|
Bayram haftası, mangal tahtası...
Bayram tatili süresince trafik kazalarında ölenlerin sayısı 30'u, yaralananların sayısı 220'yi aştı.
Sel baskınlarında ölenleri, kendiliğinden çöken yapılarda ölenleri, sağlık hizmetlerindeki özensizlik nedeniyle ölenleri, Pakistan depreminde ölenleri ve Irak'ta birbirlerini öldürenleriyle; doğal olmayan vakitsiz ölümler, çok daha bol İslam aleminde...
Nasreddin Hoca'ya:
- Hoca, demişler; neden vakitsiz ölümler çok daha fazla İslam aleminde; Müslümanlar beceremiyorlar mı, sen şakrak doğru dürüst yaşamasını?
Hoca:
- Yok, demiş; öyle değil. Onlar Tanrı'yı başkalarından daha çok sevip, öteki dünyaya daha çok önem verdikleri için; hemen hemen elbirliğiyle, bir an önce ahrete kavuşmakta daha aceleci davranıyorlar. Yollar, hemzemin geçitler, arabalar, otobüsler, kamyonlar da yardım ediyor buna; ambulans şoförleri, parasız belediyeler, çarpık yapılanmalar, Arap şeyhleri ve aşiret beyleri de; hepsi bundan ibaret...
***
Yardımsever derneklerden birinin aracılığıyla, değişik yaşlardaki 6 erkek, aynı gün ortak bir düğünle evlendirilip, ilk gecelerini geçirmeleri için, deniz kıyısındaki lüks otellerden birine misafir edilmişler.
6 güveyden birincisi 25, ikincisi 35, üçüncüsü 45, dördüncüsü 55, beşincisi 65, altıncısı da 75 yaşındaymış...
Ertesi sabah güveyler, kahvaltı için salona inmeye başladıklarında, 25 yaşında olan herkese:
- Günaydın, günaydın, günaydın, günaydın, günaydın, günaydın, demiş.
35 yaşında olan:
- Günaydın, günaydın, günaydın, günaydın, günaydın, demiş.
45 yaşında olan:
- Günaydın, günaydın, günaydın, demiş.
55 yaşında olan:
- Günaydın, günaydın demiş.
65 yaşında olan:
- Günaydın, demiş.
75 yaşında olan da, sadece:
- Merhaba, demiş...
***
Yukarıdaki fıkra, siyasal parti liderine yakıştırılmak istense; acaba Başbakan Tayyip Bey, kaç yaşındaki güveye benzetilirdi, muhalefetteki parti başkanları kaç yaşlarındaki güveylere?
Benzetme serbest, madem düşünce özgürlüğü var...
***
1971 yılının temmuzunda, Kartal Askeri Cezaevi'nin, 2 küçük oda ve küçükçe ortak bir meydandan oluşan 60 metrekarelik koğuşunda; 40'a yakın fikir suçu sanığı gözaltına alınmıştı. Sanıklar arasında, Aziz Nesin de vardı, İlhan Selçuk da, bendeniz de... İki ay boyunca güneşe dahi hiç çıkarılmamıştık.
Bir gece kalktığımda; 20 yaşlarındaki sanık gençlerden birinin, ranzaların önündeki ortak masada tek başına satranç oynadığını görmüştüm. Satranç tahtasına şöyle bir göz atmış, beyaz taşları kastederek:
- Aferin Hasan, yeniyorsun işte, demiştim.
Hasan:
- Evet ama, ben siyah taşları tutuyorum, demişti.
***
O günden bu yana hiç karşılaşmadığım Hasan Çetin, iki hafta önce bize geldi. Maşallah büyümüş, yaşı 50'yi geçmiş. Bor madenleriyle uğraşıyormuş. Bor madenlerinin durumu hakkında da bir kitap yazmış, getirdi kitabını da...
Ve ben içimden:
- Keşke, dedim; Faik Türün Paşa sağ olsaydı da, görseydi vaktiyle gözaltına aldıklarının, bugün hangi durumlarda ve hangi düzeylerde yaşadıklarını?
Ne yapalım, bizim en yakın tarihimiz bile, yok etmeye çalışmışlarla, yok olmamaya çalışmışların tarihi...
***
İncili Çavuş, yerli demokrasi hakkında konuşurken:
- Biz, diyormuş; muhalefet olarak, "karşı bütçe" yapmayı, "gölge kabine" kurmayı falan değil; eski zaman tencerelerini örnek aldık kendimize.
Çavuş'a sormuşlar:
- Yani ne demek istiyorsun İncili Çavuş?
- Hatırlamıyor musunuz tencereler arası tartışmayı:
"- Tencere dibin kara...
"- Seninki benden kara...
***
Eski Osmanlı sarayında, en başta padişah olmak üzere, devlet büyüklerine saygı gösterme üslubu çok gelişmişti.
El etek öpme yanında; kulunuz, köleniz, hak-ı payiniz, diye yerlere kapanma da vardı.
Saray protokolüne göre, padişahın yanına yakın durma hakkına sahip olanlara "ileri gelenler" denirdi. Bazıları da, o hakka sahip olmadıkları halde, durmaları gereken yerden öne doğru gitmeye çalışırlardı. Onlara da "fazla ileri gitti" denir ve kendileri hemen geriye çekilirdi.
***
Cumhuriyet ilke ve inkılapları sayesinde hepsi değişti bunların.
Ve devlet büyüklerinin "gözüne girme" dönemleri başladı.
Bunu beceremeyenler de ne yapsınlar; o zamandan bu yana hiç değilse büyüklerin başka bir yerine girmek için uğraşıp duruyorlar...
***
250 milyon nüfuslu ABD'de, nüfusun üçte 2'sini temsilen 170 metre boyunda bir sırık hazırlanıyormuş.
Bekri Mustafa sırığı görünce sormuş:
- Amerikan bayrağını mı çekeceksiniz bu sırığın ucuna?
- Bu sandığın gibi bir bayrak gönderi değil; kazık, demişler.
- Ne yapacaksınız bu kazığı?
- Irak'ta ölen Amerikan askerlerinin sayısı 2 bini geçti; daha da artarsa, Başkan Bush'u oturtacağız üstüne...
***
Orhan Murat Arıburnu'ndan bir şiirle bitirelim yazıyı:
Bir gün
Ne el öptü, ne etek
Dudaklarım, bakir dudaklarım...
Bir gün yıldızları öpecek...
c.altan@prizma.net.tr
|
|