
|
|
|
 |
|
|
Nedret Güvenç'ten öykü tadında anılar
"Aşk Yoksunları" adlı 3. kitabında, Türk tiyatrosu ve Yeşilçam'a dair anılarını öykü tarzında kurgulayan tiyatrocu Nedret Güvenç, "Cahil filmcilerin tuttuğu ucuz yönetmenler, tiyatrocularla çalışamazdı" diyor
Yasemin Bay
Anılarınızı yayımlamaya nasıl karar verdiniz? Zamanı mı gelmişti?
Hikâyelerimi bir arada toplamak istedim. Kitaba adını da veren "Aşk Yoksunları" güzel bir öyküydü. Adam Öykü'de çıkmış bir öyküm de vardı. Bunlarla birlikte yeni yazmış olduğum öyküleri bir araya getirdim.
"Aşk Yoksunları"nda birçok aşktan söz ediyorsunuz...
Aşk sadece insanın insana duyduğu aşk değil. Çok aşk vardır hayatımızda. Kitapta da bu çeşitliliğe yer vermeye çalıştım. Aşk ağır basıyor tüm öykülerde.
Yazarken nasıl bir yol izlediniz?
Kalem kendisi gidiyor. Anıdan anı doğuyor. Bu işin tekniğini okuyarak öğrenmiş ve yazar olmuş biri değilim. Ama içten gelen bir dengem var. Bir olayı anlatırken çok daha ilginç bir noktaya getirmeliyim, çok da can sıkmamalıyım diye düşünüyorum.
Kendimce bir teknik oluşturdum. Tiyatrocu olduğum için belki, meslekten gelen bir kurgu düzenim var. Öykülerde anlattığım olayların hepsi gerçek. Bazı yerlerde isimleri değiştirdim sadece.
Tiyatroyu da anlatıyorsunuz.
Tiyatronun o dönemlerine dair bilgi vermesini de istedim öykülerimin. Ama doğrudan doğruya tarihi bir kitap yazmak da istemedim. Mesela Nazlı'nın, o fedakâr kadının hali bende yer etmiş. Onu anlatırken bir yandan da tiyatrodaki o günler, turne olayları geldi aklıma. Olay olayı çağrıştırıyor. Mesela Adalet Ağaoğlu'nun kardeşi, önemli bir tiyatro yönetmeni olan Güner Sümer'i anlattım bir öykümde. Güner unutulacak diye üzülüyordum. Onun için yazdım.
Yeşilçam'a dair şöyle bir tespitiniz var: "Pek çok tiyatro oyuncusu Hollywood'a Broadway'den veya Londra sahnelerinden transfer olmuştur. Oysa bizde Yeşilçam yapımcıları tiyatro oyuncularından kaçtı."
Çünkü o zaman şimdiki gibi okullu sinemacılar yoktu. Sinema para getiren bir şey olduğu için evini barkını satıp filmci olan cahil insanlar vardı. Onların tuttuğu sıradan ucuz yönetmenler tiyatrocularla çalışamazdı. Ama tabii ki çok kültürlü, değerli yönetmenlerimiz de vardı: Halit Refiğ, Metin Erksan, Atıf Yılmaz gibi... Onlar Yeşilçam'ı Yeşilçam yapan yönetmenler. Bunların yanı sıra bize illallah dedirten, iki kitap okumayan, yeniyetme yönetmenler vardı ve onlardan çok çekerdik.
'ÇITAYI AYHAN IŞIK YÜKSELTTİ'
Benim zamanımda oyuncu ücretleri çok azdı. 1950'li yıllarda en büyük starların aldığı ücret 1500 ile 2000 lirayı geçmezdi. Muzaffer Tema, Kenan Pars, Turan Feyzioğlu, Semiha Yelda, Gülistan Güzey, Suavi Tedü, Sezer Sezin, Neriman Köksal, Sami Ayanoğlu, Talat Artemel, Reşit Gürzap... daha pek çok sayabilirim, bu rakamlara çalışırlardı. Üstelik paralarını zar zor alırlardı. Çoğu da bono alıp, onu tefeciye kırdırıp zararına çalışırdı. 1953 yılında ünlü "Hıçkırık" filmimden 3000 lira aldığım zaman duyanlar inanamadı. Özellikle rahmetli Halide Pişkin'i hatırlıyorum, "Hadi canım sen de! Kim o parayı verir?" diye sinirlenmişti. Oysa Hürrem Erman o parayı ben istemeden vermişti.(...) Yeşilçam'da çıtayı yükselten Ayhan Işık olmuştur. O, akıllı çıktı, çok kazandırdı ama hak ettiği ücreti de aldı. Zamanın parasıyla tam 10 bin lira!
Türkeş'ten kırmızı karanfil demeti
Yıl 1973. İstanbul teröre teslim. Sadece İstanbul mu? Bütün ülke teröre teslim. (...) Hiç unutmam, bir gün oyun bitti, alkışlar başladı, alkışların içinden elinde kocaman bir kırmızı karanfil demetiyle, genç irisi bir bey çıktı sahneye, çiçekleri bana verdi ve "Başbuğumuzdan sevgilerle," dedi gitti. Sürpriiiiz!... (...) Başbuğ Türkeş daha pek çok tiyatroya kırmızı karanfilli tebrik mesajları göndermiş!.. Oysa sokaktaki kavgalar, cinayetler, bombalar çok farklı mesajlar vermekteydi!
|
|
|

|
|