|
 |
|
|
Osmanlıcanın özel sektörü
Bugün Türkiye'de özel sektör etlenip kemiklenmek için çırpınıp durmakta, ama keskinliğine bakılırsa en basit servis örgütlerini dahi doğru dürüst işletmekte sıkıntı çekmekte... Örneğin firmalar, abone ağlarını yeterince geliştirememekte, bağlandıkları abonelere de vaat ettikleri hizmeti gerektiği gibi yapamamakta...
***
Bunun nedenleri bir ölçüde parasal, ama büyük bir ölçüde de psikolojiktir. Sermaye kuruluşları, bir hayli karmaşık olan "resmi mevzuat"ın girdisini çıktısını iyi kullanacak "memur tipi" elemanlara fazla önem verirken; bu yapıdaki elemanların, "müşteri" ile olan ilişkilerle, yeni müşteriler yaratma girişimlerinde ne kadar hantal ve "köy ağası tavırlı" kaldıklarını görememektedirler.
***
Böylece sermaye kendini geliştirmek için, "resmi mevzuatın" girdisini çıktısını iyi kullanma becerisiyle; müşteri kitlelerine dayanma örgütlemesi arasında, yıllardan beri bocalar görünmekte...
Ankara'yla temas kurmakta gösterilen titizliklerin yüzde biri, aboneleri hoşnut etmekte gösterilememekte...
***
Bunun nedeni, altı yüz yıllık bir imparatorluğun felsefesiyle ilgili...
Bu felsefeyi tüm boyutlarıyla anlayabilmek için, su yolları üstünde kurulmuş bir imparatorlukta; neden özel sektörün ve deniz ticaretinin gelişmemiş olduğunu derinliğine görmek gerekir. Böyle bir olgu, tarihte rastlanmayan bir olgu...
Su yolları üstünde kurulmuş o ölçüdeki her imparatorlukta; hem deniz ticareti, hem de özel sektör alabildiğine büyümüş ve emdikçe şişkinleşen sermaye birikimiyle, dünyanın dört bir köşesine dal budak salmıştır.
Aynı klasik şemanın, Osmanlı İmparatorluğu'nun bünyesinde de kendini ortaya çıkarması doğal sayılması gereken bir oluşumdu. Ne var ki bu doğal oluşum gerçekleşememiştir.
***
Osmanlı sarayı, servet birikiminin kendi iktidarına ortak olacağı korkusuyla, hazineden kaynaklanan ve gereğinde geri alınan zenginlikler dışında, hiçbir zenginliğe izin vermemiştir.
***
Daha 1360 yıllarında, I. Murat'ın hazineden geçinen vezirleri, kireç ticaretinden zengin olan Ergandi adında bir Bursalıyı, padişaha şöyle şikâyet etmişlerdi:
- Bu kişinin mal çokluğu vardır. Bağımsızlık davası güdebilir. Zorbalığa başvurup ülke sahibi olur. Parasını elden çıkarması için, kedisine bir köprü yaptırılması emredile...
***
Ticaretin azınlığın eline bırakılması, sarayın akılsızlığından değildi. Saray, zengin olsa dahi azınlıkların kendi iktidarına ortak olamayacağını ve İslamiyeti politik bir baskı aracı olarak kullanıp, hepsinden dilediğini alabileceğini biliyordu...
***
Padişahların evlenmemeleri ve erkek çocuk doğuran cariyeyi valide sultan yapmaları da, boşuna değildi. Düğün dernekle doğru dürüst evlendikleri takdirde, karılarının soyunu da iktidarlarına ortak etme sakıncası beliriyordu.
***
Deniz ticareti ise en nefret ettikleri konuydu. Deniz adamlarına ne idüğü belirsiz baldırı çıplak kişiler olarak bakılırdı. Timur'un Yıldırım'a yazdığı sövgü mektubunda da, "Yıldırım'ın dedelerinin denizci tayfasından olduğunun bilindiği" hakareti vardır.
***
Kanuni, denizlerdeki güçsüzlüğünü gördükten sonradır ki, Kuzey Afrika kıyılarında; belki de Kartaca geleneklerinin uzantısıyla kendiliğinden yetişen Barbaros'a, "Kaptan-ı Deryalık" verme gereğini duymuş ve deniz gücü, ondan sonra önem kazanmaya başlamıştır. Ama deniz ticaretine, hiç mi hiç el atılmamıştır.
***
Sarayın, bilinçli olarak, özel sektörün gelişmesine hiçbir olanak ve ortam tanımadığı bir imparatorlukta; bugünkü sermaye kuruluşlarının da, piyasa örgütlenmesinde acemi kalmaları ve "köy ağası tavırlı" hantal elemanlarla, basit hizmetlerin bile üstesinden gelememeleri normaldir.
Hele bu elemanlar, "resmi mevzuat" konularında ustaysalar, müşterilerle olan ilişkilerde ipe un sermeleri büsbütün normaldir.
Alışkanlıkları gereği, Osmanlı Sarayı'na yanaşır gibi yanaşmaktadırlar sermaye kuruluşlarına ve çok hızlı dönmesi gereken çarkları, ağır aksak çevirir gibi görünmekle yetinmektedirler.
***
Türkiye bu dönemi çabuk atlatacaktır. Özel sektörde de büyük değişiklikler olacaktır. Dışarıya açılmalar ve evrensel ölçülerle bütünleşmeler, ister istemez zorlayacaktır bunu...
***
Eski saray felsefesiyle liberalizm olamaz; nasıl ki, başka tür uygulamalar da olamazsa...
Birbirine en zıt bakışlarda bile, hep aynı felsefenin küf ve yosunlarını görmekten, inan olsun usandık...
Not: 23 yıl önce yazılmış bir yazı... "Kullar ve Sultanlar"dan...
c.altan@prizma.net.tr
|
|
|

|