|
Önce Paris, sonra dünya:
Yeryüzü ayaklanacak! (2)
Bu yazının başlangıcı olan çarşamba yazısını, Paris'teki ve Avrupa'daki isyanın "türban" meselesine bağlanmasının ne kadar önemsiz olduğuna dair bir cümleyle bitirmiştik. O cümleden devamla:
Paris'te başlayan "dilsiz" bir isyan. "Çok yakında başka Avrupa kentlerine de sıçrayacak" dediğimin ertesi günü Portekiz'e bulaşan ayaklanma, elinde "büyük söylemler" tutmuyor.
Kırık dökük söylenen işsizlik, eşitsizlik, adaletsizlik sözcüklerinden gayrı net bir cümlesi bile yok. Ama bu isyan er ya da geç kendine bir dil ve liderler bulacaktır. Tıpkı Brezilya'da, Arjantin'de ve en son Venezüella'da olduğu gibi.
Yeryüzüne yayılacak
Ancak isyanı başlatan kenar mahalle sakinlerinin geldikleri yerlerde yükselen adalet talebi İslamın kelimeleriyle seslendirildiği için nicedir, bu isyan muhtemeldir ki kaldırdığı yumruğuyla Kuranıkerim'i de tutacaktır. Eğer sol, onların istediği cümleleri, onların kurduğu şiddette ve kararlılıkta kurmayı beceremezse bir kuran mutlaka bulunacaktır.
Ve evet, bu isyan insanlığın kendisi üzerinde uygulanan neo-liberal şiddete karşı verdiği şiddetli cevaptır, yeryüzüne yayılacaktır. Bu ne bir dilektir ne de bir "bakış açısı"; bu, gerçektir.
Bu, piyasanın tanrılaştırıldığı, başka bir dünyanın mümkün olduğunun söylenmesinin tanrıtanımazlık sayıldığı dünyanın sonuna yaklaştığımızın göstergesidir.
'Duvarlar' ve 'demode'
Hasan Cemal iki gündür bu isyandan ve isyana bağlı olarak serbest piyasa ekonomisinden, "tanrıtanımazların" işledikleri günahlardan, ben ve benim gibilerin demode "duvar seviciler" olduğumuzdan söz ediyor. Öncelikle şunu söylemek gerek:
Dünya Sosyal Forum'larında bir araya gelenler veya "Başka bir dünya mümkündür" diyenler "küreselleşme" karşıtları değildir. Çünkü bu, yeryüzünün ve insanlığın değişen, dönüşen bir organizma olduğunu kabul etmemek demektir ki sanırım hiçbirimiz bu kadar cahil değiliz.
Başka bir dünyadan söz edenler, piyasanın ve iktidarın tanrılaştırılmadığı bir yeryüzünü kurmak isteyenlerdir. İnsanın ekonominin değil, ekonominin insanın hizmetinde olduğu bir dünyanın nasıl kurulacağı üzerine çalışırlar.
Hasan Cemal, üzerime alınarak söyleyeyim, ben ve benim gibileri, Berlin Duvarı'na atıfla neredeyse "duvar sevicilikle" suçluyor ve duvarların olmadığı bir dünyadan başka bir seçeneğimiz olmadığını söylüyor. Fakat unuttuğu şudur ki dünyada, hiçbir zaman şu andaki kadar çok duvar olmadı.
Filistin'le İsrail arasındaki duvar var örneğin; Ortadoğu'nun kalbini ikiye bölen. Sonra Bush'un Amerika Kıtalar Zirvesi'nde dehşet verici bir zavallılıkla, "Meksika ile ABD arasında 2 bin 500 kilometrelik bir duvar yapalım, göçmenler geçemesin" demesi var, Latin Amerika halklarının başarıyla reddettiği. Blair'in, Güney'den gelen açları püskürtmek için geliştirdiği ve reddedilen güvenlik duvarları var.
Yani şimdiki zamanın dünyasında duvar çok; insanların, insanlığın çarpıp çarpıp can verdiği. Hasan Cemal, muhtemelen kendi kuşağının eski solcularını düşünerek yazıyor. Evet, belki onlar demodedir, ama dünyada yeni bir sol var.
Şöyle söyleyeyim: Artık sol, demode değil! Sol yeniden "moda"! İnsan, yeniden! Ve yeniden insanlık "moda" artık. "Trend" bu yani. Bunu "Stop Bush" yazan t-shirt'le, Amerika zirvesinde "duvarlara" karşı çıkan Maradona bile biliyor!
Kopma noktası
O varoşlarda büyüyen, Fransa Milli Takım oyuncusu Eric Abidal, Paris olayları için şöyle diyor:
"Kopma noktasına ulaştık. Bunun bu noktaya geleceği belliydi!"
G8 toplantıları ve dünyanın efendilerinin diğer toplantıları bu mahallelerin çok uzağındaki lüks otellerde yapılır. Bütün dünyadaki neo-liberalizm savunucularının yıllardır olup bitenlerden haberdar olmaması bu sebeptendir.
Dolayısıyla ben bugün "Yeryüzü er ya da geç ayaklanacak" diyorsam bu, bir dilek, bir "bakış açısı", "demode sol heyheylenme" filan değil, yeryüzünün o mahallelerine bir gazetecinin yapması gerektiği gibi bakmışlığımdan, görmüşlüğümdendir. Nokta!
ecetem@hotmail.com
|
|