|
 |
|
|
Çocuklar aziz vatan malıdır
Kimsesiz çocukların bakım ve büyütülmesi sadece gönüllü kuruluşlar ve gönüllü annelerle çözümlenecek bir sorun değildir. Eğitimcilerin yetiştirilmesi gerekir
Fax: (0312) 427 20 64
Bir haftadır Malatya'daki çocuk yuvası gündemde; bakanlar, valiler şiddetle tenkit ediliyor. Hiç şikayetçi değiliz. Ehliyetsiz bakıcılar beş-altı çocuk bir arada oldu mu kendi çocuklarını da terbiye etmek değil, bu şekilde sindirir. Nihayet bakıcı zulmü edebiyatını tamamlayarak çocuklarla ilgilenmeye başladık. Tabii ilginin yakın bir bilgiyle tamamlandığı söylenemez. Hele bazı sürekli tedbirlerin nasıl ve ne derecede uygulanacağını zamanla göreceğiz.
Rahmetli Nimet Arzık'la bir cümle üzerinde mutabıktık: "Biz milletçe çocuk çok severiz ama yalnız kendi çocuğumuzu..." Başkasının çocuklarıyla bir ilgimiz olamaz ve çoğunlukla bunu kabaca belli ederiz. Kimsesiz çocuk yuvalarının feci hali sadece Türkiye'ye değil, bütün Balkan ülkelerine özgüdür. Bulgaristan'da üç yaşında bir çocuğu evlat edinen meslektaşımız profesör hanımı çok kutlamıştık. Bir otomobil kazasında dünyayı terk eden mühendis ebeveynin yuvaya düşen çocuğuymuş. Yuvadaki şartların feci olduğu belliydi. Arnavutluk'ta bu durumdaki birçok çocuğun yuvadan sokağa kaçtığını görmüştük. Ben arkadaşlarımla ortaokul sıralarındayken okulun yanındaki çocuk yuvasının içine sızar ve yürek sızlatıcı manzaraları görürdük. Kimsesiz çocuklara şefkatli diyemeyiz ama adaletli bir davranışı ancak Avrupalı rahibelerin gösterdiği oldukça doğru bir gözlemdir; ama orada bile rahibe Teresa örneğinin fazla yaygınlaştırılamayacağını bilmemiz gerekir.
Pedagog yetiştirmekte başarısızız
Ebubekir Hazım Tepeyran merhumun "Küçük Paşa" adlı bizdeki ilk köy romanı sayılabilecek eserinde bir paşanın evlatlığı olarak konakta el bebek gül bebek büyürken paşanın vefatı üzerine getirildiği köye sürülen ve mahvolan yavrucağın dramı anlatılır. Paşanın yakınları onu konaktan köye kovalarlar. Üstünde bırakılan küçük paşa üniforması ile doğduğu köyde yarı aç ve ruhen yıkılmış bir halde gezinir. Ebubekir Hazım, Anadolu köyünün feci halini küçük paşanın geldiği dünyaya tezat olarak sergiler. Şu günlerde birdenbire herkesin üstüne titremeye başladıkları Malatyalı bebeler de inşallah aynı akıbete uğramazlar. Hediyelerimizi alarak bayram ziyaretlerimizi yapalım. Çocukları evlere de davet edelim. Ama bir ay sonra ortada kalan müziç birtakım insanlardan başkası yuvalara uğramayacaksa bu heyecan neye yarar? Türkiye'de kimsesiz çocuklar yurdu, çocuklara gerçek anlamda bir eğitim vermez. Cami avlusunda bulunup buralarda büyütülenler 18 yaşına gelince kapının önüne konur. Üzeyir Garih'in öldürülmesi olayında açığa çıktı ki bu yavruların bazıları mezarlığa fahişe ve hırsız olarak dönüyor. Toplum olarak onlara verebildiğimiz bu.
Geçen Osmanlı asırlarında cami avlusunda bulunan veya sokağa atılan bebeleri küçük bir aylıkla dul veya yalnız bir kadının eline verirlerdi. Çocuk yurdu talihsiz bir yavrunun yaralarını sarmaya yetmez. Derhal gönüllü aileler bulmalıdır. Bunlar aslında var; fakat formalitelerin uzunluğu ve manasızlığından bu gibi sahipsiz çocukları evlat edinemiyorlar. Gözlemci ailelerin veya hayırseverlerin çocuk yuvası ziyaret etmeleri fazla derde deva olmaz. Kaldı ki böyle bir zümrenin içinde gerçekten iyi niyetliler çoğunlukta olsalar bile, az miktarda kavga çıkarmayı ve reklamı seven tipler de vardır, ve bunlar yavruların da tadını kaçırır, idareceleri de haksız yere hırpalar. Hiç kuşkusuz pedagog yetiştirme konusunda hiç iyi imtihan veremedik. Kimsesiz çocuklar sadece dayak değil başka tehditlerin de altında. Ama bunları bilir bilmez tekrarlamak da çocuk bakıcılığını ve eğitimciliği de istenmeyen meslek haline getiriyor. Duygusallık saygı gösterilecek itici bir faktördür; insanların iyilik ve adalete olan susuzluğunu ifade eder. Ama mantık ve kanunla meczedilemeyeni zararlı olur ve başka saçmalıklar doğurur.
Çocuklara karşı ilgisiziz
Türkiye toplumunun kendine has meziyetleri ve her toplum gibi kendine has kusurları vardır. Kusurların başında kendimizin olmayan çocuklara karşı gösterdiğimiz ilgisizlik gelir. Sokakta 100 binin üstünde Türk çocuğu var; sayıları artıyor; güya bir damın altına alınanlara da hayatta dik durmalarını sağlayacak zanaat eğitimi verilemiyor. Çok yetenekli olanları toplumda mutena yerlere gelebiliyor ama onların da gönül yaralarının kabuk bağlamadığı son günlerdeki demeçlerden anlaşılıyor.
Kimsesiz çocukların bakım ve büyütülmesi sadece gönüllü kuruluşlar ve gönüllü annelerle çözümlenecek bir sorun değildir. Eğitimcilerin yetiştirilmesi gerekir; bu çocukların bir an önce sağlıklı aile çevreleriyle bütünleştirilmesi için ciddi envanter çalışmaları yapılmalıdır. Evlat edinecek ailelerin konumları tahkik edilir. Yuvadaki çocuk; kendisi rehabilitasyona muhtaç ailelerin yanında rehabilite edilemez. Dünyada ilk resmi çocuk bayramını biz ihdas ettik ama çocuk bakımı konusunda en ilkel düzeyde çok geri kalmış bir ülkeyiz. Toplumun bütün kesimlerinin bu kampanyalara destek olması umulur.
|
|
|

|