|
 |
|
|
Leonardo'nun son durağından izlenimler
İnzivada bir mutluluk köşesi
Leonardo da Vinci'nin Paris'e 200 kilometre mesafedeki şatosunu gezdim tatilde... Fransa kralının konuğu olarak son üç yılını geçirdiği bu şatoda "imkansızı isteyen" bir dehayla tanıştım
can.dundar@e-kolay.net
Yıllar önce Leonardo da Vinci'nin not defterlerindeki bir öyküye takılmıştım. Bir taşın macerası anlatılıyordu bu öyküde... "Yağmurların yıkayıp açığa çıkarttığı irice bir taş"tı bu...
Yükseklerde bir koruda, rengarenk çiçeklerle kuşatılmış biçimde duruyordu. Durduğu yerden, üstüne taşlar saçılmış bir yola bakıyordu.
Yoldaki taşları gördükçe onların arasına katılma arzusu duyuyordu.
"Ne işim var burada çiçeklerin arasında; aşağıda kendi türümle bir arada olmalıyım" diye düşünüyordu.
Bir gün koruluktan yamacın dibine yuvarlanıp diğer taşlara katıldı.
Ancak çok geçmeden, önce atların toynakları, sonra araba tekerlekleri, ardından da yoldan geçenlerin ayakları ezdi, tekmeledi onu...
Çamura ya da hayvan pisliğine bulandığı o günlerde başını kaldırıp çaresizce ayrıldığı çiçekli tepeye bakardı taş; inzivadaki o mutluluk köşesine...
Leonardo bu öykünün sonuna şu notu düşmüştü:
"İşte, tek başına ve düşüncelere dalmış olarak geçirdiği yaşamı terk edip çılgınca davranmak için en bayağı insanların arasına katılanların başına bu gelir."
O taş, Leonardo'ydu
Bahsettiği, kendisiydi. Koruluktan çamurlu yollara düşen ve ezilip tekmelenen taş oydu.
Evlilik dışı bir ilişkiden doğmuş, anasız babasız büyümüş, küçük bir mezrada yaşlı dedesi ve nenesi tarafından büyütülmüştü. 24 yaşında, döneminin en büyük sanatçısı tahtına oturmak üzereyken eşcinselliği yüzünden açılan bir davayla bunalıma girmişti.
Yukarıdaki notlar, o bunalımın izdüşümleriydi.
Biyografisini yazan Michael White'a göre ("İlk Bilgin", İnkılap, 2000) bu bunalım, o toy delikanlının hamurunu yoğurmuş ve ondan olgun Leonardo'yu yaratmıştı.
Taş, yolların pisliğini gördükten sonra yeniden zirveye çıkmıştı: O yüksek koruluğa... Rengarenk çiçeklerin arasına...
İlk Bilgin'in şatosunda
İşte o koruluktaydım geçen hafta...
Leonardo'nun yaşamının son üç yılını geçirdiği Fransa'daki Clos-Luce şatosunda...
Huzur içinde düşündüğü, yazdığı, çizdiği, ürettiği son durakta... Leonardo'yu buraya 21 yaşında tahta çıkan Fransa Kralı I. François davet etmişti.
Usta sanatçıya Paris'in 200 kilometre güneybatısındaki Amboise'da kendi ikametgahının hemen yanındaki şatoyu tahsis etmiş, ciddi miktarda bir maaş bağlamıştı.
Karşılığında bir tek isteği vardı:
Sohbet...
Kral, ikametgahını Leonardo'nun evine bağlayan tünelden geçip sık sık ustanın ziyaretine gelecek ve onunla sanattan, bilimden, yeni icatlarından konuşacaktı.
Leonardo'nun benzetmesiyle genç kral ile yaşlı allame arasında, zamanında İskender'le Aristoteles arasındakine benzer bir ilişki vardı.
İşleyen demir
Usta yeni evine 1516 sonbaharında geldi. Roma'dan Amboise'a üç ayda varabilmişti. Bir eşeğin sırtında, ayağında deri sandaletlerle geldiğinde yanında hizmetkarları, malzemeleri ve üç tablosu vardı. Bırakmaya kıyamadığı bu tablolardan biri efsanevi "Mona Lisa"sıydı.
65 yaşındaydı. Yorgundu, elleri titriyordu.
Ama bu güzelim şato ve onun cennet bahçesinde dingin bir çalışma ortamı bulacak ve o da bu süreyi yeni bir başyapıtın peşine düşmekten ziyade daha önce yaptığı çalışmalarını toparlamak için kullanacaktı.
Emeklilik? Asla... Notlarında şöyle yazmıştı:
"Durgun su, saflığını yitirir ve soğukta buz tutar. Tıpkı faaliyetsizliğin aklın gücünü zayıflatması gibi..."
"İmkansızı iste!"
Şatoyu gezerken, bir çağı dönüştüren adamın yaşadığı ortamı koklamaya çalışıyor insan...
Zemin katta çalışma mekanı olarak kullandığı stüdyoda madrigal koroların sesi yankılanıyor. Odanın duvar kağıtları ustanın tablolarının üslubuyla hazırlanmış.
Bodrumda onun akıl almaz vizyonunun örnekleri var:
Matbaa makinesi, bisiklet, helikopter, paraşüt, otomobil modelleri... anatomi çizimleri... ve genç kralın çok işine yarayabilecek askeri teçhizat: Tank, çok başlıklı top maketi, istihkam köprüsü, insanı suda yürütebilecek dev paletler, dalgıç kıyafetleri... Zamanından ancak 400 yıl sonra yapılabilecek icatların ilk tasarımları... Salonun girişine asılan ona ait bir öğüt, bu mucizenin sırrını ele veriyor:
"İmkansızı istemekten hiçbir zaman vazgeçme!"
Kederin nedeni
Biyografisini kaleme alan Michael White, onun ölüme yaklaşırken gezegenleri gözleyip evrenin uçsuz bucaksız karmaşasını ve varoluşun görkemini sezmeye başladığını söylüyor. Kendisinin bu muammayı ancak üstünkörü bir şekilde inceleyebildiğini düşünüyordu. Bu yüzden de ölüme karşı tevekkül değil içerleme hissediyordu. "Ruh, bedenden ayrılırken çok ağırdan alıyor. Kederinin ve feryatlarının nedensiz olmadığını düşünüyorum" diye yazmıştı.
Huzurlu bir ölüm
Üst katta yatak odası var. Girişin hemen solunda kırmızı kadife kumaşla bezenmiş büyükçe bir yatak. Solunda devasa bir şömine... Ayak ucunda küçük bir masa ve masanın karşısında Rönesans parkını kuşatan küçük bir koruluk...
Başucundaki tabloda Leonardo'nun ölüm anı resmedilmiş. Yanı başında genç kral görünüyor.
Yatağın hemen yanında ona ait bir başka cümle var:
"Dolu dolu yaşanmış bir gün iyi bir uyku getirir. Dolu dolu yaşanmış bir yaşam da huzurlu bir ölüm getirir."
Tepedeki büst
67 yaşında ölen İtalyanların büyük ustası, kendi isteği üzerine Amboise'daki Saint-Florentin kilisesine gömülmüş.
Bu küçük kilisenin hemen karşısındaki tepede mezarına ve Amboise'a bakan bir de büstü bulunuyor. Çiçekli tepede yağmurlarla yıkanan bir taş büst bu... Gündelik hayatın çamurundan uzak bir inzivanın, olanakla birleştiğinde nasıl bir deha yaratabileceğini de kanıtlayan bir taş büst...
|
|
|

|