Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 01 Kasım 2005 / Salı  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    İnteraktif 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Demirel ve demokrasinin tahkimi


9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile 12 Eylül 1980 İhtilali akşamı son telefon konuşmamız...
"Evet... Müdahale ettiler. Elbette demokrasi bu değil ama bir şey demeyeceğim. Başka ordumuz yok. Rencide edilmemeli."
O gün sabah saat 11'den başlayarak çok kez konuşmuştuk. İhtilalin ayak seslerini zaman zaman birlikte izledik.
Demirel'le bu konuşmayı yaptıktan sonra telefonlar kesilmişti.
..................
12 Eylül 1980 anımı yansıtış nedenim, Demirel'in, Yavuz Donat'a verdiği demeç...
"Asker alınmasın... Ancak Silahlı Kuvvetler'e ihtilal yapma hakkı veren İç Hizmet Kanunu maddesi dünyada yok. Cumhuriyeti koruma ve kollama görevi veren bu 35. madde kalkmalıdır. Koruma ve kollama görevi ordunundur ama start verecek olan meşru iktidarın direktifidir.
Demokrasilerde rejim halkın koruması altındadır. Askerin kendiliğinden koruma ve kollama yapması ancak Güney Amerika ülkelerinde olur.
Türkiye'deki müdahalelerin sadece ordu tarafından yapıldığını zannetmek yanlış. Orduyu müdahaleye sivil kuruluşlar da teşvik eder."
...................
Demirel'in sözlerini, "askere olan duyarlılığı" ile başlayarak mercek altına alalım... Kendisini başbakanlıktan deviren ihtilal gecesi bile telefon konuşmamızda "Başka ordumuz yok, rencide etmemeliyiz" demiş olan Demirel'in, Yavuz Donat'a "Asker alınmasın, Silahlı Kuvvetleri hedef alıyor değilim" söyleminde "samimi" olduğu inancındayım.
2005 Türkiye'sinde bir punduna getirip askere kalemle, kürsü söylemiyle vurmak marifet(!!..) erbabı arasında olamazdı.
....................
Demirel'in "demokrasilerde, Cumhuriyeti koruma ve kollama görevinin orduya sadece siyasi iktidarın direktifiyle verilebileceği, rejimin sadece halkın koruması altında olması gerektiği" söylemleri, elbette doğruları işaretliyor. Ama... "Herkesin bildiklerini tekrarlamak" için kullanılan "Bay Palise gerçekleri"dir.
Yani işaret ettiği doğrularda yeni bir şey yok. Ya "askeri, ihtilale teşvik eden sivillerin her devirde varlığı" bilinmeyen şey mi?
Her ihtilal öncesi askere, deşifre olmuş allameler tarafından yeni anayasa taslakları sunulur. Sular bulandığında, puslu havalarda lacileri kuşanıp siyaset kulislerinde defile yapan bakan adayları unutuldu mu?
....................
Bütün bunlar birer gerçek ama Demirel neden 35. maddeyi tartışmaya şimdi açıyor?
Ortada böyle bir olasılığın işaretleri yok ki...
Tam aksine...
Hatta emekli Tümgeneral ve duyarlı bir isim olan Doğu Silahçıoğlu bile "demokrasilerin halk tarafından savunulması gerektiği ve asker üzerinden siyaset yapılmaması" yolunda bir demeç vermedi mi? (31.10.2005 Milliyet. Derya Sazak'ın röportajı.)
.....................
Öyle bir amacı olmaması gerekmekle beraber Demirel'in bu söylemi, dileyelim ki hiç yoktan gündeme "asker eksenli" bir tartışma taşımasın.
35. madde konuşmaları, "Genelkurmay Başkanı'nın Milli Savunma Bakanlığı'na bağlı olmasını öngörecek yasa değişikliği tartışmalarını" da tetikleyebilir.
Özünde doğrudur ama "zamanlaması" siyaset takvimindeki mevsim normalleriyle örtüşmüyor. Gerçekten... Pratikte uygulanma olasılığı bulunmayan 35. madde, zaten artık geçerliliğini yitirmiş bir madde haline gelmek sürecinde.
Genelkurmay'ın statüsü ise, demokrasinin AB standartlarında derinlikler kazanacağı önümüzdeki yıllarda, duyarlılık yaratmadan kendiliğinden çözülecektir.
Bu maddeler, Avrupa Birliği ile uyum görüşmeleri takviminde bile daha ileri tarihlere bırakılmış bulunmakta. Demokrasinin savunmasında güncel olabilecek konu, demokrasinin meşru yolları kullanılarak içinden ele geçirilmesi kuşkularıdır.
9. Cumhurbaşkanı Demirel'in özellikle Çankaya yıllarında derinleşen 50 yıllık deneyimlerine en çok bu alanda ihtiyaç var.

g.civaoglu@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Kimsesiz çocuklar
KIZ Yetiştirme Yurdu'nun müdürü, geceleri den...
Melih AŞIK
Kış kimin eseri?
'Zirve buz gibi", "Başkentte kara kış"... Cum...
Fikret BİLA
Elkatmış'ın bakışı Başbakan'dan farklı
Malatya Çoçuk Yuvası'nda incelemeler yapan TB...
Güneri CIVAOĞLU
Demirel ve demokrasinin tahkimi
9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ile 12 Eylü...
Can DÜNDAR
Cinsiyet değil, medeniyet kavgası
Malatya yuvası skandalı, dayaktan da tahripkâ...
Abbas GÜÇLÜ
Ne olacak bu çocuklarımızın hali?
Yeri geldiğinde, dünyada çocuk bayramı olan t...
Hurşit GÜNEŞ
Eti senin, kemiği benim
Malatya'da Çocuk Esirgeme Kurumu'na bağlı yuv...
Sami KOHEN
Yeni tehlike işaretleri
İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad'ın "İsr...
Derya SAZAK
29 Ekim'de Çankaya
Zirve buz gibi. Başkentte kara kış. Devletin ...
Meral TAMER
Gaziantep'ten gelen bayram çikolatası
Gazetedeki masamda, alışık olmadığım bir amba...
Güngör URAS
'Turning Torso' ve 'Torso Tower'
Bugüne kadar yapılan (ve de yapımı yeni tamam...
Serpil YILMAZ
Malatya raporu
Malatya iş, siyaset, spor ve kültürel etkinli...
M. Ali BİRAND
Akif Beki, bunları anlatamıyor musun?
Artık kesin olarak anladım ki, insanlar iktid...

© 2005 Milliyet