|
 |
|
|
Çocuktular, bayram sabahı vuruştular...
Yaşam Güzeldir / Banu Şen
Bir bayram geçti... Kapıları çalanlar, kapıları çalınanlar ya da tam tersi kapıları çalınmayanlar, kapıları çalamayanlar vardı. Kiminin gözü pencereye takıldı, beklediği vardı. Bekledi, bekledi... Ya sevindi ya da yine "gelmediler" dedi. Kimi eski bayramları anlattı durdu, uzaklara daldı gitti.Kiminin gözü artık eskilerde değildi; günün bayram olduğunu bile unuttu.
Sanki hepsi birer Polat...
Benimse en çok çocuklar takıldı gözüme bu bayram. Evet, çoğu yep yeni giysilerini giymiş, büyüklerinin elini öpmek için kapıları çalmaya gitmişti. Buraya kadar tamam. Ama sonrası... Sonrası çok acı! Bu bayram uzun uzun seyrettim sokakta oynayan çocukları. Duvar diplerinde, sokak aralarında birbirini kovalayanları. En çok da ellerindeki silahlar, tabancalar dikkatimi çekti.
"Bayram sevgi, hoşgörüyü bir kez daha anımsatır" diye dinledikleri bayram sabahının birkaç saat sonrası ceplerinde harçlıklar koşup gitmişlerdi köşedeki oyuncakçıya. Bütün bayram harçlıklarını oyuncak tabancaya, patlayıcılara harcamışlardı umursamazca. Hepsi sanki birer Polat ya da başka bir dizi kahramanı olmuş, nedenini bilmedikleri "oyundan çatışmanın" ortasına koymuştu kendini. Acımadan vuruyorlardı birbirlerini.
Ağızlarındaki küfürün ise bini bin para! "Durun" demek istedim. "Bugün bayram. Bari bugün unutun bu oyunları demek istedim." Ama onlara neyi nereden anlatmaya başlayacağımı çözemedim. Belki de "bunu çocuklara anlatmak yerine yetkililerden bari bu patlayıcıları, tabancaları yasaklamalarını istemek en doğrusu" diye düşündüm.
Sağımız solumuz şiddet
Bu garip, anlamsız oyunların faturasını ise birkaç gün sonra gittiğim hastanede gördüm. Mantar tabancasıyla ile gözünden yaralanan çocuklar dizilmişti birer birer yataklara. Çocuk gözlerinin ileride neyi görüp neyi göremeyeceklerine meraklanıp duruyorlardı. Bırakın kendilerini kaptırdıkları o dizileri,"sokakta oyun" diye sorulduğunda bile dehşet sarıyordu yüzlerini. Sağımız solumuz şiddet! Bunu seslendirmekten kimse vazgeçmemeli. Basit diziler, televizyon programları artık çocuklarımızın, gençlerimizin hayatlarına mal oluyor. Bu sesi kimse duymuyor mu? Heryerde satılan bu mantar tabancalarına neden kimse bir yasak koyamıyor?
Çocuklara sanat takvimi
Kaçımız bir cumartesi, pazar günü çocuğumuzun elinden tutup tiyatroya, çocuk balesine operasına ya da konsere götürüyoruz ki? Hem de fiyatları hiç de öyle pahalı değil. Ya da çocuklar için lütfen hazırlanan programları kaçımız eleştiriyoruz? Bayramdan sonra oturdum, Kasım ayı içinde İzmir'de çocuklarınızı götürebileceğiniz etkinlikleri listeledim ben de!
İzmir Sanat'ta; 13-20 Kasım 12.00'de "Çizmeli Kedi" oyunu, 16 Kasım 14.00'te İzmir Devlet Opera ve Balesi'de "Sihirbaz Oz" balesi sahnelenecek.
İsmet İnönü Sanat Merkezi'nde her cumartesi 12.00'de "Bir Varmış Bir Yokmuş" kukla tiyatrosu var. Devlet Tiyatrosu ise 20 Kasım 14.00'te Konak Sahnesi'nde "Kılçık Mahallesi", 27 Kasım'da da "Sihirli Köpek" çocuk oyununun prömiyerlerini gerçekleştirecek.
Bu hafta, Atatürk Haftası...
Sergi meraklıları ise çocuklarıyla 15 Kasım'a kadar açık olan Konak Metro İstasyonu'ndaki "Atatürk ve İzmir Fotoğrafları Sergisi"ne koşabilir. Hanri Benazus'un koleksiyonundaki Ata'nın daha önce hiç görmediğiniz fotoğraflarını bu sergide çocuğunuzla birlikte görebilirsiniz.
"Böyle çocuk olur mu?" "Böyle oyun olur mu?" demek kolay. Onları yalnızca ders çalışan, dershaneye giden, sınavlara hazırlanan, sokağa çıkıp maytap gibi patlayan çocuklar olmaktan uzaklaştırmak en doğru yol. Bu yol da biraz; onların içlerindeki güzel çocuk ruhu okşayacak sanattan geçmiyor mu?
bsen@milliyet.com.tr
|
|
|

|