|
Fransa kendini sorgulamak zorunda!
Fransa, işsizlik açısından yüzde 10'la Avrupa'da başı çekiyor. 25 yaş altındaki işsizlik oranıysa çok daha yüksek, yüzde 21'e çıkıyor.
Daha vahimine gelince:
Göçmen gençler arasında işsizlik oranı yüzde 40 civarında...(x)
İşsizlik Fransa'da yapısal bir hastalık halinde. Ülkedeki sosyal model ve işgücü düzeni de işsizliği körükleyici özellikler taşıyor. Katı sendikal yapı ekonomik büyümeye köstek olarak Fransa'da işsizliğin yenilmesini engelleyici faktörlerden biri oluyor.
Paris neden yanıyor sorusunun tek yanıtı bu değil tabii. Ancak, Arap ve Afrikalı göçmen gençler arasındaki yaygın işsizlik, hiç kuşkusuz, yangının yayılmasındaki nedenlerin başında geliyor.
Genç ve işsiz!
Geleceğe dönük umudunu, güvenini yitirmiş, hiçbir şey beklemiyor. Yaşadığı toplum ve devlet düzeninde kendisini dışlanmış ve aşağılanmış hissediyor.
Yabancılaşmış her şeye...
Varoşlardan şehir merkezine doğru yürüdüğünde gördüğü her şeyden nefret ediyor. Yaşadığı topluma herhangi bir aidiyet duygusu geliştirmiş değil.
Toplumda kendisine karşı beslenen ırkçı duyguları, milliyetçi ve dinci önyargıları iliklerine kadar hissediyor.
Eğitimli olmadığı için de bütün bunları yerli yerine oturtamıyor. Yalnızca tepki duyuyor, öfke biriktiriyor.
Bir başka deyişle:
Pimi çekilmiş el bombası gibi!
Her an patlamaya hazır...
Bir kıvılcım bekliyor, yangın çıkarmak için...
Ve işte o kıvılcım iki hafta önce bir gece vakti çakıyor. Biri Arap, biri Afrikalı iki siyah genç, polisten kaçarken elektrik gerilim hatlarına takılıp ölüyorlar.
Ve yangın!
Varoşların intifadası mı?
Banliyölerin 68'i mi?
Kendiliğinden isyan mı?
Siyah gençlerin ayaklanması mı?
Kimi, küreselleşmeye takıyor.
Kimi şuna, kimi buna...
Olabilir.
Bu gibi anababa günlerinde, altüst oluşlarda herkes gönlünce ya da kendi meşrebince takılabilir.
Ama bir nokta kesin:
Paris yanıyorsa, Fransa'da hastalıklı bir şey var. Fransa'nın sosyal modeli bozuk. Fransa'nın 'cumhuriyetçi modeli'nin işlemeyen, kâğıt üstünde kalan birtakım klişeleri mevcut.
Farklı etnik kökten gelenleri, farklı dinden gelenleri, farklı renkten gelenleri dışlayan, kabul etmeyen bir şeyler var Fransa'nın devlet ve toplum yapısında...
Elbette belirtmek gerekiyor:
Fransa'daki bütün bu olumsuzlukların hiçbiri, hiç kuşkusuz, iki haftadır yaşanmakta olan şiddet ve anarşi ortamını mazur gösteremez. Şiddete kesinlikle prim verilemez.
Ancak, İçişleri Bakanı Sarkozy'nin varoşları pislik yuvası diye niteleyen kışkırtıcı tavrı da, Başbakan Villepin hükümetinin ateşe körükle giden tutumu da çok yanlış...
Kısaca söylemek gerekirse:
Fransa kendini sorgulamak zorunda!
Cumhuriyetçi modelini de, ekonomik ve sosyal modelini de, eğitim sistemini de reformcu bir tarzda ele almak zorunda Fransa. Biraz daha az hava basıp, biraz daha kendine dönebilirse, iyi eder Fransa...
Irkçı, milliyetçi, yabancı düşmanı duygu ve düşünceleri gerçekten etkisizleştirmek istiyorsa, başka çaresi de yok.
Aynı gerçeğin Almanya için de geçerli olduğu söylenebilir. Kendilerine çeki düzen vermeleri gereken bu iki ülkenin yapısında hastalıklı bir şeyler uç vermekte.
İstikrarsızlığı, giderek yabancı düşmanlığını körükleyici bir şeyler...
Eğer ciddiye almazlarsa, eğer reformlar için gerekli siyasal kararlılığı gösteremezlerse, bütün bu olumsuzluklardan hem Fransa'yla Almanya, hem Avrupa Birliği olumsuz etkilenir, hem de Avrupa'da Türk olmak biraz daha zorlaşır.
—————————————-
(x) 9 Kasım 05 tarihli The Wall Street Journal'ın birinci sayfasında çıkan.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|