Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 13 Kasım 2005 / Pazar  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    İnteraktif 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Temize çekebileceğiniz öyküler

Sulhi Dölek'i anmak için, dilimize çevirdiği bir kitaptan, Ambrose Bierce'in "Karanlığın Kahkahası"ndan söz etmek istiyorum bu hafta



Altı gün önce Sulhi Dölek'i yitirdik. Çok kişi onu "Süper Baba", "İkinci Bahar", "Yabancı Damat", "Beyaz Gelincik" gibi televizyon dizilerinin yazarı olarak tanıyordu.
Bu diziler ekranları istila eden saçmalıklardan elbette ayrılıyor, düzeyli kadrolar tarafından üretilen yapımlar olarak beliriyordu. Ama temellerinde halkını, insanını iyi tanıyan yaratıcı, seçkin bir yazarın beyni vardı.
Sulhi benim için önce bir romancı, öykücüydü. 1970'lerde tanımıştım onu. "Korugan" kitabıyla. Daha sonra yazdıklarını sürekli izledim, sevdim. Son romanı "Küçük Günahlar Sokağı"na bu köşede de değindim.
Onun pek bilinmeyen bir yanı da çevirmenliğiydi. Bu hafta, sevgili Sulhi'yi anmak için, dilimize çevirdiği bir kitaptan, Ambrose Bierce'in "Karanlığın Kahkahası"ndan (İş Bankası Yayınları) söz etmek istiyorum.

Meksika'da ölüm
Bierce tam anlamıyla "fırtınalı bir yaşam" sürmüş. 1861'de, 19 yaşındayken iç savaşa katılmış, yaralanmış, San Fransisco'da yıllarca gazetecilik yapmış, "arı kovanlarına çomak sokmuş", 1913'te atına atlayıp Pancho Villa'nın savaşına da bulaşmak için Meksika'ya gitmiş. Ondan sonra da gören olmamış onu. Yaygın kanı, "canını sıktığı için" Pancho Villa tarafından öldürüldüğü.
Yazarın en ünlü kitabı "Şeytanın Sözlüğü" (The Devil's Dictionary). Dilimize çevrilmedi. Sulhi'yle konuşmuştum, bir ara çeviriye kalkıştığını söylemiş ama bütün kitabı Türkçeye aktarmanın olanaksızlığından söz etmişti. Kendisine hak vermiştim. Kitap sözcük oyunlarıyla doluydu.
Yine de, bir fikir versin diye, kitaptan birkaç maddeyi aktarmaya çalışayım ("ayık"ı "Yeşilaycı" anlamına kullandım):
"Ayık: Kendini bir zevkten yoksun kılma güdüsüne boyun eğecek kadar zayıf bir insan."
"Barış: Uluslararası ilişkilerde, iki savaş dönemi arasındaki kandırmaca."
"Dost: Kendisinden borç alacak kadar tanıdığımız ama borç vermeye gelince pek tanımadığımız kişi."
Bir de özlü söz: "İki türlü felaket vardır: Bizim başımıza gelen kötü şeyler, başkalarının başına gelen iyi şeyler."

Çağını, çevresini eleştiriyor
"Karanlığın Kahkahası" da çeviri açısından çetin ceviz. Zaten önsözünde Sulhi de belirtmiş bunu. Ama altından başarıyla kalkmış, amaçladığı "dil dengesi"ni rahatça kurmuş.
Kitapta kısa kısa, çoğu yarımşar sayfalık öyküler var. Bunlara öykü demek doğru mu, bilmiyorum. Ezop'un uzantıları diyelim. Zaten bir bölümün genel başlığı "Temize Çekilmiş Ezop Öyküleri".
Bu bölümde, bildiğimiz Ezop öyküleri yeniden yorumlanıyor. Sözgelimi, kış günü karıncalardan yiyecek isteyen ağustosböceği, "Yaz boyunca durmadan şarkı söyleyeceğine neden kendine biraz yiyecek toplamadın?" sorusuna şöyle karşılık veriyor: "Toplamıştım. Ama siz hırsızlar evime girip hepsini götürdünüz."
Ambrose Bierce gazeteciliğinden gelme bir yaklaşımla, çağını, çevresini eleştiriyor. Özellikle yolsuzluklara parmak basıyor (gazeteciliği sırasında bir demiryolu şirketi patronunun yolsuzluklarını dile getirmiş, onunla uzun bir savaşa girmişti). Politikacılarla, şarlatanlarla dalgasını geçiyor. Kitaptaki "öyküler", aslında alıştığımız edebiyat öyküsü çerçevesinin çok dışında. Ama bir şeyden tat almak için onu belirli bir çerçeveye oturtmak hiç mi hiç gerekmiyor. Siz de tat alabilirsiniz bu kitaptan, öyküleri de günümüz Türkiye'sine göre "temize çekebilirsiniz".

Kitaptan bir öykü
Kitaptan bir de örnek vermek, "Şairin Cezası" öyküsünü aktarmak istiyorum. Sulhi gibi "o kafayı taşımaya devam ederek" yaşayan, arkalarında onurlu bir çizgi bırakarak aramızdan ayrılan dostları anarak:
Şair, derin düşüncelere sarmalanmış olarak yürüyordu. Soğuktan korunmak için sarınabileceği pek başka bir şeyi de yoktu zaten. Birden, kendini bilmediği bir kentin kapısında buldu. Kente giriş izni isteyince de, "Ne olur ne olmaz" adına tutuklanıp Kral'ın önüne çıkarıldı.
"Kimsin?" diye sordu Kral. "Necisin?"
Şair kafasını kullandı. "Uzun El'dir benim adım" dedi çabucak. "Yankesiciliktir sanatım."
Rahatlayan Kral, Şair'in salıverilmesini emretmek üzereydi ki, Başbakan tutuklunun parmaklarının incelenmesini önerdi.
Böylece, Şair'in parmak uçlarının düzlenmiş ve nasır tutmuş olduğu ortaya çıktı.
"Gördünüz mü?" diye gürledi Kral. "Ben demiştim size! Bir hece sayma düşkünü bu... Tehlikeli bir şair! Kendisini derhal Kafa Taşıma Alışkanlığından Kurtarma İşleri Lordu'na havale edin."
O sırada huzurda bulunan Harik Cezalar Yaratma Sorumlusu "Bir dakika yüce Kralım" diyerek araya girdi. "Daha şiddetli bir ceza önereceğim izninizle."
"Neymiş bakalım o daha şiddetli ceza?" diye sordu Kral.
"Bırakınız o kafayı taşımaya devam etsin."
Öyle buyruk verildi.

PAZAR
"Aramızdaki tezatlar reytingi artıracak"
Bir ayakkabı, 28 star
"Her maçta üç kilometre yürüyoruz"
"Guguk Kuşu" İstanbul'a uçtu
Adı gibi yapayalnız: Garipçe
Akvaryum kuzusu ıstakozlar
Umudun koşusu bugün
Samantha'dan seks dersleri
Rock bahçesindeki badem ağacı
"O sorunun cevabını ben de bilmiyorum"
Paris yanarken
"Romanı korka korka yazdım"
Şarap kursları başlıyor
Sol kıyıda sonbahar
İnzivada bir mutluluk köşesi
Şiddetli dolunay
Balıkçıda dolma ziyafeti çektik
Endülüs notları (1)
Yeni bir yeme bozukluğu
"Cehennem başkalarıdır"
Temize çekebileceğiniz öyküler
Benim gizli dergim
Biranın tarihinden...





Ahmet Turhan Altıner
Can Dündar
R. Hakan Kırkoğlu
Ali Rıza Kardüz
İlber Ortaylı
Taylan Kümeli
Tuba Akyol
Ülkü Tamer
Yalvaç Ural
Mehmet Yalçın

© 2005 Milliyet