
|
|
|
 |
|
|
Aşk ve nefret aynı fotoğrafa sığabilir mi?
Satır Arası / Deniz Sipahi
Aşkı görüntülemişler. Sonunda bu da oldu.
Herhalde "Neyin fotoğrafını en fazla merak edersiniz?" diye bir soru sorsalar...
Ben de ilk sıralara aşkı yazardım.
Amerikalı bilim adamları ilk defa, aşkın erken safhalarında insan beyninde yaşanan sinirsel hareketliliği MR cihazıyla görüntülemiş.
Araştırmaya göre aşk insanoğlunun en mantıksız hareketlerinden biri olarak tanımlanıyor.
Uzun süreli bir ilişkiye dönüşmeden önceki 'çılgınlık' evresinde, beyinde heyecan ve tutkudan ziyade, açlık, susuzluk ve bir bağımlının uyuşturucu için kıvranması hissine benzer bir hareketlenme başlıyormuş. Yeni araştırma, New Jersey'deki Rutgers Üniversitesi, New York'taki Albert Einstein Tıp Fakültesi ve New York State Üniversitesi'nden uzmanların katılımıyla gerçekleştirilmiş.
* * *
Çalışmayı yürüten bilim adamları, aşklarının daha ilk haftalarını ya da aylarını yaşamakta olan 17 üniversite öğrencisine önce aşık oldukları kişinin fotoğrafını, ardından da bir tanıdıklarının fotoğrafını göstererek her iki durumda beyinde yaşanan sinirsel faaliyeti MR cihazına kaydetmişler.
Yaklaşık 2 bin 500 beyin grafiğini inceleyen bilim adamları, beynin derinliklerinde bulunan, 'tutku' ile ilgili bir bölgede yoğun hareketlenme gözlemlemiş.
Beynin bu bölgesinde, 'mutluluk hormonu' olarak da bilinen dopamin adlı beyin kimyasalını salgılayan hücrelerden bol miktarda bulunuyormuş.
Aşkla birlikte yoğun hareketlenme görülen bu bölgede bolca salgılanan dopamin, yoğun bir istek ya da ödül beklentisi durumunda da vücutta dolaşmaya başlıyormuş.
Birçok alternatif arasından sadece bir kişiye karşı hissedilen 'açıklanamayan çekim gücü', özlem ve arzu da, beynin tutkuyla ilgili bu bölgesinde gerçekleşiyormuş.
Uzmanlar, aşkın sadece basit bir zevk tatmini ya da ödül kazanmaktan ibaret olmadığını da vurgulamadan edemiyorlar.
* * *
Düşünüyorum da...
Yeni başlamış bir aşkın 'yürek hoplatıcı' olmasının kaynağı ne olabilir?
Bu aşkın karşılıksız olması mı?
Böyle bir ihtimalin olmasından kaynaklanan endişe mi?
Bence öyle...
Şu soruyu sormaz mıyız kendi kendimize...
"Acaba aynı hisleri paylaşıyor mu benimle..."
Ya gerçekler kurduğumuz hayallerden çok farklıysa, ya bir başkası varsa...
Ne olduğu netleşinceye kadar süren o endişeli bekleyiş...
Galiba bilim adamlarının yakaladığı işte o fotoğraf...
New York'un bu ünlü bilim adamları karşımda olsa aklıma takılan ayrıntıları bir bir sormak isterdim aslında.
Örneğin iki taraf da aşkını açıkladıktan bir süre sonra o MR, bu sefer nasıl bir fotoğraf gösterir?
Ya da iki taraf artık aşklarının bittiğini söylediklerinde durum ne olacak?
Öyle ya...
Her şey bir gün bittiğine göre aşklar da bitmez mi?
* * *
Aşkların bitmemesi için eczanelerden aldığımız vitamin takviyeleri gibi "yürek hoplatıcı" yeni nesil ilaçlar mı almalıyız?
Bilim adamları aşkın fotoğrafını çektiklerine göre bunun da bir çaresini bulamazlar mı?
Böylece aşkı azalanlar gidip bir kutu "yürek hoplatıcı" ilaç alıp aşklarına kaldıkları yerden devam edemezler mi?
Aşklar her zaman ilk günlerdeki gibi taze tutulamaz mı?
Bilim adamları belki de biraz daha araştırsalar; 'çiçeği burnunda' olan aşklarla...
Giderek aşktan nefrete veya öfkeye dönen ilişkiler arasındaki benzerlikleri ya da bağlantıları da bulacaktır.
Çünkü günümüzün aşkları nedense bir süre sonra nefrete dönüşüyor.
Yoksa aşk ve nefret MR'daki fotoğrafta yan yana mı duruyor?
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|
|