Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 13 Kasım 2005 / Pazar  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    İnteraktif 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
"Romanı korka korka yazdım"

"Genç Türk" adlı yeni romanında cumhuriyet dönemini 13 karakterin gözünden anlatan Moris Farhi: "Bu kitap benim için cesaret meselesiydi. Kötü yazarsam büyük aşkım Türkiye'ye karşı yanlış yaparım diye korktum. Korka korka yazdım"

Nevsal Elevli

İngiltere'deki Türkler ondan "Musa abi" diye söz ediyor. İngiliz edebiyat dünyası ise onu Moris Farhi olarak biliyor. Yıllar önce kendisiyle yapılan bir söyleşide ünlü kitabı "Yabanda Yolculuk" için "Ben bu kitabı Türk kafamla yazdım" diyen, Ankara doğumlu bir Türkiye Yahudisi o.
Londra'nın gözde semtlerinden birindeki evinde buluştuğumuz Farhi'nin romanlarında yıllar önce eğitim amacıyla ayrıldığı Türkiye'den mutlaka bir esinti var. İngilizlerin gözünde "öteki" durumunda olan Türklerin, varlığıyla gurur duyduğu önemli figürlerden biri o. Türkiye gündemini yakından takip eden, son eseri "Genç Türk" ile bir kez daha dikkat çeken Farhi ile kitaplarını konuştuk.

Yazarlığa ne zaman ilgi duymaya başladınız?
Aslında aktör olmak istiyordum. 11 yaşındayken Ankara'dan İstanbul'a geldik, Amerikan Koleji'nde edebiyat okudum. Babam tekstil işine girmemi, hocalarım hoca olmamı istiyordu. Derken İngiltere'ye geldim. Üç ay kadar Bradford'da tekstil okudum, dayanamayıp kaçtım. Londra'da Royal Academy of Dramatic Art'ın imtihanına girdim. Kazandım ve iki yıl orada okudum. Bitirdikten sonra ilk eşimle evlendim. Bu arada bazı tiyatrolarda küçük roller almaya başladım. Televizyonda, şurada burada garson, katil gibi rollerde oynadım. Geçinmek için taksi şoförlüğü, garsonluk, bulaşıkçılık, amelelik bile yaptım. İki-üç satırlık roller için senaryolara bakarken birden "Ben de senaryo yazabilirim" dedim. O zaman bir-iki senaryo yazdım ve dikkat çektim.

İlk senaryonuz hangisiydi?
"Compact" adlı bir senaryoydu. Ardından BBC'ye "Manece" adlı bir piyes yazdım. 75 dakikalık polisiye bir piyesti. O zamanın ünlü yayınevi Constables bunu çok beğendi ve benden bir roman yazmamı istedi. Korka korka "The Pleasure of Your Death" adlı romanımı yazdım. Yarı Türk bir kahramanı vardı. 1972'de basıldı. Ciddi bir roman yazmak istiyordum. 1973'te İsrail-Mısır savaşı çıktığında Yahudi olduğum için çok üzüldüm. Bilhassa İsrail ve Arap memleketlerinin sulh içinde olmamaları beni çok üzmüştü. Onun ardından "The Last Of Days" adlı romanımı yazdım. Bu kitap Amerika'da çok sattı. 1975'ten sonra televizyonu ve aktörlüğü bıraktım. Bu arada ikinci eşimle tanıştım. İlk görüşte aşktı. Evlendik. Onun "Televizyonu bırak, doğru dürüst roman yaz" tavsiyesi ile kendimi romanlara verdim.

"Kadınlar hamamı 'cennet'ti"

"Genç Türk"te ne anlatmak istiyorsunuz?
"Genç Türk" aslında bir nesli anlatmak istiyor. Her karakter de o dönemin neslini anlatıyor. O zamanlarda yaşayan insanları göstermek istedim. 13 karakteri toplarsanız aşağı yukarı o nesli görmüş ve tanımış oluyorsunuz. Her karakterin başka bir hikayesi var tabii.

En çok sevdiğiniz karakter?
Aşık Ahmet. Son bölümdeki edebiyat hocası, aynı zamanda İstiklal Savaşı'nda kahraman bir kişi ve edebiyatla çok ilgili. Türkiye'nin çoğulcu bir toplum olmasını çok isteyen bir kişiydi.

Karakterlerin hepsi gerçek mi?
Bazıları. Örneğin üçüncü hikayedeki Musa benim. Hamamda geçiyor. Küçükken kadınlar hamamına götürmüşlerde beni. Orası bir "cennet"ti zaten. Diğer hikayelerin hepsi de gerçek kişiler ve olaylar üzerine. Örneğin girişteki
hikayede karakterler değişik ama hikaye gerçek. Benim annemin hikayesi. Annemin ailesi Selanikliydi. Bütün aile Almanlar tarafından öldürüldü. Hikaye oradan başlıyor zaten.

Ne kadar zamanda yazdınız "Genç Türk"ü?
2,5 yılda.

Bugüne kadar neden beklediniz?
Kendimi hazır hissetmiyordum. Cesaret meseleseydi. Türkiye benim büyük aşkım, yanlış yapmaktan korkuyordum. Belki kötü yazarım, başaramam diye düşünüyordum. Korka korka yazdım.

"Pantolon sandalyeden kopmamalı"

Gençliğinizde size ilham kaynağı olan yazar kimdi?
Nâzım Hikmet ve Pablo Neruda.

İyi bir yazar olmak için ne gerekiyor?
Yazmak istiyorsanız pantolonunuz sandalyeden kopmayacak, yani ayakta yazmayacaksınız. İskemleye oturmazsanız olmaz. Her gün çalışmanız lazım. Yazının yaşı yok. 100 yaşına kadar da öğreneceğiniz çok şey var. En önemli mevzu insan hakları ve politika. Dünya kötüye gidiyor. Kültürleri, ırkları, insanları daima korumamız lazım.

Sizin için "kitap koklayıcı" diyorlar...
Küf kokulu kitaplar, eski kitaplar... Tarihi anlatır. Eski kağıdın özel bir kokusu vardır. Eski kitaplar tarihtir, çok değerlidir. Bazen o kokuyu çok özlerim.

Bundan sonraki kitabınızın konusu ne?
Kan davaları evrensel bir konu. En zehirli kavramlar bir bakıma din, şeref, milliyetçilik. Bunlar çok tehlikeli. Bunlar üzerine düşünüyorum.





PAZAR
"Aramızdaki tezatlar reytingi artıracak"
Bir ayakkabı, 28 star
"Her maçta üç kilometre yürüyoruz"
"Guguk Kuşu" İstanbul'a uçtu
Adı gibi yapayalnız: Garipçe
Akvaryum kuzusu ıstakozlar
Umudun koşusu bugün
Samantha'dan seks dersleri
Rock bahçesindeki badem ağacı
"O sorunun cevabını ben de bilmiyorum"
Paris yanarken
"Romanı korka korka yazdım"
Şarap kursları başlıyor
Sol kıyıda sonbahar
İnzivada bir mutluluk köşesi
Şiddetli dolunay
Balıkçıda dolma ziyafeti çektik
Endülüs notları (1)
Yeni bir yeme bozukluğu
"Cehennem başkalarıdır"
Temize çekebileceğiniz öyküler
Benim gizli dergim
Biranın tarihinden...





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Ülkü Tamer
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

© 2005 Milliyet