Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 11 Kasım 2005 / Cuma  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    İnteraktif 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Telefon siparişi ile adalet


Ve "bayram ateşkesi" bitti... Galatasaray Başkanı Özhan Canaydın'dan "gecikmiş" yanıt geldi.
Hani Fenerbahçe Başkanı "Hangi tahkim kurulu üyesi arandı" demişti ya...
İşte onun cevabını verdi Canaydın bayramın hemen ertesi...
Başkan olarak Federasyon'un her birimi ile konuşabileceğini söyledi!..
Konuşmuştu da... Lakin konuşmadan konuşmaya fark vardı. Tahkim başkanını aramış, "adaletli ve eşit" davranılmasını istemişti Beşiktaş sahasının kapatılması konusunda!..
Sayın Canaydın söylemese, Tahkim adaletsiz mi davranacaktı acaba?
"Adaletli ve eşit davran" lafı ne anlama geliyordu şu futbol dünyamızdaki dayanılmaz rekabet ortamında?
Talep eden tarafın ne istediği belli olunca, söylenen kelimeler mi önemliydi, Tahkim'in başkanını aramış olmak mı?
Arayan sayın Aziz Yıldırım olsaydı ve aynı iki kelimeyi kullanarak "adalet ve eşitlik" isteseydi... Ne anlama çekilirdi o zaman?
Ben telefonla "adalet ve eşitlik" siparişi almadım ama, Aziz Yıldırım da arasa, Yıldırım Demirören de, Özhan Canaydın da... Hepsini kınardım.
Madem ki Canaydın yapmış... Açık açık yazayım:
Yakışmamış... Hiç iyi etmemiş.
Hatta çok merak ediyorum; bir başka kulübün alacağı cezadan ona neymiş?
Adalet ve eşitliğin telefonla ısmarlandığı bu alemde, Tahkim tahkim değil, rekabet rekabet değil. Kimin talebi, kimin ahizesinde. Sır bile kalmamış... Bugün konuş, yarın ana haber bülteninde dinle.
Bir tek kavgaları kavgaya benziyor üç büyüklerin... Yıkıcı oluyor. Uzun sürüyor. Ara verilse bile yeniden canlanıyor. Ve doğası gereği kimseye fayda sağlamadan çevreyi yakıp yıkıyor.
Evet... İyice can sıkıyor.
Tanrım, şu vergi ayı gelse de barışsalar artık.

Maradona ve Castro

Maradona, Castro'ya top hediye etmiş.
Castro, Maradona'ya gerilla üniformasını vermiş...
Bu yaştan sonra Maradona komünizmi, Castro futbolu öğrenemeyeceğine göre, sembolik değiş tokuşla halletmişler meseleyi.
Şaka bir yana, bu ikilinin televizyon söyleşisinde bile olsa bir araya gelmeleri beni mest etti. Bu buluşmaya ilişkin her rastladığım habere dikkat kesiliyorum. Bir kanalda Castro'nun yüz ifadesine, diğer kanalda Maradona'nın mimiklerine zum yapıyorum.
İkisi de kendi kulvarının en iyisi. En cesuru. En büyüğü... Yaşayan efsanesi...
Son yüzyıla "son rötuşları" yapan sosyal ve siyasal olayların baş aktörleri.
Yan yana... Aynı kadrajda... Laflıyorlar...
Sürrealist bir senaryo gibi.
Bir seyirci olarak benim açımdan böyle.
Ya bir televizyoncu açısından?
"Televizyon nasıl kullanılır" dersi.
Peki bizim spor programları formatımızla karşılaştırırsak?
Güldürmeyin beni.

Komplo kokteyli

Sapla samanı birbirine karıştırmamak lazım...
Yani İsviçre maçı hakeminin değişmesi ile Euro 2012 adaylığından elenişimizi...
Apayrı şeyler bu ikisi.
Hatta Fenerbahçe'ye iki kırmızı kart gösteren hakemin Avusturalya'ya itilmesini, Şenes Erzik'e bağlıyorum ben.
Buyurun size, tersine bir komplo teorisi. Her komplo, bizim aleyhimize olacak diye bir kural yok ki... Sayın Erzik, "koydu ağırlığını değiştirdi hakemi" gibi geliyor bana. İstediği kadar haklı olsun; eli çok alışmıştı bize kart göstermeye...
Sayın Erzik'in çıkıp da "yaptım" diyecek hali yok ama günü gelince öğreniriz elbet. Şayet ortada bir "oldu bitti" varsa, bence lehimize.
Euro 2012 öyle mi?
Resmen tezgaha geldi Türkiye'nin projeleri.
Açık söyleyeyim; o işte de Federasyonu hedef göstermeye gönlüm razı olmuyor benim.
UEFA'daki seçim gizli... Olimpiyat adaylığı gibi Savarona yatına doluşup gitmeye gerek mi vardı yani?
Kime kulis yapacaksın, kime lobi?
Mal meydanda, projeler belli. Raporlar Türk önerisini işaret ediyor açıkça. Artık adamların sütüne kalmış adil olmak. Teknik değerlendirmeleri yok saymaları kendi haysiyetleri ile ilişkili...
Türkiye'nin adaylığı diyelim ki birinci olamaz; ama üçüncü de olmaz. Her şerefli oy sahibi Türkiye'nin finale kalmasını kabul etmek zorundaydı Malta'daki toplantıda.
Türkiye 2006 Aralık'ta organizasyonu yitirebilirdi. Lakin ilk üç dışında kalması... Asla.
Gelelim, biz elenince federasyon başkanı sevinçten havalara uçan İtalya'ya... En güçlü adayı ıskartaya çıkarınca, sanıyorlar ki kazandılar.
Hiç heveslenmesinler. Biz bu işleri iyi biliriz. Anayasa bir kere delindi mi, adalet bir kere iğfal edildi mi; nerede duracağını bilemez ve bir yıl sonraki dengelere göre bir de bakarsınız Euro 2012, Polonya-Ukrayna arasındaki 2 bin kilometrelik coğrafyaya yayılmış.
Nerede olursa olsun, bize avanta yok belli ki. Oynayıp hak edip katılacağız şampiyonalara. Attığımız golü de yok sayacak değiller ya.

Tuncay gitsin, Daum dursun!

Fenerbahçe Stadı'nın santra noktasına Galatasaray bayrağı dikecek kadar "anti fenerli" Graeme Souness'in bu kronik "takıntısı" bir tarafa; adam hangi dala çengel atacağını da iyi biliyor hani.
Belki Fenerbahçe peşinde diye aldı Emre'yi...
Belki Anelka transferinde devreye girip fiyatı arttırması da Fenerbahçe düşmanlığı yüzündendi.
Peki son seçimi... Tuncay.
Onu neden istiyor?
Yine Fenerbahçe'yi zarar vermek için mi?
Olabilir...
Tuncay'ı alırsa değil, alıp da muhteşem oynamasını sağlarsa iyice canını sıkabilir Fenerbahçe'nin.
Sadece bu ihtimal yüzünden Fenerbahçe Tuncay'ı satmazsa; bu sefer New Castle United'a tek kuruş harcatmadan Fenerbahçe'de ciddi bir sorun yaratabilir.
Bir "anti fenerli" olarak neresinden baksanız iyi hamledir Souness'in yaptığı.
Lakin adamın talip olduğu isimleri alt alta yazarsanız, bu işten anladığı da gerçektir.
Anelka, Emre, şimdi de Tuncay.
Souness kriterlerine göre Tuncay'da Daum'un çözemediği bir cevher olmalı. Ve sadece bu olasılık yüzünden bile Fenerbahçe Tuncay'ı Souness'a bırakmalı.
Bırakın gitsin şansını denesin Tuncay. Bu Fenerbahçe takımında uzayıp kısalamayacağı iyice anlaşıldı. Zaten seyirci de homurdanıyor. Tam zamanı.
Souness'ın "takıntısı", Fenerbahçe'nin aklını karıştırsa da uluslararası piyasada bir Türk Yıldızı yaratabilir. Fenerbahçe bu riske girmelidir.

eguven@milliyet.com.tr




SPOR
İşte Terim'in şablonu
Tigana notunu verdi
'Milan'ı bana bırakın'
Riva'da 40 trilyonluk haciz çıktı
Pauleta mı!
Efes Pilsen oley: 66-63
Halkbank'tan Çek tahsili: 3-0
Memo stop etti
Yıldızlı meşale
Haber turu...
Tartışamıyoruz ki
Telefon siparişi ile adalet
Yabancılar mı?
Domercant'ın gecesi
Bugünleri de mi görecektik?
At yarışları





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR


Bilgin GÖKBERK
Tartışamıyoruz ki
Takıldığım yabancıların sayısı değil. Artması...
Ercan GÜVEN
Telefon siparişi ile adalet
Ve "bayram ateşkesi" bitti... Galatasaray Baş...
Erdoğan ŞENAY
Yabancılar mı?
Yabancı kontenjanını gözden geçirmek için Fen...
Gökhan TÜRE
Domercant'ın gecesi
Eksik ya da fazla, iyi ya da kötü, formda ya ...
Nilay YILMAZ
Bugünleri de mi görecektik?
Bu haftaki futbol programlarından ikisinde öy...



 Atina 2004
 Dünya Kupası 2002
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98

© 2005 Milliyet