Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 04 Kasım 2005 / Cuma  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    İnteraktif 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Çocuklar, Kurtlar, Bayramlar


Mahmutpaşa işi bayramlık giysileriyle gecekondu mahallelerinden şehrin merkezine inen çocuklar, ne bayramı ne de onların giysilerini önemseyen kentlileri gördüklerinde kendilerini kandırılmış hissediyorlardır herhalde. Kopuk bir gelin teli gibi hazin... O mahallelerin bayramlarının bu mahallede muteber olmadığını anladıkları anda, iyot gibi ortaya çıkıyordur giymek için bayram sabahını bekledikleri ayakkabılarının yeniliği. Kandırıldıkları doğru. Bu ülke hepimizi kandırıyor çünkü.

Bizi kandırıyorlar
Cumhuriyet Bayramı için şiir ezberleyip okumak için birbirleriyle yarışan çocuklar, kasabanın merkezine çıkarılıp o şiiri okuduklarında, kaymakamın, belediye başkanının saatine baktığını, herkesin bağrışıp çağrıştığını, kimsenin ne şiiri ne de onu umursadığını gördüklerinde kendilerini kandırılmış hissediyorlardır muhakkak. Çok üşüyen, önlüklü arkadaşlarının bir an önce gitmek istediğini gördüklerinde bir şeyin yalan olduğunu anlıyorlardır kahramanlık şiirlerini okuyan çocuklar. Doğru, kandırılıyorlar. Bu ülke hepimizi kandırıyor çünkü.
Malatya Çocuk Yuvası'nın kapısında "Çocukların gözleri yıldız" diye başlayan bir şiir yazılıydı. Hemen yanında, müsamere artığı bir "Atatürk Köşesi" vardı. Dövülmedikleri bir anda çocuklara yaptırılmıştı. Onun da yanında Arapça harflerle yetimlerle ilgili hadisler.
Bu yuvaya giren insanlar duvardakilerden bir tanesine içtenlikle inansaydı bunlar olur muydu? Ülkenin geleceğinin çocuklara ait olduğunu söyleyen Atatürk'e ya da yetimlerin üzerinde "çadır" gibi durmak gerektiğini söyleyen hadislere, hakikaten hangisi olduğu da önemli değil. Hangisi çocukların dövülmesini engelleyecekse ona inansınlar.
Duvarlara astığı hangi yazılara inanıyor Türkiye? Malatya yuvasındaki çocuklar, o yazıları gördükçe kendilerini kandırılmış hissediyorlardır muhakkak. Doğrudur kandırıldıkları. Bu ülke hepimizi kandırıyor çünkü.

Susurluk aristokrasisi!
Malatya'daki olaylardan beri bütün Türkiye, öyle ya da böyle, kendi yediği çocukluk dayaklarını konuştu. Herkes birbirine, sanki milletçe dev bir psikanaliz seansından geçer gibi, kendi hikâyesini anlattı. Herkes kendi yediği "darbeden" bahsetti, çocukluğumuzun geçirdiği "12 Eylül"leri değiş tokuş ettik.
Hikâyelerimiz birleşip tek sonuca vardı:
Edirne'den Ardahan'a kadar bu dayaktan kaçış yok. Üç tarafı denizlerle çevrili, 780 bin kilometrekare toprakta "darbe" var. Ve büyükler de çocuklar kadar kolay kandırılır ve dövülür bu "cennet vatanda".
Malatya'daki çocuklar ne kadar dövüldüyse herkes o kadar dövüldü bu topraklarda. Dokuz yıl önce ışıklarımızı açıp kapayarak "Devlet kendini temizlesin" dediğimizde suçlu olduğu ortaya çıkanlar, bugün dokunulmaz bir Susurluk "aristokrasisi" olarak Meclis'te ve işlerinin başında. Bazı yurttaşlar, geçtiğimiz günlerde, TBMM Başkanlığı'na bir "Susurluk Mektubu" yazıp artık kandırılmak istemediklerini anlattılar.
Kapısında ve Anayasa'sında "insan hakları" yazan devlete, âdettendir diyerek Atatürk Köşesi'ne yer verilen Milli Siyaset Belgesi'ne, duvarları Arapça harflerle yazılmış hadislerle kaplı hükümete tıpkı dayak yemiş Malatyalı çocuklar gibi sormak istediler:
"Ne zaman biter yediğimiz dayak?"
Karışık mı oldu? Oysa ilgisi var Susurluk'un Malatyalı çocuklarla, 12 Eylül'ün şiddetin meşrulaştırılmasıyla, bir milletin çocuklarıyla birlikte dayakla, hesabı verilmeyen bir dayakla terbiye edilmesiyle...

Kurtların dayağı
Kurtlar Vadisi'nde hesap vermeden sağa sola ateş eden adamları ağızlarının suları akarak izleyen Türkiye, bu hayranlığıyla bir sinyal veriyor aslında. Çok dayak yemiş çocuklar, "kurtlara" terk edilen bir ülkede dayağın ortadan kaldırılamayacağına inandığı için dayak atan tarafta olmak isteğini anlatıyor.
"Dayak hep olacaksa, olabilecek en iyi şey dayağı atan tarafta olmaktır" diyor bu ülke. Dayağın olmadığı bir hayatı hayal bile edemeyecek olan insanlar oldukları için atan taraf olmakta görüyorlar çareyi. Dayağın "beslenme" zincirinin en altındaki çocuklar en büyük dayağı bu yüzden yiyor. Çünkü babaları da dövülüyor, anneleri de ve en son bütün hınç onlardan çıkarılıyor.
Sonra elbette o çocuklar büyüyor ve 12 Eylül, Susurluk ve Malatya durmadan yeniden, yeniden üretiliyor. Ne diyeyim şimdi? "İyi bayramlar" mı diyeyim?

ecetem@hotmail.com








Taha AKYOL
Üniversite reformu gündeme geliyor
ÜNİVERSİTE reformu tıkandı. Çünkü reformu hük...
Çetin ALTAN
Zaman bir tren katarı, yolcuları acayip...
Bayramlar geçip giden yılların değişmez istas...
Fikret BİLA
Ecevit'e göre, gelişmeler bağımsız 'Kürt devleti'ne gidiyor
Eski Başbakan Bülent Ecevit'e göre, KDP lider...
Abbas GÜÇLÜ
Yeni üniversiteler, yeni ilçeler geliyormuş
Onlarca yeni üniversite ve onlarca yeni il ve...
Hurşit GÜNEŞ
İnşaat sektörü nereye?
Birçok sektör 2005 yılında geçen yıla göre ya...
Sami KOHEN
Paris'in öbür yüzü...
PARİS "ışıklar şehri" olarak tanınır. Canlıdı...
Faik ÖZTRAK
2005 bütçe performansı göründüğü gibi mi?
Hükümetin bu yılın bütçesi ile ilgili gerçekl...
Derya SAZAK
Elif'in bayramı
Bugün bayram çocuklar... Barış Manço'nun şark...
Meral TAMER
Sadece turist değil, Türkler de kaçıyor!
Gazeteciliği aşkla yapıyorsanız, kıdeminiz ar...
Ece TEMELKURAN
Çocuklar, Kurtlar, Bayramlar
Mahmutpaşa işi bayramlık giysileriyle gecekon...
Güngör URAS
Kuş gribi geldi, kıyamet koptu; gitti, 'ses yok'
Kuş gribi geldi. Manyas Gölü kenarında "salma...
M. Ali BİRAND
Asker bir türlü gerilim yaratmıyor!
Toplumumuzda son derece ilginç bir kesim vard...

© 2005 Milliyet