|
 |
|
|
Rum lokantası ve Bülent Korkmaz
Dünlerin birinde Moda'daki "bizim" Rum lokantasına gittik.
Baktık masada tuhaf tuhaf mezeler (kebap mezeleri).
Bi acaiplik var...
Garsonu çağırdık.
- Hayrola, ne bunlar ?
- Patron değişti de...
Takıldık..
Patrona haber gönderdik, kırmadı bizi, geldi.
- Ne bunlar?
- Hani değişiklik olsun.
- Bak kardeşim, kafana göre değiştiremezsin burayı.
- Burası benim ya, istediğimi yapamaz mıyım?
- Yapamazsın. Senden önce bizim burası.
- ?
- Burayı senin bile bozmana izin vermeyiz, ya da bir daha bizi bulamazsın.
Ertesi gün mezeler kalkmıştı.
Neyse, anlamıştı.
* * *
Bülent Korkmaz, Gençlerbirliği'ne giderken herhalde eşine, ailesine, yakın dostlarına sordu.
Keşke "bize" de sorsaydı.
Yanlış yaptı.
Tabii bence.
Bülent Korkmaz'ın kendisinin bile, Bülent Korkmaz'a zarar vermeye hakkı var mı?
Yok.
Onun kimseye nasip olmayan, başarılı futbol yaşamının, kırılma noktası bile olabilir bu karar.
Böyle kritik bir kararı "bize" sormadan vermemeliydi..
Tabii yine bence.
Korkmaz, kimsenin erişemeyeceği noktalara geldi Türkiye'de. Her rekoru paramparça etti. Galatasaray ona her şeyi verdi.
O da Galatasaray'a.
* * *
Galatasaray Kaptanı, Galatasaray'da oynatılmıyordu, Gençlerbirliği'ne stoper olarak gidip, oynayabilirdi.
Profesyoneldi.
Kimsenin de gıkı çıkmazdı.
Ama Mesut Bakkal'ın yardımcılığı olmadı.
İçimize sinmedi.
Mesela Fatih Terim'i, hiç kimse aramadı da mı, Canaydın arayınca Türkiye'ye geldi.
Belki de aramayan kalmadı.
Ama o gitmedi.
Galatasaray'ın Başkanı ve yönetimi, (yüzde yüz haklı olsalar bile) Bülent Korkmaz'ı bırakmamalıydılar..
Artık ne derlerse desinler yüzde yüz haksızlar.
Galatasaray Başkanı, Galatasaray Kaptanı'na da sözünü geçiremiyorsa, kime geçirecek Allah aşkına.
Önce Terim, sonra Hagi, sonra Korkmaz ve hem de bir daha dönmeyecek şekilde.
Neler oluyor Allah aşkına Galatasaray'da?
Evet Korkmaz'ın Galatasaray'dan ayrılma kararını tek başına verme hakkı da yoktu, lüksü de.
Verdi.
"Bize" sormalıydı. Hepimize...
Sormadı.
Sorsaydı zaten gidemezdi.
* * *
Mutlaka gitmek istiyorsa, Beylerbeyi'ne gitmeliydi...
Fatih Terim'in yanına.
Oğuz'uyla, Şifo'suyla, Cem'iyle, Tolunay'ıyla, Hami'siyle ve diğerleriyle bir üs kurmuştu orada Terim.
Onlara, "ben geldim" derdi, "sizinleyim artık".
Kim ona hayır diyebilirdi?
Ve...
Gençlerbirliğili futbolcuların golden sonra ona koşması.
Golü atan futbolcu her istediği yere koşabilir, arkadaşları da...
Ama hepsi beraber bir kişiye koşuyorlarsa...
Korkmaz belki de "bana koşun" dememiştir. Ama kampta nasıl bir hava oluşmuş ki, hepsi birden ona koşmaları gerektiğini hissediyorlar.
Korkmaz'ın, Galasaray'la maçı değildi bu. Galatasaray'la bir hesaplaşması hiç değildi..
Yani bizim bildiğimiz.
Yok eğer bilmediğimiz bir şeyler varsa da...
Bu bir hesaplaşma ise...
Korkmaz veya Galatasaray yönetimi çıkıp açıklamalılar bu defa.
Neler oluyor orada?
Evet Bülent Korkmaz sizin, bizim, hepimizin...
Ve...
Bizim en büyük düşmanımız biziz.
Arıkan, Collina, ben
İlk bizim Rıdvan (Dilmen) gündeme getirmiş, gülmüşler.
TRT'ye de ben söyledim, onlar da tebessüm ettiler.
"Stadyum'a Pierluigi Collina'yı getirelim"
Düşünsenize, Erdoğan (Arıkan), Pierluigi ve ben yan yana.
Bir-iki kelime bilmesi yeter de artar bile.
- Penaltı mı ?
- Evet (hayır).
- Ofsayt mı ?
- Evet (hayır).
Opel armalı ceketiyle Collina, Stadyum'da.
Neler olur neler valla.
Sponsoru Opel ne der acaba?
Evliyaoğlu, Ulusu, onlar
Ülker, Efes Sayın Cumhurbaşkanı için oynuyorlardı...
İstanbul'da.
"Sayın Cumhurbaşkanı gelemesin" diyeydi herhalde.
Her neyse.
Bizim İlhan Abi (Evliyaoğlu) takıldı gözüme.
Ülker de arayı açmıştı.
Onu seyrettim.
İkinci sırada oturuyordu.
Önünde Sayın Cumhurbaşkanı'nın genel sekreteri, federasyonun başı, gençlik ve sporun genel müdürü, ilimizin spor müdürü filan falan...
Protokol.
Arkalarında da bizim İlhan Abi.
Ne mi var bunda?
Daha ne olsun ki!
Federasyonun başı, çeyrek ağızla da olsa "yanımıza gelin" demişti mutlaka...
O kadar da değildi yani Demirel.
O kabul etmemişti herhalde...
Yine de razı edilip önde oturtulmalıydı.
Defalarca bakanlık yaptığı için değil.
Defalarca onca önemli kuruluşun yönetim kurulu başkanı olduğu için de değil.
Basketbol Federasyonu'nun yönetim kuruluna yıllarca şeref verdiği için hiç değil.
O gün o şeref tribününe maçı seyretmek için gelen tek kişi olduğu için.
Önündekiler gelmeleri gerektiği için oradaydılar; arkasındakiler sahadakilerin ya eşi, ya dostu, ya anası babası, ya sevgilisi, ya da şusu, busuydu.
O taa Erenköy'den basketbolu sevdiği için geliyordu.
Yine İlhan Abi şıklığında, zarifliğinde, asilliğindeydi.
En önde oturtulmalıydı.
Hani kameralara filan da takılırdı belki görüntüsü de, basketbol bile pazarlanırdı.
Hani seyircisi bile böyleyse...
Eskiden oğlu için geliyor diyorlardı. Şimdi Murat da oynamıyordu...
Evinden alınmalı, evine kadar da bırakılmalıydı.
Ahh Turgay Demirel ahh.
* * *
Peki niye yine durup dururken İlhan Abi?
Belki doğum günümde 100 yaşında ölen babamın mezarına kadar gelip, dakikalarca kürekle toprak attığı için...
Belki beni her fırsatta her yerde onore ettiği için...
Belki Demirel'in benden en çok nefret ettiği günlerde, federasyonun bir toplantısına davet edip "Bilgin benim dostum, ben çağırdım" dediği için...
Belki adam gibi adam olduğu için...
Belki de borçlu olduğum için...
Yetmez mi?
Yetmezse...
Onların artık nesli tükenmeye başladığı için.
Kalanları da başımızın üstünde taşımamız gerektiği için.
İlhan Abinin bakanlık yaptığı kabinenin başbakanı Bülent Ulusu'yu sık sık markette görüyorum, bir iki kere de dolmuşa binerken gördüm...
Bir gün bir cafe'de karşılaştık. "Nasılsınız" dedim.
Ayağa kalktı, ceketini ilikledi.
Evet, nesli tükeniyor onların.
Allah hepsine uzun ömürler versin.
Ve de...
Bayramları kutlu olsun.
Bilgin'den
Bana her gün bayram... Sizinki kutlu olsun.
bilgingokberk@mail.com
|
|
|

|