Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 01 Kasım 2005 / Salı  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    İnteraktif 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Moskova, anneciğim!

Dünyanın en büyük çanı burada. Çar Çanı. 200 ton. Gerçi bir kez bile kullanılamadan çatlamış ama... Galiba en geniş caddeler burada. Ama trafik ciddi bir sorun hâlâ. Üstünde 2 bin 500 elmas olan taçlar, yakuttan yıldızlar, kuş sütünün eksik olmadığı sofralar... Bu kadar ihtişam da adamı korkutuyor: Anneciğim, bu nasıl şehir!



Rusya'yı nasıl bilirsiniz? Ben en çok Amerikan filmlerinden bilirim. Beyaz gecelere inat gridir, pusludur, ürkütücüdür. Bu kentin sokaklarında kendi yolunuzda yürürken kalpaklı, kaskatı suratlı adamlar tarafından takip edilip, aniden Murat 124'e benzeyen, eski, beyaz bir arabaya bindirilir, sonra da karanlık bodrumlarda sır olabilirsiniz. Ya da birileri sizi bir sandığa kapatıp beyin dalgaları ile zihninize hükmedebilir.
Bu da aklıma nereden geldiyse...
Şuradan: Amerikan filmlerine bakarsanız, burada başınıza, aklınıza bile gelmeyecek her bir halt gelebilir!

Muamma, sır, bilmece...
Moskova'da, havaalanında pasaport kontrolü için beklerken, tıpkı o filmlerdeki gibi küçük ama hızlı adımlarla oradan oraya seyirten asabi güvenlik görevlilerinden; tamam, aptalca ama ne yapayım, korktum hakikaten.
İlk uçakla geri dönsek mi? Zaten bizi almayacaklar ki! Ya alırlarsa; alır ve bir daha asla çıkarmazlarsa? Hangi otelde kalacağımızı niye bildirmek zorundayız pasaport kontrolü esnasında?
Winston Churchill, Rusya için "Bir muammanın içinde sırlarla sarmalanmış bilmece" demiş.
Muamma, sır ve bilmece: Rusya.

Gökyüzünde yakut yıldız
Dört şeritli geniş caddelerden
-rehberimiz İldar bu yollara "sokak" diyor, Türkçesi kıt tabii biraz- Moskova'nın merkezine doğru ilerliyoruz. Sosyal konutlar, anıtlar, heykeller, binalar, binalar; aman Tanrım bunlar ne muazzam binalar!
Elbette KGB'nin, her nedense ilk katı koyu gri renkte boyalı binası, tam bu binanın karşısında, yine ilk katı koyu gri olan KGB'nin nezarethanesi içimdeki gerilim filmi müziği tellerini çekiştiriyor. Neyse ki Meryem'e Müjde Katedrali'nin dev kubbeleri bu gerginliği yutuyor.
Moskova bir zamanlar dünyadaki iki süper güçten birinin başkenti olduğunu unutmamış, unutturmuyor.
Her şeyde neredeyse abartılı bir ihtişam var. Kremlin Sarayı'nın içindeki Elmas Vakfı'nın hazineleri; elmaslar, zümrütler... Silahla hiç alakası olmayan Silahhane'de sergilenen, üzerinde 2 bin 500 elmas olan taçlar, zümrüt ve safirle süslü tahtlar...
İldar, Kremlin'in kulelerinden birini gösterip kulenin tepesinde parlayan yıldızın yakut taşından yapıldığını, 2 ton ağırlığında çektiğini söylüyor. Kremlin'in 21 kulesinden 5'inin üzerinde böyle yakuttan yıldızlar olduğunu anlatıyor.

Al sana cadde
Ben bu esnada yoldaki şeritleri saymaya çalışıyorum. Dokuz sayıyorum, 10 bile olabilir. Abartmış olmayayım: Dokuz gidiş, dokuz geliş; 18 şerit. İldor işte bu yola "cadde" diyor.
Ben her gün böyle bir caddede karşıdan karşıya geçsem; günlük, hatta haftalık yürüyüş kotamı doldururum yani, öyle bir mesafe.
Tolstoy "Savaş ve Barış"ta, her Rusun Moskova'yı annesi gibi gördüğünü yazıyor. Burası bana da annemi hatırlatıyor: Anneciğim, bu nasıl cadde! Anneciğim, bu nasıl şehir!
Sarayları, katedralleri, anıtları, çan kuleleri, meydanları -elbette Kızıl Meydan'ı- , caddeleri, 10 milyon nüfusuyla Moskova haşmetli, belki biraz renksiz ama hakikaten çok çok haşmetli bir kent.
Benim daha burada işim bitmedi. Nâzım'ın mezarını ziyaret edeceğim, Kremlin Duvarı boyunca yürüyüp Stalin'in, kozmonot Yuri Gagarin'in bu duvarda yattığı yerleri göreceğim, Lenin'in Mozolesi'ne gidip onun mumyalanmış vücuduna bir bakacağım, Puşkin Müzesi'ni gezip Puşkin Cafe'de yemek yiyeceğim...

"Kıymetini bilemedik"
Amerikan filmlerini boş verin. Taçları, tahtları, yıldızları, geniş caddeleri, muhteşem binaları, tüm bu ihtişamı... Boş verin.
Az evvel öyle bir sofradaydım ki, kuş sütü eksik değil dedikleri bu olsa gerek, tavşan eti geldi, pirzola gitti, havyar gani, ıstakoz, en şahanesinden Rus votkası... Boş verin.
Anlattığım bunca şeyi... Sallayın gitsin!
Bugün bir Rusa hani olur ya, esnaf lokantası tadında, Rus yemekleri yapan lokantalar falan, öyle yerleri sorduk, nerelerde ucuza leziz yemek yeriz diye. Yok öyle bir yer!
"McDonald's, bir de Pizza Hut" dedi, "Sizin bahsettiğiniz gibi lokantalar yok burada. Çünkü fakir Ruslar, ki sayıları hiç de az değil, dışarıda yemek yiyemezler, evlerinde karınlarını doyurabiliyorlarsa şanslılar."
Ya Sovyetler Birliği döneminde? "McDonald's burada şube açsa, sahibi tutuklanırdı" dedi, "Biz o zaman o kadar iyi yemek yiyorduk ki, onların bu standardı tutturması mümkün değildi."
E be kardeşim, e be yoldaş, niye yıktınız madem komünist rejimi?
"Bilemedik" dedi, "Kıymetini bilemedik ki!"
* * *
"Beceremedik" desene sen şuna.

Elinizi kaldırıp bekleyin, illa ki biri duruyor

Moskova'da görülmesi gereken yerler arasında metro da sayılıyor. Paris'in altında, Paris'in tıpkısı bir kanalizasyon kenti olduğunu, caddelerin altında cadde kadar kanallar bulunduğunu, üsttekinin aynısı kapı numaralarıyla lağımların numaralandığını yazmıştım ya, hani bir belgeselde izlemiştim. Moskova'nın altında da, üstteki sokak planının tıpkısı bir metro ağı var. Aşağıda olabilir ama görkemde aşağı kalır bir yanı yok. Heykeller, resimler, avizeler... Yalnız metroyu kullanmak için Rusça bilmek şart.
O zaman ben taksiye bineyim diyorsanız... Yoldan boş bir sarı taksi geçmesini boşuna beklersiniz. Normal bir taksiye binmek için, bulunduğunuz yere taksi çağırmanız gerek.
Anormal taksi için ise... Yol kenarında durup elinizi kaldırıyorsunuz. Bekliyorsunuz. Az sonra bir araba duruyor.
Otostop gibi görünüyor, değil mi? Sanki Moskovalı biri, yol kenarında elinizi havada gördü de, hayrına duruverdi.
Öyle değil. Bu duran araba korsan taksi. Binin hadi.

Ayakbastı heykelleri
Moskova'da anıt, heykel çok. Burada zırt oldu diye anıt, bu adam da amma şahaneydi diye heykel dikmişler. Mesela II. Dünya Savaşı için bir anıtları var. Hitler ordusu Moskova'ya doğru ilerlemiş, ilerlemiş, hatta Moskova'ya gelmiş; sonra Kızıl Ordu
Alman tanklarını durduruvermiş. İşte bu Alman tanklarının gelebildiği en son noktaya bir anıt dikmişler, buradan öteye geçemediler diye.
Karl Marx'ın heykeli var, Rus şairi Mayakovski'nin heykeli var, Maksim Gorki'nin heykeli var; burada çok heykel var.
Gorki'ninki tam istasyonun karşısında. Çünkü Gorki komünist rejimden pek hazzetmemiş, gidip İtalya'ya yerleşmiş. Sonra özel davetle dönmüş, işte bu istasyonda inip Moskova'ya tekrar ayak basmış. Bu yüzden heykelini de oraya dikmişler.

Dışı aynı, içi aynı, içerik farklı
Nasıl oluyor da büyük siyasi değişimler geçiren bir kentte eski bu kadar iyi korunabiliyor? Nasıl oluyor da yeni gelen, eskinin anısını yerle bir etmek adına önce binalara saldırmıyor?
Saldırıyorlar esasında ama üslup farklı.
Mesela imparatorluk döneminde yabancı işadamlarının ve masonların kulübü olan bir bina, ihtilalin ardından dışına hiç dokunulmadan İhtilal Müzesi haline getiriliyor.
Komünizm yıkılıyor ama bina hâlâ aynı bina, hâlâ da müze.
Ne müzesi?
Rehberimiz İldar'ın çevirisiyle: Rusya'nın Yeni Tarihi Müzesi...

manik depresif köşe
Sabah geldim, akşam Moskova uzmanı oldum. Bir de başınıza komünist kesildim. Böyle de manik bir kimseyim. Tutmayın beni, "Enternasyonel"i söyleyeceğim.




PAZAR
"Kente hareket getirmek istiyoruz"
"Dubai Kuleleri tartışmaları yetersiz bilgiyle yapılıyor. Ortada ne mimar var ne proje"
"Kitlelere çalmak heyecan verici"
Cadde de "buz" tuttu
Zamanın donduğu yer
Ünlülerin "dövmeli" tişörtleri Türkiye'de
Duvarın arkasına yolculuk
Kış bakımını ihmal etmeyin
Hızlı yaşa yaşlı öl
Bir mimarın izlenimleri
Nostaljinin sesi
New York Times neden kaynıyor?
Susturun şu kadını!
Akrep ünlüleri
Ortaköy'de Epope
İstanbul ramazanı ve bayram tatili
Tane tane şifa
Moskova, anneciğim!
En şen, en şuh hikayeler
"Merak Uyanınca"
Bir yudum meyve





AHMET TURHAN ALTINER
Yasemin Çongar
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Ülkü Tamer
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

© 2005 Milliyet