|
 |
|
|
Hüzünlü yolculuk
Bayram günü şekerli yazılarla okuyucuyu kucaklamak çok doğru. Ama eğer spor yazarlığı göreviyle futbol ağırlıklı anlatımlara kalem oynatıyorsanız işler o zaman zorlaşıyor işte.
Öyle ya, Fenerbahçe'nin bu yıl da Avrupa kupalarından umudu kesmesi... Galatasaray'ın sayısız sıkıntılar içinde kıvranıp durması... Beşiktaş'ın kaybettiği prestijini aramak adına koşuştururken düştüğü kaos, işte bütün bunlar insanın içini karartıyor sanki... Trabzon'un eski başarılı yıllarının çok uzaklarına düşmesi ve kendini arayıp durmasındaki hüzün dolu yanlışlar... Bütün bunlara bir de Anadolu kulüplerimizin ekonomik sıkıntıları başta olmak üzere türlü çeşitli teknik sorunlarla boğuşmak zorunda kalışları insanın içini karartıyor... Bu sorunların yanında ikinci, üçüncü ligdeki göremediğimiz sayısız sorunlar... Altı bin civarındaki amatör takımlarımızın tüm imkansızlıklara rağmen ortaya koydukları "Kahramanca Yarışma" becerileri... Bütün bunlar kafanızın içinde bir film şeridi gibi geçtikçe "Bayram-Seyran"ın tadına varamıyor insan.
Bu sıkıcı düşünceler Düsseldorf'taki hayal kırıcı sonuç dönüşü uçaktayken kurcalayıp duruyor kafamızı... Ama ne çare, Türkiye'de fukaralık çıtası makus talihini kırıp, kişi başına düşen milli hasıla üst katlara tırmanmadıkça sporda, sanatsal ve kültürel kavramlarda, iç - dış siyaset arenalarında, yani ülkemizle ilgili her konuda "Mutlu Bayramlar" yaşamak kolaylaşabilir mi?..
* * *
Evet İstanbul'a doğru havada hızla yol alırken, Fenerbahçe'nin Schalke 04 önündeki futbol hezimeti de uçaktan daha süratli kemirmekte beynimizin içlerini... Nobre'nin kılıksızlığını yazmaktan yorulmuş bir kalem olarak bu isme girmek bile istemiyorum... Tuncay da öyle, uluslararası maçlarda sahada ne için var olduğunu kendi de bilmeyen bu oyuncuya futbolun nasıl bir profesyonel bir kurgu olduğunu yeniden ve bu yaştan sonra öğretecek bir baba yiğitin dünyada yasadığına inanmıyorum ben... Top alıp, vermesini dahi bilemeden sahada koşuşup duran bir adama ne futbolcu derler başka ülkelerde, ne de böylesine keyfi ve hovardaca forma verirler adama... Luciano ve Aurelio'nun kırmızı kartlarla saha dışına düşüşleri de bu oyuncuların ne denli bir çaresizlik içinde kaldıklarının fotoğrafıdır bizce... Ama dokuz kişi kaldıktan sonra canını dişine takarak sahada ayağa kalkmaya çalışanlar bu rezerv güçlerini neden oyunun başlarında çimene dökmediler ki... Yani "2007'de Avrupa Şampiyonlar Ligi'nde final oynarız" düşüncelerini tüm sarı lacivertli kafalara şırınga edenler şunu iyi bilsinler ki, bu takımın böyle önemli bir amaca doğru yönlenmiş bir takım iskeleti görünmüyor ortalarda... Üzerinde genç ve üstün meziyetli transferlerle donanacak bir takım şablonumuz ve de bu planları kuyumcu ustalığıyla işleyecek bir "Teknik mimarımız" hiç yoksa eğer ortalıkta, Avrupa'daki deplasman maçlarında hep böyle "Hüzünlü Yolculuklar"a mahkum yaşarsınız işte...
esenay@milliyet.com.tr
|
|
|

|