|
 |
|
|
AB'den bir uyarı daha
Milli güvenlik tanımını daraltın!
AB İlerleme Raporu'nda, milli güvenlik tanımının geniş tutulmasınının milli güvenliği koruma kaygısıyla özgürlüklerin kısıtlanması riski yarattığı, askere geniş manevra alanı tanıdığı belirtiliyor
Güven Özalp
Avrupa Birliği (AB), Türkiye'deki "milli güvenlik" tanımının çok geniş bir alanı kapsamasından rahatsız. Brüksel, bu tanımın geniş tutulmasınının, milli güvenliği koruma kaygısıyla özgürlüklerin kısıtlanması riskini yarattığını düşünüyor. Bu konudan duyulan rahatsızlık, İlerleme Raporu'nda da dile getiriliyor.
AB'deki standart ve uygulamalara uyum amacıyla gerçekleştirilen reformların zaman zaman yargı makamları tarafından dar yorumlanmasını eleştiren rapor, milli güvenlik konusunda da "geniş yorumlama" olasılığından rahatsız.
'Yoruma göre genişliyor'
Milli Güvenlik Kurulu Kanunu'nun 2a maddesine dikkat çekilen raporda, milli güvenlik kavramını geniş tanımladığı belirtildikten sonra "Bu tanım, yorumlamaya bağlı olarak tüm politika alanlarını kapsayabilir" deniliyor. İlgili kanunda ise milli güvenlik tanımı, "Devletin anayasal düzeninin, milli varlığının, bütünlüğünün, milletlerarası alanda siyasi sosyal, kültürel ve ekonomik dahil bütün menfaatlerinin ve ahdi hukukunun her türlü dış ve iç tehditlere karşı korunması ve kollanması" şeklinde yapılıyor.
Askerin alanı fazla bulundu
Raporda, Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu'na yönelik olarak kullanılan "Türk ordusunun rol ve görevlerini düzenleyen bu yasa, askerlere geniş bir manevra alanı veren maddeler içeriyor" ifadeleri de dikkat çekiyor.
Komisyon yetkilileri, sivil-asker ilişkilerinin, raporda gelişmelere rağmen eksikleri bulunan bir alan olarak görüldüğünü belirterek, "Milli güvenliğe yönelik bu tanımın alanı çok geniş olduğundan diğer yasaların uygulanmasına ilişkin değerlendirmeler bundan etkilenebiliyor" diyor.
'İfade özgürlüğünü tehdit'
Bu bağlamda ise akla ilk olarak Türk Ceza Kanunu'nun devlete ve devlet kurumlarına hakarete ilişkin 301. ve temel ulusal çıkarlara yönelik 305. maddeleri geliyor.
Benzer maddeleri ifade özgürlüğü açısından tehdit olarak gören raporda, özellikle devletin egemenlik simgelerine, devlet organları ve milli güvenliğe atıfta bulunan maddelerin bu durumu yarattığı vurgulanıyor.
Gül'e 'casus belli' sitemi
Yunanistan'ın Ege'de karasularını genişletmesinin 'casus belli' (savaş nedeni) sayılması atfının silineceğinin açıklandığı, ancak devamının gelmediği belirtildi
TÜRKİYE'nin dış politika ve güvenlik konusunda politikalarını Avrupa Birliği'yle (AB) büyük ölçüde uyumlu haline getirmesi, Brüksel'i tatmin ediyor.
Yunanistan'la ilişkiler ise ayrı bir yer tutuyor. İlişkilerin seyrini memnuniyetle karşılayan AB, İlerleme Raporu'nda, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'e "casus belli" siteminde bulunuyor.
'Yeni gelişme yok'
Türkiye'nin, Yunanistan'ın Ege'de karasularını 6 milin üzerine çıkarmasını "casus belli" (savaş nedeni) sayması, bu konunun İlerleme Raporu'nda da yer almasına neden oluyor. Raporda, TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın Nisan 2005'te "casus belli" atfının düşürülebileceğine yönelik bir açıklama yaptığı hatırlatıldıktan sonra, "Gül, bu atfın silinmesine herhangi bir itirazı olmadığını dile getirdi. Ancak o zamandan bu yana bunun gerisi gelmedi" deniliyor.
Atina bastıracak
Yeni Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nde (MGSB) de "casus belli" atfının bulunması ise Atina'yı rahatsız ediyor.
Yunanistan'ın, İlerleme Raporu taslağında yarın yapılması beklenen son değişikliklerde "casus belli" konusunun altının daha kalın bir şekilde çizilmesini talep edeceği belirtiliyor.
'Öcalan davasında ne yapacaksınız?'
İLERLEME Raporu, Türkiye'nin, terörist Abdullah Öcalan konusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) aldığı karara nasıl uyacağının belirsizliğini koruduğuna dikkat çekiyor.
Türkiye'nin, 2 Şubat 2003'ten önce AİHM'nin önüne gelen, Öcalan davasının da aralarında bulunduğu davalara yeniden yargılamayı halen uygulamadığını vurgulayan rapor, "bu davaların yeniden açılmalarının aciliyetini" dile getiriyor. AİHM Büyük Dairesi'nin Mayıs 2005'te verdiği kararda, Türkiye'nin kararın gereklerini yerine getirme konusunda "yeniden yargılama" ya da "davanın yeniden açılması" unsurlarını da göz önünde bulundurabileceğini işaret ettiği hatırlatılıyor. Raporda, "Konu büyük ölçüde Türk yetkililerin değerlendirmesine bırakıldı. Şu an itibarıyla Türk yetkililerin kararın gereklerini yerine getirmek için ne tür bir yöntem uygulayacakları açık değil" denildi.
AB vatandaşlarına oy hakkı istenecek
İLERLEME RAPORU'nda Türkiye'nin, Avrupa Birliği vatandaşlarının haklarına yönelik uygulamaları da yer alıyor. Raporda, zamanı gelince Türkiye'de AB vatandaşlarına oy hakkı verileceği hatırlatılıyor. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın, seçimlerde sadece Türk vatandaşlarının oy kullanması ve aday olmasına olanak tanıdığına dikkat çekilen raporda, ileride bu konuda da değişiklik isteneceği belirtiliyor. AB vatandaşlarının haklarına ilişkin paragrafta, "Zamanı geldiğinde ülkede ikamet eden ve vatandaşlığa (Türk) sahip olmayan Birlik vatandaşlarına Avrupa Parlamentosu seçiminde ve yerel seçimlerde aday olma ve oy kullanma hakkı verilmesi gerekecek" deniliyor. Rapor, AB vatandaşlarının ikametiyle ilgili düzenlemede de değişiklik gerektiğini vurguluyor.
'Güvenlik güçleri cezalandırılmıyor'
İLERLEME RAPORU'nda, güvenlik güçlerince işlenen suçların çoğu zaman cezasız kalmasından duyulan rahatsızlık dile getiriliyor. Bu konuda mahkemelerin güçlerinin yetmediği ya da isteksiz davrandıkları yorumunda bulunuluyor. Resmi istatistiklere göre, 2005'in ilk çeyreğinde güvenlik güçleriyle ilgili 1239 dosya açıldığına dikkat çekilen raporda, dosyaların sadece 447'sinin kovuşturulduğu belirtiliyor. Bu tür davalarda mahkumiyet kararının ender olduğuna dikkat çekilen raporda, "Mahkemeler, bu tür suçları işleyenlere uygun cezayı verememe durumundalar ya da bu konuda isteksizler" deniliyor. 2004'te karar çıkan 1831 davadan 99'unun hapis cezasıyla sonuçlandırıldığını, 85'inde ise ceza verildiğini anımsatan raporda, 1631 kişinin aklandığı vurgulanıyor. Bu tür suçlar nedeniyle mahkeme karşısına çıkan polislere, genelde dava süreci boyunca görevden el çektirilmediği de raporun tespitleri arasında yer alıyor.
|
|
|

|