|
 |
|
|
Sivas ellerinde
Sivasspor'un hafta içinde bay Lorant ağzıyla seslendirdiği "Fenerbahçe'yi tehdit beyanları" maçın başlamasıyla gelen erken golde oyunun ekranlarına düşüvermişti bir anda...
Yani ilk sayı, Lorant'ın bilinen yüz ifadelerindeki sempatiklikleri bir anda tedavi ediyor ve Alman hoca meslektaşı ve de vatandaşı Herr Daum'u birkaç dakikalığına olsa da yenmenin keyfiyle yaşıyordu maçtaki "ilk dakikalar zevkini"... Ama olmuyor, olamıyordu işte... Şairin dediği gibi "Büyük balık, küçük balığı yutmak üzere" derhal pusuya yatıyordu yeni gelmiş tecrübesiz, ama heyecan dolu genç Sivasspor ekibinin karşısında... Fenerbahçe sahada pahalı ayakların kurduğu "amaca kolay gitme pasları" ile maça hakim oluyor, yediği erken gole rağmen hemen karşı sayılarla Sivas'ın kazanma rüyalarına bir kabus gibi iniyordu.
Taşra kabadayılığı
Evet, yaklaşık 100 milyon dolarlık bir takımla Avrupa'da yaya kalırken, kendi ülkende "taşra kabadayılığına soyunmak" kolaydır tabii... Usta ayaklar Arena çimeninde garip birer yabancı gibi çaresiz dolaşıp, dururlarken, ordan dönüp Sivasspor'un önünde yarışmak öyle veya şöyle oyunun 3 puan amaçlarındaki futbol direksiyonlarını sahiplenmek normaldir. Ama Sivas düşünce olarak Fenerbahçe'den puan kapmayı oyun stratejisi olarak kafasına takmışsa eğer, işte sahadaki puan kavgası da böylesine "gol düellosu" olarak sarıp, sarmalar 90 dakikanın her bir anını... Volkan, Anderson'un golünde neden çabuk bir planjon yapamadığını kendi kendine sormalıdır. Çünkü fileler önündeki görevlerinde parlak kalecilik hünerleri Fenerbahçe seyircisinin gözlerini kamaştırabilir. Ancak Volkan'ın bizzat kendisi böylesine bir inanç aldatmasına kapılırsa eğer, korkarım Rüştü'nün teknik kulübedeki yedek ranzasına abone olabilir.
Fenerbahçe şöyle veyahut böyle üç puanı Sivas'tan zor da olsa kurtarabildi. Ama futbol melekleri Sivas'a biraz gülümseyebilseydi eğer, sarı-lacivertlilerin bu zor deplasmandan gözyaşlarıyla İstanbul'a dönmesi işten bile değildi.
esenay@milliyet.com.tr
|
|
|

|