Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 04 Kasım 2005 / Cuma  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    İnteraktif 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Yumurta kapıyı kırdı

Acıkmadan önce acıkacağını hesap edemeyen, son saniye gelip çatmadan katiyen harekete geçmeyen biriyim. Yumurta kapıyı tıklatacak, hatta tıklatmakla yetinmeyecek, kapıyı kıracak ki ben lütfen yerimden kıpırdayayım


Sınava beş dakika kalmış, hocayı bekliyoruz, hoca gelecek ve sınav başlayacak... Ben işte o esnada ders çalışırdım. Elimde notlar, hâlâ birine bir şey anlattırıyor olurdum.
"Son saniyede ne öğrenebilirsin ki?" derlerdi. Çok şey öğrenebilirsiniz son saniyede. Eğer o saniyeye kadar pek bir şey öğrenmemişseniz, "bir şey" bile "çok" şeydir.
Ben böyleyim: Son saniye insanı.
Filmlerde son saniyeye kadar saatli bombayı bir türlü durduramazlar ya, benim de olayım bu. Beşten geriye doğru sayılacak, 5-4-3-2... Hah, ben ancak o zaman harekete geçerim.
Açlıktan ölebilirim
Acıkmadan önce acıkacağımı hesap edemem. Bakkalın, kebapçının önünden geçerim; bakkaldan ekmek, kebapçıdan telefonla sipariş için bir kart almaya üşenirim. Tamam, tokum o sırada ama işte acıkacağım. Acıkınca, bu sefer daha beter yorulacağımı, bir lokma yiyecek için evde dört döneceğimi, civarda oturan tüm arkadaşları arayıp yemek siparişi için telefon numarası soracağımı bilirim.
Yine de kebapçının, pizzacının numarasını bir sonraki sefer böyle çırpınmamak için bir kenara yazmaya üşenirim.
Sigaram bitmeden önce, içinde bir tane bile kalmış olsa, sigaramın biteceğini düşünmem. Su biter, canım çay-kahve bir şey çekene kadar sucuyu aramak aklıma gelmez.
Sevgilimden ayrıldığımda acayip kilo vermiştim.
38 kiloya düşmüştüm, düşünün yani. Şimdi üzüntüdendi, ah çok aşıktım, aşk acısı vesaire diyorum ama işin gerçeği açlıktandı arkadaşlar. Benim acıkacağımı düşünüp ona göre davranan biri yoksa hayatımda, kilo vermeyi bırakın; açlıktan, susuzluktan ölebilirim ben yani.
Gerçi sigarayı da çok azaltmıştım o dönemde. Yine ayrılsak mı acaba? Neyse... Diyeceğim şu: Yumurta kapıyı tıklatacak, hatta tıklatmakla da yetinmeyecek, kapıyı hırpalayacak adeta ki ben lütfen yerimden kıpırdayayım.
Tam şu sırada olan da budur. Yumurta kapıyı kırdı.
Ben yine yaydım
Rusya'ya gidiyorum. Önce Moskova'ya, sonra St. Petersburg'a. Pek güzel. Fakat gideceğim günü unutmuşum. Ya da bilmiyorum, en baştan karıştırmışım tarihleri ben galiba. Ben tarihlere bakmam, tarihleri bir yere yazmam ki! Nasılsa o tarih geldiğinde biri arar, haber verir bana... Değil mi?
Cumartesi sabahı gideceğimi zannediyordum. Peki hangi gün gidiyormuşum? Perşembe sabahı. Oysa perşembe sabahı, benim cumartesi yazımı, yani bu yazıyı yazmam gerekiyordu. Ama ben uçakta olacağım.
Her şey birbirine girdi mi? Girdi.
Bununla kaldı mı? Kalmadı.
Sabah telefonda dediler ki "Biz sizin biletinizi Akyol soyadıyla almışız."
Benim resmi soyadım Akyol değil. Boşandım. Hemen evlilik cüzdanımı bulmam lazım. Peki sizce benim gibi biri evlilik cüzdanını öyle pat diye bulabilir mi? Bulamadım tabii.
Şimdi biletleri iade etmek ve benim soyadımla yeniden bilet almak gerekiyor. Ama uçaklar dolu. İade edilen bilet yeni isimle alınamıyor, hak birinci yedeğe geçiyor. Bu da demektir ki beni de yedeğe yazacaklar. Sıra gelirse, gideceğim.
Bir yandan Rusya'ya gitmek istiyorum, bir yandan nasılsa gidemeyeceğim diye düşünüyorum. Sen yine de oturup işlerini halletsene, ne yazacağını, Rusya'ya ne götüreceğini düşünsene... Yok. Daha geri sayım başlamadı.
Ben yine yaydım.
* * *
Çarşamba günü de böyle geçip gitti mi? Gitti.
Derken telefon geldi: Her şey tamam, gidiyoruz.
Hiii! Ben şimdi ne yazacağım?
Bavul da hazırlamam lazım. Moskova'da kar yağıyor. Kazaklarım nerede? Eldivenlerim nerede? Gelip iki tık vuruyorum klavyeye; sonra hadi bavulun başına, bir kazak atıyorum bavula...
Son saniye geldi gelecek.
Beş-dört-üç... Uçağı kaçıracağım. İki-bir...
Bana... Sıfır! n

İnsanın eli bir çocuğa nasıl kalkar!

Efe'nin dedesi öldü. Ona bunu bir şekilde açıklamak gerekiyordu. Annesi de demiş ki "Deden gökyüzüne gitti oğlum. Artık orada oturacak, bize oradan bakacak."
Efe "Babaannem de gitti mi?" diye sormuş.
Hayır, babaannesi gitmedi.
Bunu öğrenince üzülmüş tabii çocuk, "Peki şimdi dedeme kim yemek yapacak gökyüzünde?"
Tüm çabalara rağmen dedesinin gökyüzünde aç kalmayacağına bir türlü ikna olmamış olmalı, meseleye kendi yöntemiyle bir çözüm buluncaya kadar içi rahat etmedi Efe'nin. Fakat sonunda "gerçeği" buldu, hepimize de söyledi:
"Dedeme gökyüzünde Atatürk yemek yapıyor."
* * *
Ali'lerin evinde akvaryum var. Akvaryumda da normal olarak balıklar var. Ali bayılıyor onları izlemeye, ah bir de izin çıksa da eline alabilse... Ama eline alırsa sıkıverir hayvancıkları diye akvaryum erişemeyeceği yükseklikte duruyor.
Geçen gün evde balık pişirilirken, kızarmış balıklara bakıp "Uyuyoylay" demiş Ali, "Yiycez."
Akvaryumdaki balıklara dokunması bile yasakken niye bu balıkları yemesi için annesi ısrar ediyor diye düşünmüş çocuğum, sebebi bulmuş: Hımm, demek ki uyuyan balıklar yeniyor.
* * *
Şahane, değiller mi? Ezbere bilgileri kabul etmedikleri için. Bambaşka bir dünyaları olduğu için. Ezberimizi o bambaşka dünyanın mantığıyla anlamaya çalıştıkları için.
Çocuk oldukları için.
Malatya Çocuk Esirgeme Kurumu'nda o minicik çocukları nasıl dövdüklerini gördünüz mü?
Bir çocuğa onu neden dövdüğünüzü anlatabilir misiniz?
Bir çocuk bunu nasıl anlar?
İnsanın eli bir çocuğa nasıl kalkar!

Ayşe Özgün

(Çocuğunu dövdüğünü söyleyen, telefonda adını vermek istemeyen seyirciye...) "Çocuğuna vurduğunda senin elin acımıyor mu? İşte o da Allah'ın sana tokadı."




Sorumsuzluğumun suçlusunu buldum
Romanya'da bir mahkum Tanrı'ya karşı dava açmış: "Ben aşağıda imzası bulunan Pavel cennet sakinlerinden yüce Tanrı'ya ve onun yeryüzündeki temsilcisi olan Romanya Katolik Kilisesi'ne karşı suç duyurusunda bulunuyorum!"
Dilekçesinde "Ben yıllardır Tanrı'ya yakardım" diyor Pavel. "Defalarca tövbe ettim! Beni suç işleme eğiliminden kurtarması için dua ettim. Her hafta olmasa da sık sık kiliseye gittim, papazların benden istediğini yerine getirdim, kiliseye para yardımı yaptım. Tek istediğim Tanrı'nın beni şeytana uymaktan korumasıydı. Ama yapmadı. Ben her defasında şeytana uydum. İşte şimdi de hapisteyim!"
Pavel kadar ileri gitmeyeceğim ama ben de kendi arızamın suçlusunu buldum tabii ki.
Ben öyle bir babayla büyüdüm ki, lisedeyken bile, "Aaa saç tokam yok" desem, o akşam mutlaka elinde bir sürü toka ile gelirdi babam. Böyle büyümüş bir insanın kendi ihtiyaçlarını düşünecek, karşılayacak olgunluğa erişmesi kolay mı? Zor.
Kimmiş sorumsuzluğumun suçlusu?
Babam.


tubakyol@yahoo.com



CUMARTESİ
"Tanımsız bir adam olmak iyi bir şey"
Yolda Ricky ile karşılaşabilirsiniz
Tabiat ananın sanat eseri
Bir cumhuriyet kızının öyküsü
Vitrinlerde rap rap sesleri yükseliyor
Elma tadında tasarımlar
En moda En yeni
Eskişehir'de sanat günleri başlıyor
Marmaris'te yat yarışları





Cengiz Eren
İlke Gürsoy
Donatella Piatti
Sarıkız'ın Anıları
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
Yalvaç Ural

© 2005 Milliyet