|
İsviçre maçında "fanatik" coşku, "vahşet"e dönüşmemeli...
Önceki sabah erken saatlerde Köyceğiz'in; kimsesiz bir göl kıyısında, korular, ağaçlar, bahçeler ve değişik renklerdeki villalarla donanmış, günlük güneşlik sakin dünyasını gerilerde bırakarak, İstanbul'a doğru yola çıktık.
Dalaman Havalimanı, yolcular açısından binbir ayak bir yerde; değişik kesimlere ait personel açısından da, evrensel bir kentlilik düzeyinin sorumlu kibarlığı içindeydi.
***
İstanbul Atatürk Havalimanı'na gelir gelmez, eski dağdağa yeniden başladı.
Yolcuların üstünden bagajlarını alacakları kauçuk oval bant dönüp duruyor, fakat bagajlar bir türlü görünmüyordu.
10 dakika... 15 dakika... 20 dakika... 30 dakika...
55 dakika süren hava yolculuğunun bitiminde, yolculuk süresinin yarısından daha uzun süren bir bagaj bekleme...
***
Havaalanından Boğaz Köprüsü'ne doğru, uzun gidiş yolunda trafik nispeten akıyordu.
Ancak şöyle yan tarafa baktığımızda, İkitelli'ye doğru gelen yol iyice tıkanmıştı; hem de nereye kadar, Boğaz Köprüsü'nün üstü de dahil, Asya yakasında Söğütlüçeşme'ye kadar...
Ne ambulanslar için bir geçit olanağı vardı, ne de itfaiye için...
Meğer Haliç'teki alt geçit tünelinde, önemli bir kaza olmuş.
***
Yüzlerce yıldan bu yana, köylülükten, kentliliğe bir türlü geçilememiş olmasının en somut kanıtı; İstanbul'daki yaşam karmaşasıyla, kentin trafik keşmekeşiydi.
"Köylülük"le, "kentlilik"i; "İslam-Hıristiyan", "ümmetçilik-laiklik" çerçeveleri içine oturmaya kalkmanın da anlamı yoktu. Köy, kasaba, kent gibi yerleşim birimleri, üretim türlerine göre biçimleniyordu...
Tarlalardaki tarımsal üretim, köyleri ve köy yaşamlarını çizimliyordu.
Fabrikalardaki endüstri üretimi de, kentlerle kent yaşamlarını...
***
Henüz daha kırsal kesim yaşamından yeterince arınmış bir İslam ülkesi yoktu dünyada...
İslamın yorumu, sürekli kırsal kesim yaşamına göre yapılıyordu; erkeklerin, ayakta değil, çömelerek işemesini ve sidiklerinin rüzgarda dağılmamasını önermek gibi...
***
Üretim türlerinin değişmesiyle ortaya çıkan kentleşme sürecinde; "işçi-burjuva" sınıfı ile "köylü-kentli" arasındaki farkın çözümü, başta Karl Marx olmak üzere birçok düşünür ve politikacının aklına takılıp durdu...
Enerji kaynaklarıyla, üretim biçimleri evrensel boyutta değişmeden, dünya nüfusundaki böylesi bir farklılığın kapanamayacağı, zamanla başladı anlaşılmaya...
Türkiye ise henüz eski tatavaların havuzunda kulaç atmada...
***
İstanbul'a doğru iç göçler, neden bir türlü durmuyor ki Türkiye'de?
Hamasi sloganlar, kutsallaştırılmış tabu ve dogmalarla üstesinden gelinebilecek bir sorun mudur bu?
Köylü yığınlarının tepesinde çiçeklenmiş, oligarşik bir yönetim yapısına yerleşmişlerin; kapalı kapılar arkasında çevirip durdukları oyun içinde oyunlar...
Alın işte Şemdinli'deki enigmatik, gizemli olaylar...
Van'da tutuklama süresindeki garipliğin yarattığı dramlar...
***
Bu akşam Şükrü Saraçoğlu Stadı'nda, İsviçre ile oynanacak milli maçta; hasım takıma karşı fanatik bir coşkunun, vahşi bir saldırıya dönüşme olasılığı, yüreğimizi ağzımıza getiriyor.
Kentlerde henüz daha burjuvaziyle bütünleşmemiş, göçmen kökenli gençler; kendi ezikliklerini sabunlayacak toplu bir köpürmeye fırsat ararlar; psiko-sosyolojik bir olgudur bu...
Milli maçlar ise dolu dizgin verir böyle bir fırsatı... Hele daha önce hasım takımın fanatikleri, kendi ülkelerindeki karşılaşmada, "İstiklal Marşı" gibi ulusal bir simgeye gereken saygıyı göstermemişlerse...
***
Ne var ki, fanatiklerin, psikopatolojik dengesizlikleri; kamu görevlilerini sarmalamaz. Örneğin İsviçre takımının; Atatürk Havalimanı'na girişindeki pasaport kontrolünde, kendilerine eziyet çektirilerek öç alınmaya kalkılmaz.
Böyle ters bir gösteri, çağdaş bir devlet güvencesinin varlığı yerine; köylülüğe mıhlı kalmış bir aşiret öfkesini çağrıştırır belleklerde...
***
İsviçreli futbolcuları, koskoca İstanbul'da "Cehenneme hoş geldin" diye karşılayıp, otobüslerine yumurtalar fırlatmak...
Futboldaki başarısızlıkları, milliyetçi bir babalanmaya dönüştürmek; çağdaş uygarlık düzeyini mühürleyen "kentlileşme"yle, yeterince sarmaş dolaş olamadığımızı da göstermiyor mu biraz?..
Hoş, bunu her saniye İstanbul'un trafiği de gösteriyor ya...
***
Uzay çağı, birtakım çalkantılardan geçilse de; en sonunda bizi de, çağdaş bir uygarlığın evrensel bahçesine yerleştirecek...
Dileriz bu akşam "fanatik" coşkular, en sonunda dönüşmez çirkin bir "vahşet"e...
c.altan@prizma.net.tr
|
|