Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 11 Kasım 2005 / Cuma  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    İnteraktif 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Tartışamıyoruz ki

Takıldığım yabancıların sayısı değil. Artması eksilmesi de değil.
Tartışılması ise hiç değil.
Nasıl olsa bir yerlerde buluşulur.
Önemli de değil.
İlk defa da gündeme gelmiyor bu konu.
80'li yıllarda Galatasaray basketbolunun patronu Faruk Süren, "5 yabancıyla oynayıp, şampiyon olurum" demişti, "Önemli olan oynayanın kim olduğu değil, şampiyonun kim olduğu".
3 yabancılı bir 5'le şampiyon olmuştu da.
Üçünden biri hakiki yabancıydı.
Paul Dawkins, Türk'tü mesela.
90'lı yılların ikinci yarısını domine eden Galatasaray Futbol Takımı'nın Avrupa'daki beklenen başarısı gecikince de tartışıldı bu konu.
Daha sonra da ara sıra gündeme getirdiler yorumcular yabancı sınırlamasını.
Sonuncusu farklıydı ama...
Schalke-Fenerbahçe maçından sonra aniden ikiye ayrıldı futbol kamuoyu...
Tartışmanın şekli de hoş değil, içeriği de, filanı falanı da...
Fenerbahçeli taraftarların ve medyadaki Fenerbahçeli taraftar yorumcuların, başkanlarının söylediğini gözü kapalı hemen onaylaması...
Diğerlerinin taraftarlarının ve taraftar yorumcularının da gözü kapalı hemen karşı çıkması.
İşte buna takıldım.
Hele entegrasyon, globalleşme, 2014 ve Avrupa Birliği diye başlamaları yok mu söze...
Tartışmanın tarzı ve tartışanların çok çabuk bir şekilde taraf olmaları AB'nin ruhuna aykırı.
Bu tartışma herkesin kendi fikrini seslendirdiği bir platformda yapılmıyor.
Herkes sahibinin sesi.
Hele hele tartışmanın yabancı sayısının artmasına hayır diyenlerin Türk futboluna zarar verdiği şeklinde başlaması.
Haklı olan tarafın bile inandırıcılığını yok ediyor, haklıyken haksız duruma düşürüyor.
Yoksa...
Türk futbolcusunun fiyatı taksi plakası gibi...
450 milyar mı ne şu anda...
Yuh yani.
Sırf fiyatların dengelenmesi için bile yabancı sayısının hiç olmazsa belli bir dönem için serbest bırakılması yeterli sebep ya.
Ve...
Kısıtlama kalkarsa...
Artık 5-10 bin dolarlık Hintli, Bangladeşli (niyetim bu ülkeleri aşağılamak değil) sağ bekleri, sol bekleri seyretmeye hazır olun.
Ve de...
Hani bir ülkeden santrfor çıkmayabilir, hani 10 numara da çıkmayabilir.
Hani liberonun önde oynayanı da çıkmayabilir...
Hani bekin sol ayaklısı da çıkmayabilir.
Ama sağ bek de çıkmazsa...
Şimdi Cafu mafu diyeceksiniz biliyorum...
O bek değil zaten, forvet...
Onu boşverin.

Demirel, Yiğiter, Pivot

Basketbol Federasyonu'nun başı, federasyonun başına geldiğinden beri bana hep patronlar altından sopa gösterdi.
Tabi adamları vasıtasıyla...
Kendi cesaret edemedi.
Bir dost yemeğinde aniden "Kabahat bende, patronlarına söyleyip, kovdurmadım bunları" demişti, "Çatal-bıçak kadar değerleri var gözümde".
Galiba biftek yiyordu.
Eskiden bu kadar da yoktu demiştim bende, hiç olmazsa et yerken işine yarıyoruz.
Basketbol medyasına böyle bakıyordu.
Üstelik böyle bir gücü de yoktu...
Yerse yapıyordu...
Yemiyordu tabii.
Tuhaf biri o...
Kendi adamları basketbol yazmıyorsa ve konuşmuyorsa, basketbolun yazılmasından ve konuşulmasından en çok rahatsızlık duyan kişi o...
Bayılıyor "icraatın içinden"lere...
CNN Türk'ün beş senelik Pivot'u bitince ne o, ne adamlarından biri, ne de federasyondan biri bile "bi alo" demedi...
Umurlarında değildi ki.
Birinden daha kurtulmuşlardı.
Zil takıp oynuyorlardı.
* * *
Bu aralar bizim Yiğiter'e (Uluğ) sarmışlar.
NTV'de ligi yorumlamaya başladı ya...
Lig de, federasyonun başının babasının ligi ya...
Yiğiter'i seversiniz sevmezsiniz, beğenirsiniz beğenmezsiniz, iyidir veya kötüdür.
Ama her ne olursa olsun sporun ve basketbolun bir olmazsa olmazıdır o.
Okuyan, yazan, düşünen, tartışan, kendini geliştiren, dünyayı takip eden bir yorumcudur Yiğiter.
NTV onu alarak iyi iş yaptı.
Federasyoncuların hoşuna gitmedi ama.
Adamları değil ya...
Adam ya...
Şimdi ona sarıyorlar.
Dün ben, bugün Yiğiter, yarın bir başkası.
Ahh Demirel, ahh.

BİLGİN'DEN
Onla bir telefon konuşması...
-Seni özledim.
-Bilgin'im ben, Bilgin.
-?
-Karıştırdın herhalde.
Onla bir başka telefon konuşması...
-Ne gıcıksın (Ben).
-Yine naaptım?
-Özel bir şey yapmana gerek yok ki ...
-?
-Gıcıksın.

THY 2005

Ankara'ya 09.30 uçağı ile gittik...
Dönüşüm 19.30...
Baktım yetişemeyeceğim THY'nin 444'lü hattını aradım.
-Yetişemiyorum. 21.00 de uçabilir miyim ?
-12 saat önce değiştirmeniz gerekirdi.
-12 saat önce biletimi almamıştım ki...
-?
* * *
% 30 ceza ödemeyi kabul edince...
-19.00'da alanda olup bileti almanız lazım...
-19.00'da alanda olabilsem, 19.30'da uçardım zaten.
- ?
20.00 gibi alanda olabildim.
Allah'tan uçakta yer vardı da...
Uçabildim.

Ercan ve ben

Ercan (Güven) ne diyorsa doğrudur...
Evet onla Fatih Terim'e, röportaja giderken, yanımda laptop yoktu, teyp de yoktu, hatta kağıt ve kalemde...
Niye olsundu ki...
Ercan'da hepsinden ikişer tane vardı.
Biliyordum.
Ercan müthiş adam, onunla bir ikili olduk ve çok mutluyum...
Her şeyi o yapıyor. Soruları soran o, teypteki röportajı çözen de o, laptopuna yazan da o, Milliyet'e gönderen de o.
Ben sadece okuyorum.
Onunla bir iş için Ankara'ya gittik.
İkimizi yanyana görmeliydiniz.
Rus olsak polit-büro üyesi gibiydi Ercan diyeceğim ama...
Rus değiliz.
Milliyet'in neme lazım diyip, yanıma verdiği avukatıydı sanki.
Ya da federasyonun beni izlemekle görevli müşahidi.
Veya Ziraat Bankası müfettişi...
Sinek kaydı tıraşlı sıhhatli bir yüz, krem rengi bir pardösü, içinde siyah şık bir takım, içinde krem rengi kolalı yakalı şık bir gömlek, siyah çorap ve siyah ayakkabı...
Ben de bildiğiniz gibi...
Sanki röportaja gitmiyorduk onunla da...
Röportajın konuğu oydu.
Yine de hava alanında çoraplarına kadar aranan da oydu.
Ben değil.
TV'nin gücü işte...
Onunla iyi bir ikiliyiz. Diğer ikililerden (varsa) farkımız birbirimizden de farklı olmamız.
Ama...
Yıllardır birbirimizle sık sık konuşuyoruz, paylaşıyoruz, anlatıyoruz, dinliyoruz...
Onu bilmem ama...
Ben, ondan çok şey kapıyorum...
İyi ki varsın Ercan...
Laptopunla, teyplerinle, kağıtlarınla, kalemlerinle.

SERİ İLANLAR
Pazartesi - Çarşamba 09.30 - 10.00 Radyo D'de
Cuma'ları ise Milliyet'teyiz (Başka şubemiz yoktur.)
İmza: Köyün Delisi



bilgingokberk@mail.com




SPOR
İşte Terim'in şablonu
Tigana notunu verdi
'Milan'ı bana bırakın'
Riva'da 40 trilyonluk haciz çıktı
Pauleta mı!
Efes Pilsen oley: 66-63
Halkbank'tan Çek tahsili: 3-0
Memo stop etti
Yıldızlı meşale
Haber turu...
Tartışamıyoruz ki
Telefon siparişi ile adalet
Yabancılar mı?
Domercant'ın gecesi
Bugünleri de mi görecektik?
At yarışları





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR


Bilgin GÖKBERK
Tartışamıyoruz ki
Takıldığım yabancıların sayısı değil. Artması...
Ercan GÜVEN
Telefon siparişi ile adalet
Ve "bayram ateşkesi" bitti... Galatasaray Baş...
Erdoğan ŞENAY
Yabancılar mı?
Yabancı kontenjanını gözden geçirmek için Fen...
Gökhan TÜRE
Domercant'ın gecesi
Eksik ya da fazla, iyi ya da kötü, formda ya ...
Nilay YILMAZ
Bugünleri de mi görecektik?
Bu haftaki futbol programlarından ikisinde öy...



 Atina 2004
 Dünya Kupası 2002
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98

© 2005 Milliyet