Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 09 Kasım 2005 / Çarşamba  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    İnteraktif 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Blues eşliğinde dans: Diyarbakır'da halay, Moskova'da vals

Sahnede Big Time Sarah, izleyiciler arasından seçtiği Rus kızlarla birlikte poposunu sallıyor. Güçlükle yürüyen Big Time Sarah'ın sahnedeki bu performansını görseydi, Hülya Avşar yerlere eğilip poposunu salladığı o acayip klibi çekmezdi herhalde


Karlı bir gece. Şuralarda bir yerde "karlı kayın ormanları" olacak ama kim bilir, nerede? İçinde bulunduğumuz minibüs kalpaklı, coplu polisler tarafından durduruluyor. Ya paramızı istiyorlar ya da... Davetiyelerimizi! Park yeri için.
Girmeye çalıştığımız bu yere "bahçe" diyor Ruslar. Sovyetler döneminde fuar alanıymış. Akla gelebilecek her şey buradaki pavyonlarda sergileniyormuş.
Minibüs bir roketin önüne park edilince "her şey"den kastedilenin hakikaten her şey olduğunu anlıyoruz. Bu roket, uzaya giden ilk insan olan Yuri Gagarin'i götüren taşıtın ta kendisi zira.

20 no'lu pavyonda blues
Biz Efes Pilsen Blues Festival'in Moskova ve Petersburg ayaklarını izlemek için Rusya'dayız. 16'ncısı 9 Kasım'da Türkiye'de başlayacak olan festival (Bakınız: Sayfa: 8-9), 5 yıldır Rusya'da da düzenleniyor. Moskova'daki konserler fuar alanındaki 20 no'lu pavyonda yapıldı. Petersburg'taki ise buz pateni salonunda. Her ikisi de binlerce insanı ağırlayabilecek büyük alanlardı. Büyük olmaları şarttı çünkü satılan bilet ve tüketilen bira gibi rakamlara bakılırsa Rusların blues'a da, biraya da ilgisi Türkleri katlıyor.
Yine de biraz geriden geldikleri söylenebilir. Blues takipçileri Big Time Sarah'ı 1991'de, Magic Slim&The Teardrops'u 1994'te, Buckwheat Zydeco'yu 1999'da Türkiye'de izlemişti.

Çalkala yavrum çalkala
Magic Slim&The Teardrops pek çok kişi tarafından "son gerçek Şikago blues topluluğu" kabul ediliyor. Topluluğa vokalde eşlik eden Big Time Sarah, New York Times'a göre "daha genç, daha esnek bir Koko Taylor".
Hakikaten de Big Time Sarah'ın "esnekliği" tartışılmaz. Özellikle "Shake It"te -müsadenizle "Çalkala yavrum çalkala" diye tercüme etmek istiyorum- izleyenlerin arasından seçtiği üç Rus kızla, popolarını salladıkları bölümü, hele de ayakta zor duran, güçlükle yürüyen Big Time Sarah'ın buradaki performansını Hülya Avşar görse, poposunu salladığı o acayip klibi katiyen çekmezdi herhalde.
"Shake It" ne kadar hareketliyse, "Please Don't Dog Me" de o kadar ağır, hisli, şahaneydi bu arada. Başında kovboy şapkası ile dev gibi bir adam Magic Slim. Sesi güzel, gitarı güzel. Ayrıca B.B. King, Ray Charles, Chuck Berry ile falan çalmış, söylediğine göre hepsiyle turne otobüslerinde sarhoş olmuş bir kimse.
Buckwheat Zydeco ise sahneye son çıkan olmanın hakkını verdi. Akordeon ile yaptıkları müzik esnasında salonda oturan kalmadı, galiba herkes ayaktaydı.
Buckwheat Zydeco, asıl adıyla Stanley Dural Jr. "Gelip arkada oturacaksınız, bir saat boyunca dinleyeceksiniz ve 'Hımm, başka bir şey çalamaz mıydı?' diyeceksiniz. Hayır, bunu istemiyorum. Ben sizin buradan çıkarken "Vay, bu adamların bunu yapabildiğini bilmiyordum' demenizi istiyorum" diyor.
Konser sonunda Buckwheat Zydeco herkesi eğlendirme amacına ulaşmış görünüyordu. Ruslar çıkışta ne dedi bilmiyorum, Rusça anlamıyorum ama ben şahsen "Vay be" dedim, "Vay, bu adamların bu kadar eğlenceli olduğunu hiç bilmiyordum!"
* * *
En son Diyarbakır'da, yine bir Efes Pilsen Blues Festival'de müziğe kendini kaptırıp halay çekenler görmüştüm. Rusya'da da herkes kendi bildiği gibi dans etti. Müziğe dayanamayıp ayağa fırlayan yaşlı Rus çiftler blues eşliğinde vals yapıyorlardı.
Bu da işte Diyarbakır'dan Moskova'ya blues'un -biranın payını da unutmamak lazım tabii- zaferi.

Ayı yedim, önermem

Arbat Caddesi, Moskova'nın İstiklal Caddesi. Ama Moskova'nın insanın yüzünü kesen, karlı, sıfırın altında sonbaharı bu caddede İstiklal'deki gibi salınmak için pek elverişli değil. Caddenin sonundaki bir Gürcü lokantasına dalıyoruz. İlk Rus garson terörümüzü de burada yaşıyoruz. Bu konuda çok kararlı ve ısrarlılar: "Paltonuzu vestiyere bırakmadan giremezsiniz."
Gürcü mezeleri çok mu güzel, biz mi çok açız? Gürcü böreği çok leziz. Gürcü ana yemeği olarak da şiş kebap yiyoruz; şiş kebap, bildiğiniz gibi.
Rusya'da hani tezgaha bakıp yemek seçersin ya, öyle bir esnaf lokantasında karidesli salatalar, somon falan oluyor. Ama böyle yerlerde garsonlarla anlaşmaya çalışmayın, boşuna uğraşırsınız. Bir arkadaş et yemeğinin hangi etten yapıldığını öğrenmek için lokantanın ortasında "Mööö, meee" diye haykırdı ama bu çığlıklara pek ilgi göstermediler. Parmağınızla gösterip ne çıkarsa bahtınıza, yumulacaksınız.
Ben bir de ayı eti yedim. Av sezonunda oldukları için mönüde ayı da vardı. Merak etmeyin, alışkanlık haline getirecek değilim. Ufuk Güldemir gibi ayının penis kemiğinin topuzunu gümüşle kaplatıp içki karıştırıcısı yapacak da değilim. Görüntüsü ciğere, tadı hiçbir halta benzemeyen bir şeydi işte, yedim ve unutmak istiyorum müsadenizle.

Kaderin cilvesi mi, kapitalizmin oyunu mu?

Kızıl Meydan (üstteki iki fotoğraf) çok büyük. İnsan ne yöne gideceğini şaşırıyor. Nereye doğru yürümeli, önce hangi binaya bakmalı, ne yapmalı...
Kızıl Meydan'dan yayına bağlanan neredeyse tüm muhabirlerin önünde durduğu, bu yüzden belki de Rusya'nın en ünlü binası olan Aziz Vasili Katedrali işte burada. Lenin'in kızıl ve siyah renkli Ural granitlerinden yapılmış mozolesi de burada. Ne yazık ki bugün ziyarete kapalı, Lenin'in mumyasını göremeyeceğiz yani.
Ve Lenin'in mozolesinin karşısında; komik mi, acıklı mı, kaderin bir cilvesi mi, yoksa kapitalizmin bir oyunu mu, adını siz koyun derdim ama bir adı var zaten:

GUM.
Dünyaca ünlü markaların bulunduğu bir alışveriş merkezi. Eskiden Devlet Satış Mağazaları'na aitmiş, şimdi küçük dükkanlara bölünmüş, ünlü Batılı markaların merkezi olmuş.
Binlerce Rus askerinin, askeri nizamla yürüdükleri meydanda şimdi GUM'dan çıkan turistler ellerinde Batılı markaların adlarını taşıyan poşetlerle dolanıyorlar.
Komik mi, acıklı mı; Lenin'in kafasına kafasına, GUM GUM GUM!


tubakyol@yahoo.com



CUMARTESİ
"Bu müzikalde oynamam için bütün doğa birleşti"
"Bayramda artık seyirci gibi biz de dinleniyoruz"
"Türkiye'den mesaj yağıyor, bu kadar ilgi beklemiyordum"
Blues efsaneleri Türkiye'ye geliyor
Bayram sonrası vitrinler
Enrique Iglesias'ın kokusu
Ücretsiz oyun zevki





Cengiz Eren
İlke Gürsoy
DONATELLA PİATTİ
Sarıkız'ın Anıları
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
Yalvaç URAL

© 2005 Milliyet