Üstelik, "Kabul ettim, ama uygulamayacaktım" ve "Libby gerçekten de bir zamanlar Kongre'de çalışmıştı" şeklinde kabahatten büyük özürler sunarak.
Ahmed Çelebi'nin yıldızı olmak
NYT yazarlarından Maureen Dowd, geçen pazar yazdığı iğneli sütununa "Kitle imha kadını" başlığını seçtiğinden beri, Miller artık kolay kurtulamayacağı bir lakaba sahip. Gerekçesi malum: Irak'ta çok sayıda kitle imha silahı bulunduğuna ilişkin birçok haber, dünyada ilk kez NYT'da ve Miller imzasıyla yayımlanmıştı.
Miller'ın bu haberlerdeki baş kaynağı, o zamanlar sürgündeki muhaliflerin en etkinlerinden olan ve Bush yönetimini savaşa ikna edenlerin başında gelen, Iraklı siyasetçi Ahmed Çelebi'ydi.
Miller, Çelebi'yi ve Çelebi'nin tavsiye ettiği Iraklıları adlarını vermeden kaynak gösterirken, aslında haberlerini Bush yönetimine de doğrulatmaktaydı. Hatalı manşetlerin ardında bir bakıma, Washington'ın da derin bir yanılgı içinde olması vardı. Kısır döngü, Bush yönetiminin Irak'la ilgili kaynakları arasında Çelebi'nin ön sırada gelmesiyle tamamlanıyordu.
NYT yönetimi sonradan "kitle imha silahı" haberleri nedeniyle özür diledi; Miller'a da "Irak ve güvenlik konusunda haber yapmayacaksın" ültimatomu verdi. Gazeteye göre Miller, "kaynaklarının güvenilirliğini yeterince sorgulamamıştı".
Bu hükmü, kulislerde fiskos da beslemişti: "Miller, Çelebi'nin yıldızı" idi, aralarında "gazeteci-haber kaynağı ilişkisini aşan bir dostluk" vardı.
Miller'ın geçmişine paralel bir fiskostu bu.
1986'da Libya lideri Kaddafi'nin kendisiyle seks yapmak istediğini, ama Yahudi olduğunu söyleyince bundan vazgeçtiğini açıklamıştı Miller. Ardından, Washington Bürosu'nda temsilci yardımcılığından alınmasında haber kaynaklarıyla sıkı fıkılığının da rolü olmuştu.
"Yönetmenimiz uyuyor mu?"
Fiskosla medya gemisi yürümez, yürümemeli. Medya etiği de gazetecilerin kişisel hayatlarına ilişkin dedikodularla sınanamaz.
Bununla birlikte, haber kaynaklarıyla kurulan derin dostlukların, gazetecinin kendisine aktarılan bilgiyi sorgulama güdüsünü törpüleyebileceği, manipülasyon riskini artıracağı da yadsınamaz.
İşte NYT yönetimi, son dönemde bu iki olgu arasında gitti geldi. Miller vakası, epey yalpalattı gazeteyi. Yalpalayanlardan biri, NYT'ın genel yayın yönetmeni Bill Keller'dı.
Keller şimdi kendisine yönelik "Uyanık davranmadı, Miller'ı yakın takibe almadı" eleştirisine kısmen katılıyor ve gazetenin başına getirildiği koşulları hatırlatarak kendisini savunuyor. Temmuz 2003'te genel yayın yönetmeni olduğunda, kucağında Jason Blair skandalı nedeniyle çok örselenmiş bir NYT bulduğunu ve hassas konulardan zaten men ettiği Miller'ı mercek altında tutamadığını söylüyor.
İşin ironisi, 73 haberinden 36'sında maddi hata ve intihal yaptığı anlaşılınca istifa eden genç muhabir Blair'in ardında bıraktığı gölgenin, Miller'ın NYT'da bırakabileceği gölgeden daha koyu olmamasında. Keller'a "Dümende uyudu" denmesinin nedenleri ise birden fazla:
İlki, Miller'ın kendisine yasaklı alanlara "yavaş yavaş yeniden sızması"; Irak ve güvenlik haberlerine "çaktırmadan" geri dönebilmesiydi.
İkincisi, Miller'ın Libby ile giriştiği pazarlık konusunda editörlerine bilgi vermediğinin anlaşılması.
Üçüncüsü, Miller skandalla ilgili olarak Büyük Jüri önünde ifade vermeyi reddedip hapse girince, Keller'ın Libby-Miller ilişkisini irdelemeden muhabirine peşinen destek vermesi.
"Özgürlük kahramanı"...
Miller'ın Büyük Jüri önünde konuşmayı reddetmesi ilk bakışta "onurlu" bir tavırdı. Gazetecilikte "haber kaynağının gizliliğini koruma" ilkesinin önemini bilen herkes savundu bu tavrı. NYT'ın yayıncısı Arthur Sulzberger, Jr. da bu cephede yer aldı. "Kaynağını açıklamaktansa hapse giren" Miller, "basın kahramanı" sayıldı.
Skandalın içyüzü ortaya çıktıkça değişti durum; birçok gazeteci Miller'ın neyi neden yaptığını sorgulamaya başladı:
Plame'in ismini sızdıran Beyaz Saray yetkilisini korumak, özünde enformasyon kanallarının açık tutulmasına yönelik bir ilke olan "kaynağın anonim kalabilme hakkını" aşmıyor muydu? Medyanın alet edilmek istendiği bir komplonun mimarları, yargıdan gizlenmiş olmuyor muydu?
Akıllardaydı bu sorular, ama Miller cezaevinde olduğundan dillendirilmiyordu.
Miller "Kaynağım ismini açıklamama izin verdi" diyerek, 80 gün sonra cezaevinden çıkınca işler değişti.
Miller ne uğruna hapse girmişti? Libby yakın çevresine, "İsmimi açıklayabileceğini en başta söylemiştim" derken, Miller neden tutukluluğu seçmişti?
Çok geçmeden fiskos meltemi, "Hatalı Irak haberlerini unutturmak için kahramanlık gösterisi yaptı" diye üflemeye başladı Miller'ın üstüne.
Keller "İşin içyüzünü yazmazsan gazeteye dönemezsin" deyince ortaya çıkan Miller imzalı uzun makale ise, burada değindiğimiz bütün "etik" tartışmalarına kaynaklık etti.
Bu makale üzerine NYT çalışanlarına bir açıklama gönderen Keller, kendisinin Miller'ın Libby ile ne denli içli dışlı olduğunu bilmediğinden, NYT muhabirinin bu konuda gazetenin Washington Temsilcisi Bill Taubman'a yalan söylediğinden yakındı.
Miller'a kalsa, "bir kitap yazdıktan sonra" gazeteye dönecekti ya, NYT kadrosu da, okurları da buna razı olmayacaklarını belli etmekte gecikmediler.
Şimdi, gazetesiyle "tazminat" pazarlığında Miller. NYT'daki son imzasını "istifa" dilekçesine atmaya hazırlanıyor.
Beyaz Saray'ı sarsan skandalın medya cephesi
Köşe yazarı
Maureen Dowd
New York Times'ın, sivri dili ve Bush yönetimini yerden yere vuran alaycı makaleleriyle tanınan kadın köşe yazarı.
Geçen hafta "Kitle imha kadını" başlıklı sütununda, Miller'ın gazeteye dönmesinin kurumu tehlikeye atacağını savunmaktan geri durmadı.
|
|
|

|