|
 |
|
|
Biranın tarihinden...
Aralık ortasına kadar renkli bir sergi belli başlı kentlerimizi gezecek. Konusu, "Binyıllardır BİRArada", yani biranın tarihi... Efes Pilsen'le Tarih Vakfı'nın hazırladığı sergi ve dev kitabı dolayısıyla, biranın tarihinde geziniyoruz
myalcin@turk.net
Bugün yolu Sultanahmet'e düşen İstanbullular, renkli bir sergi sayesinde renkli saatler geçirebilecekler. Özellikle de biraseverler... Zira Topkapı Sarayı'nın bahçesine girildikten sonra sol tarafta kalan eski Darphane binasında, Türkiye'nin ilk popüler bira sergisi açıldı. Sergi yarın sona eriyor, 25-26 Kasım'da tekrar İstanbul'a, bu kez Lütfi Kırdar'a dönüyor. Arada da Ankara, İzmir, Adana, Konya ve Çanakkale gibi illerimizi geziyor. Efes Pilsen ve Tarih Vakfı işbirliğiyle hazırlanan sergi, aslında önemli bir araştırma süreci sonunda ortaya çıkan 470 sayfalık "Geçmişten Günümüze Anadolu'da Bira" kitabının bir yan ürünü. Prof. Dr. Ercan Eren'in hazırladığı kitap, son derece titiz bir araştırmanın ürünü. Umarız şimdilik protokole armağan edilen bu kitap, yakında kitapçı raflarında da yerini alır, hatta ciltsiz ve daha ucuz bir versiyonla daha geniş kitlelere de ulaşır. Çünkü Türkiye'de biranın tarihi, bir yerde Türkiye'nin sosyal tarihi...
Kitap, Türkiye'de biranın tarihini Osmanlı'da hayli yaygın olan, alkolü diğer bozaya oranla yüksekçe olan "ekşi boza" ile başlatıyor. Ekşi bozanın biranın bir benzeri olduğu belirtiliyor. Bugünkü anlamında bira ise, Osmanlı'nın batılılaşmaya yöneldiği Tanzimat'tan sonra gündeme gelmiş, 1840'larda gayrımüslimlerin yoğun olarak yaşadığı İstanbul'un Beyoğlu gibi bölgelerinde birahaneler açılmaya başlanmış. Tepebaşı ve Taksim'deki bira bahçeleri, sazları, sözleri, şarkıcılarıyla birer gazino gibi işletilmiş.
O yıllarda Osmanlı topraklarında bira yapılmadığından, Almanya ve Avusturya'dan getirilen biralar yudumlanmış, bira seçkin ve kibar bir içki olarak tüketilmiş. İlk yerli bira ise İzmir'de yapılmış...
Biranın ülkemizdeki tarihi, ünlü Bomonti, cumhuriyet döneminde Atatürk Orman Çiftliği ve Tekel derken Efes Pilsen ve Tuborg ile sürüp gidiyor... Sosyal değişimler birada da etkisini gösteriyor, bir zamanların elit içkisi, uzun yıllar Tekel altında kaldıktan sonra 1969'da yerli Efes'in ve Danimarka kökenli Tuborg'un piyasaya girmesiyle fiyatı ucuzlayıp geniş kitlelere pazarlanarak halka iniyor. Sonrasını hepimiz hatırlıyoruz: 80'li yıllar, televizyonda bombardıman halinde bira reklamları, tüketimin çılgınca artışı, videolardan arabesk temalı filmler gösterilen birahaneler ve biranın lumpen bir kültür yaratması... 90'ların sonunda ise biranın varoş içkisi olmaktan çıkıp kentleşme çabası, "birahaneleri iyileştirme" projesi, kadın ve erkeklerin bir arada medenice oturduğu şık bira restoranları...
"Türk damak tadı" meselesi
Kitabın sayfalarında bira tarihi gezintisi yaparken, yine bu sayfalarda Efes Pilsen'in Türk bira kültürüne kattığı olumsuz bir yön de dikkati çekiyor. Bira, aromasını ve lezzetini şerbetçiotundan alır, küçük bir çam kozalağını andıran bu aromatik bitki sayesinde hafif buruk ama ferahlatıcı bir lezzete kavuşurken, Efes Türkiye'de bu otantik bira tadını ortadan kaldıran ve birada "Türk damak tadı" denilen bir garipliği yerleştiren firma. Bunu yıllarca inkâr ettiler, her yazdığımda rahatsız oldular ama, bu kitap Efes'in bu politikasının da belgeleriyle dolu. Kuruculardan İzzet Özilhan "Kullandığımız teknoloji Çekoslovak teknolojisiydi ve Pilsen de sert biraydı doğrusu. İçici önüne çıktığımızda herkes acımış bize, 'Bu ne tür bira, acı bir şey' demişler. Demeye kalmadı, biz tuttuk Alman kökenli bira ustalarını getirdik. Mutlaka sonuç alacaktık, direndik, direttik" diyor. Kitabın yazarı Prof. Eren de, "1969'da ilk çıkan bira Çek Cumhuriyeti'ndeki Pilsner Urquell'e çok yakındı, bir anlamda hakiki biraydı. Şerbetçiotunun fazla olması, bu biraya şerbetçiotuna has bir acılık veriyordu. Tuborg'un daha az acı oluşu ve Tekel geleneğine yatkın halkın tüketim alışkanlığının da bu yönde olması, Tuborg'un da piyasayı tutması neticesinde Alman ustanın yaptığı bileşim tercih edildi, şerbetçiotu azaltıldı. Olayın ekonomik yönü de vardır. Şerbetçiotunun fiyatının yüksekliği maliyeti de arttırmış, bu da rekabette dezavantajlı bir durum yaratmıştır" diye yazıyor. Sonrasını biliyoruz, Efes şerbetçiotu oranını o denli aşağı çekiyor ki, bu kez Tuborg "acı bira" kalıyor, Tuborg'dan sonra piyasaya girmeye çalışan her firma da, "Türk damak tadı böyle istiyor" diye biradan çok arpasuyuna benzeyen ürünleri piyasaya sürmeyi bir marifet sanıyor.
Olan olmuş, geçen geçmiş... Efes o ilk nefis birasında ısrarcı olmadığı ve zamanla şerbetçiotunu iyice aşağı çektiği için, Türk halkının damak tadı arpa kokulu biraya alıştırılmış. Ama artık yeme-içme zevklerinin bu kadar çeşitlendiği, yurtdışı görmüş ve hakiki biranın tadına varmış Türklerin de arttığı günümüzde, Çek birasını andıran kalitede bir biranın hatırı sayılır bir alıcı kitlesi olacağına da eminim. Yeter ki her gün atılım üstüne atılım yapan bu dinamik üreticimiz, böyle bir bira üretip arkasında sağlamca dursun...
|
|
|

|