|
'Posta koyma' açlığı sürüp giderken...
Günler kısalmayı sürdürecek 5 hafta daha...
Sabah ezanı saat 5.50'de başlıyor okunmaya; ortalık ise saat 6.30'dan sonra ağarıyor...
TV kanallarında gazete manşetlerini izlemek...
Bir yanda ölenler kalanlar, bir yanda saldırıya uğrayanlar, bir yanda sefalet cenderesi içinde nefes almaya uğraşanlar; bir yanda da, hem birbirlerine, hem dünyaya karşı posta koyma babalanmasını sürdürenler...
***
Henüz daha ne televizyon karşısında maçların izlendiği, ne ABD başkanının kim olduğu, ne hangi okyanusta hangi tayfunun patladığı bilinen dönemlerde; gelini, iç güveyiyle kalabalık ailelerin yaşadığı eski köşklerde, karı-koca tartışmaları sonucu, kapılar sertçe vurulmaya başlandığı zaman; yaşlı büyük hanımlar:
- Aman ne haliniz varsa görün, diye çekilirlerdi odalarına...
***
Sabahın erken saatlerinde gazete manşetleriyle haberlerine bakarken; sanki çocukluğumun yaşlı büyük hanımları mırıldanıyorlar uzaklardan:
- Aman ne haliniz varsa görün...
***
"Devlet" kavramının tarifini, hâlâ daha doğru dürüst yapmaktan yoksun bir ülkede, bitip tükenmeyen bir "posta koyma" açlığı...
"Sert çıkma", "ters bakma", "masaya yumruğu vurma", "ipleri koparma" vs...
***
Osmanlı devletinin imzaladığı ilk antlaşma olan 1606 Zitvatoruk Antlaşması'ndan, Karlofşça'sı, Purut'u, Pasarofça'sı ile ta Lozan Antlaşması'na kadar; bir tane de bir "zafer" antlaşması imzalanmış olsa, yüreğim yanmayacak...
Yüzlerce yıldan bu yana "çağdaş uygarlık düzeyi"yle bütünleşememenin yanına, bir de tarih bilincinden yoksunluk eklenince; dünyaya karşı kafa tutma özlemi, vites büyültüyor nedense...
***
Ayrıca gelenek görenek yanlısı politikacılarımızda bile; Bektaşi fıkralarıyla, Âşık Ömer, Kazak Abdal, Kul Nesimi gibi sanatçıların, bağnazlık karşıtı esprili şiir rüzgârlarından da hiçbir esinti yok maalesef...
Alın işte, 17. yüzyıl halk edebiyatında Kazak Abdal'dan bir yobazlık taşlaması:
Münkir münafıkın huyu
Yıktı harap etti köyü
Mezarına bir tas suyu
Dökenin de anasını
Dağdan tahta indirenin
Iskatına oturanın
Mezarına götürenin
İmamın da anasını
Müfsidin bir de gammazın
Malı vardır da yemezin
İkisin meyit namazın
Kılanın da anasını
***
Haberlerden yansıyan manzaraya bakıldığında...
Bizim halk edebiyatından tümden habersiz, eski medrese ulemasından medet ummaya kalkmak... Adalet Bakanlığı'nın bütçeden aldığı paydan hiç söz etmeden, "hukukun üstünlüğü" diye tutturmak... Şemdinli'deki kanlı ve gizemli olaylara karşı da, zamana sığınmaya çalışmak ve sürekli siyasal çarlistonlar yapmak...
Yaşlı büyük hanımların, boşluklara dökülüp gitmiş yıllar arkasındaki sözleri duyuluyor uzaklardan:
- Aman ne haliniz varsa görün...
***
Kuran-ı Kerim'deki ayetlerin hukuksal yorumu, "fıkıh"ı, yani dinsel hukuku oluşturur.
Özellikle "zina"nın saptanması, epey ayrıntılıdır "fıkıh"ta...
"Zina"yı 4 kişinin aynı anda, dört ayrı açıdan görmesi gerekir.
Bu da yeterli değildir.
Ayrıca, kadınla erkek arasından, ip geçmeyecek gibi olmalıdır.
Osmanlı tarihinde böyle bir "zina" saptaması hiç yapılmamış ve zina suçlamasının cezası olan, "recim-kadını taşlayarak öldürme" cezası da sadece iki kez uygulanmıştır.
***
Yakıştırma, sanma, kafadan atma başka şeydir; merak etme, inceleme, değerlendirme başka şey...
Örneğin "ulema"dan sayılan şeyhülislam fetvalarındaki çelişkilerle, kaç şeyhülislamın neden idam edilmiş olduğu da, incelenmeye değer bir konu olsa...
***
Türkiye kentlileşme sürecine yeni yeni girmede...
Oligarşik bir egemenliğin AB üyeliği için gerekli koşulları benimsemesi de kolay değil; tartışmalı konularda din ulemasına gönderme yapma zorunluğunu duyan siyasetçilerin de...
Anlaşıldığı kadarıyla, AB ile müzakereler sırasında da zaman zaman yumruklar vurulacak masaya...
Unutmayalım ki 2007'de, bir de cumhurbaşkanlığı seçimi var...
Epey çalkantılı geçeceğe benzer 20-25 yıl...
Sabahları erken saatlerde gazete manşetleriyle haberlerine bakarken, çocukluğumdaki yaşlı büyük hanımların mırıltılarını duyar gibi oluyorum:
- Aman ne haliniz varsa görün...
c.altan@prizma.net.tr
|
|