|
 |
|
|
Bayram öncesi ve sonrasında
Bizim Köşe / İsmail Sivri
Bayramlar, bir başka güzeldir. Eşler ve çocuklar, evlerde yeni giysilerini giyerek, babalarının bayram namazından dönüşlerini beklerler.
Yeni giysiler giymek çocukları sevindirir, ama en büyük sevinçleri bayram harçlıkları olur. Elinizi her öpen çocuk verdiğiniz harçlıklara bakar, sonra da birbirlerine sorarlar:
- Kaç paran oldu?
Bu günlerde çocuklar, aldıkları harçlıklarla sevinip coşarlar. Sonra da, sokaklara çıkıp, bu paraları harcamaya bayılırlar. Kimisi tutumlu, kimisi müsrifler gibi harcarlar.
Öz çocuklarımız gibi, akraba, yakın ve komşu çocuklarıyla, öksüz ve yetim çocukları da bayramlarda harçlıksız bırakmayalım. Kimsesiz çocukları hiçbir zaman unutmayalım.
Bayram öncesi, Malatya Çocuk Yuvası'ndaki olaylar ve çocukların dövülmesi, hepimizi dehşete düşürüp ağlattı. Televizyonlardaki görüntüler ve gazetelerdeki haberlerle içimiz karardı. Hep birlikte şöyle dedik:
- Sevgiyi, şefkati ve merhameti unuttuk mu?
Yapılacak tek iş, tüm yurtlardaki çocuklarımıza, devlet ve millet elbirliğiyle sahip çıkmalıyız? Sizler ne dersiniz?
* * *
Peki, bayram öncesi ve sonrasında, yurt içindeki yollarda gidiş ve gelişlerimizde, "Trafik Canavarı"na verdiğimiz kurbanlar için ne diyelim?
Televizyonlardaki görüntüler ve gazetelerdeki haberleri görüp okudukça, içimiz daraldı. Artık, bu kazalara hep birlikte "dur" demeliyiz.
Mutlak, Allah'ın bize verdiği aklımızı kullanmalıyız. Bile, bile ölüme gitmemeliyiz. Hataların çoğu bizdedir.
Çünkü, kullandığımız arabaların gücü ve gittiğimiz yollar bellidir. Geçitler, kavşaklar, dönemeçler, geliş ve gidiş çizgileri bellidir. Bilinen tüm trafik kurallarına uymalıyız.
Öyle kazalar oluyor ki, bazen bir aile tüm bireyleriyle yok oluyor ve onlarla birlikte karşılarına çıkanlarla bir kan gölü oluşuyor.
Genç ve yaşlı tüm ölenlere kahrolurken, yaralananlara ne diyeceğiz. Çoğu sakat kalmayacak mı? Geri kalan ömürlerini sakat yaşamak kolay mıdır?
Artık, aklımızı kullanmalıyız. Başka çaremiz yoktur.
Sizler de böyle demiyor musunuz?
* * *
Bu yılın Ramazan Bayramı'nı, tüm yurtta soğuk ve yağışlı geçirdik. Yılın ilk karı, vaktinden önce Erzurum'a düştü. Erzurum gibi bazı bölgeler donar gibi oldu. İstanbul ve Ankara'da da soğuk ve yağış vardı.
İzmir ve Ege ile güney kıyıları fazla soğumadı. İzmir'de de soğuk ve yağışlı bir bayram yaşadık. Yine de güneşi gördük. Yine de, televizyonlarda gördüğümüz kış manzaraları, evlerimizde bile bizi üşütür gibi oldu.
Ben, soğuklara dayanamam, yazlarda bile üşür gibi olurum.
Eylül ayı başlarında, balkonumuzdaki saksıda küçük nar ağacı, vakitsiz çiçek açmıştı. Gözüm gibi baktığım nar çiçekleri, son soğuklarla büzülür gibi oldular. Ama saksılardaki acı biberler yine de dayandılar.
Gazetelerdeki haberlere bakarsak, bu yılın kışı oldukça şiddetli geçecek. Söylenenlerin özeti şudur:
- Bu yıl kış gibi bir kış yaşayacağız?
Yaşadıkça, kim bilir, ne soğuk kışlar ve ne sıcak yazlar göreceğiz. Yaşam, zorluklara katlanmayı gerektirir. Ama, gücümüz yeten tüm sorunlarımıza da yapıcı çözümler bulmalıyız.
Sizler de böyle demiyor musunuz?
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|