|
 |
|
|
Bizi salak sanan diziler
Sarıkız'ın Anıları
Bu hafta "şu bizim dizilerden" söz etmek istiyorum. Bir de "piyasayı kasıp kavuracak" bir müzik albümünden.
"Aliye": Her şey iyidir hoştur ama "Çocuklarım yanımda değil" cümlesi ve bu kızın ağlamaklı yüzü artık izleyiciyi konudan koparmaktadır. Aliye bakkaldan alışveriş yaparken bile yanındakine dönüp "Çocuklarım yanımda değil ki" diyebilmektedir. Kabul ediyoruz, yaşadıkları korkunçtur ama yaşam gerçek hayatta devam ettiği gibi dizide de devam etmektedir. Bazı hoş konuları ve çeşitliliği ile...
"Melekler Adası": Söyleyecek pek bir şey yok. İpin ucu kaçtı. Derhal son verilmeli ve aynı kadro taze bir yapımla ekranlara gelmeli. Bundan sonra verilen emeğe yazık.
"Haziran Gecesi": Baran sürekli soruyor, "Havin öldü, değil mi?" diye. Herkeste ağlamaklı bir ifade, başlarını eğip dudaklarını ısırıyorlar. Biri de çıkıp "Gel lan, aha işte burada karın!" diyemiyor. Ve bu da bizi geriyor. İlk beş bölümüne ve içindeki birbirinden çarpıcı hikayelerine bayıldığımız dizi son bölümleriyle içimizi kasanlardan. Yalnız burada durum farklı, diğerlerinde olduğu gibi konu sıkıntısı çekmiyor ama tamamen hastane dizisi oldu. Çoluk çocuk ekran başında içimiz hun olarak oturuyoruz. Senaristler oturmuş, "Hadi, yakışıklı oğlanı öldürelim, sevgilisi de intihar etsin. Hadi çocuğu da kanser yapalım, kızın doğumu da riskli olsun. Yetmez, hadi adamın eline benzin bidonu verelim ortalığı yaksın. Ve bütün bunlar da aynı hastanede cereyan etsin" demişler besbelli. Yahu, bir şeyler hep kötü giderken, arada hiç mi iyi şeyler olmaz?
Diyalog sorunu
Yine burada Meral Okay'ın kulaklarını çınlatıyoruz. Bu ekip "Asmalı Konak"ı başaran ekip. Reji iyi, senaristin hince numaraları yok, oyuncular çok başarılı. Tüm bunlardan sonra da Mahsun Kırmızıgül'ün ve "Aşka Sürgün"ün ardında kalmayı hak etmiyor.
Not: Tarafsız olduğuma inanmanız için Kanal D dizisine de yer verdim gördüğünüz gibi. Birçok dizinin düştüğü hataya onlarda da rastlıyoruz çünkü. "Karakter değişimleri"ne yani. Hayatta her şey değişebilir ama insan mizacı asla. Baran örneğin... Hiç de içimize sindiremediğimiz bir mücevher tasarımcısı olarak başlamıştı bu diziye (O entelektüel numaralarıyla da bizi öldürmüştü ayrıca). Sonra milletvekili oldu. Sonra ne oldu da birden Seymen ağaya dönüşüverdi? Nereye gitti onca Amerika tahsilleri, doktor anneden doğmalar filan! Bir de bu dizinin altında, "Öykü: Özcan Deniz" yazar. O ilk beş bölümdeki canavar hikayeleri o bulmuşsa helal olsun aktörümüze! Ama kulağımıza gelen, Mahinur Ergun'un tüm olayı sırtladığı...
Yani; önce senarist ve daha sonra yönetmen kardeşlerimiz. Ne yapınız ediniz izleyiciyi ciddiye alınız. Şöyle ki; kurduğunuz sahne ve ağızdan çıkacak hiçbir diyalog havada kalmamalı. Neden-sonuç ilişkisini iyi saptamalısınız. İnsanların sorduğu her sorunun cevabını mantıklı bir şekilde vermelisiniz. Çünkü onlar aptal yerine konulmaktan asla hoşlanmazlar.
"Ateşlere Yürüyorum"
Oh nihayet çıktı kaset. Bizim evin oğlu Haluk Özkan burnumun dibinde bir albüm hazırladı. Bir yıl sürdü. Hatta ben hayatımda ilk kez birilerinden bir şey istedim. Haluk'la önce DMC'ye (hani bizim firma ya!) gittik. Samsun Demir diye bir beye dinlettik. O da Ercan Saatçi'ye... Sonra telefonlarıma çıkmadılar. Daha sonra Erol Köse beyefendinin huzuruna kabul edildik. Bu kez yanımızda Mustafa Dinçer üstadımız da vardı. Köse -sağ olsun- bize uzun bir müzik dersiyle (!) karışık öğüt verdi. Anladığımız kadarıyla sadece "Of of ölüyorum" gibilerinden "eserlerin" altına imza atmak istiyordu. Haluk Özkan ve of of? "Bazı yorumcuların flaş şarkılar söylemediğini", tarzlarının "aklı başında", uzun soluklu olduğunu anlatamadık tabii adama. Ve sonra Köse'den de ses çıkmadı. Sonunda Haluk'un albümünün adını "Of Of Ateşlere Yürüyorum" yapmaya karar verdik, dermişim. Haluk itiraz etti, "Olur mu abla, şimdi ben Gülşen'e rakip mi olayım, kızın ekmeği ile mi oynayayım!" deyince katılmışım gülmekten. Vazgeçtik, kasedin adı "Ateşlere Yürüyorum" kaldı. Ve ne hikmetse Seyhan Müzik şarkılara bayıldı.
Şimdi, dört gün içinde 30 bin satan bu kasedi halk anladı da bazıları niçin anlayamadı, ben merak eder dururum artık. Bu arada gazeteci kimliğimle (bir de arkada Arda var üstelik) Cem Uzanzede birinin firmasına, piyasada "doğruluk ve dürüstlük" üzerine nam salmış Haluk Özkan'ı sokmaya çalışmak da benim başka bir salaklığım olsa gerek...
Yazara e-mail
|
|
|

|