|
Ulema, hangi ulema?
Türban takıntısı ile ilgiliydi geçen günkü yazım. Hem iktidar hem muhalefet kanadındaki bu takıntıyı anlatırken, Başbakan Erdoğan'ın tutumuna da dikkat çekmiştim.
Takıntı sürüyor.
Üstelik bu kez daha değişik, daha üstünde durulması gereken bir boyut kazanarak devam ediyor türban takıntısı.
Çünkü Başbakan Erdoğan'ın Kopenhag'daki açıklamaları laiklik ilkesini, laik devlet düzenini bazı açılardan boşlukta bırakıyor.
Erdoğan'a göre, türban ya da başörtüsü konusunda söz söyleme hakkı 'mahkeme'nin değil, 'din uleması'nınmış... "Dinde gerçekten emredici bir hüküm" varsa, o zaman konuyu 'İslam dininin aydınlarına sormak" gerekirmiş... Erdoğan, dinde bunun yeri olduğuna inanıyormuş...
Olabilir.
Ama o zaman laiklik ne olur?
Erdoğan'a göre türban, öyle anlaşılıyor ki, emredici bir din hükmü. Yani uyulması şart. Nitekim ulema da böyle buyurmuş...
O zaman devam edelim.
Ya ulema yarın faizi yasaklarsa... Medeni nikâhı yasaklarsa... Mahkeme önündeki şahitlik kurumunda, miras hukukunda, aile hukukunda kadın-erkek eşitliği yoktur derse ulema...
Ne yapacağız?
Başörtüsünde, türbanda olduğu gibi, ulema istediği için, toplum ve devlet düzenimizde kadın-erkek eşitliği noktalanacak mı?
Devam edelim:
Ya ulema yarın derse ki:
İslam dini yalnız bireyle Allah arasında yaşanmaz, kamu alanında da yaşanır, total bir dindir çünkü; bu nedenle parlamentodan çıkacak yasalar da İslami referansa uygun olmalıdır.
Ne yapacağız o zaman?
Ulemanın dediğini yaparsak, laik devlet ne olacak? Devlet ve topluma ulema yön verecekse, yine soralım, laik demokratik düzen ne olacak?
Tekrar başa dönelim.
Hangi ulema sorusunu sormakta yarar var. Çünkü, Tayyip Erdoğan'la onun uleması, türbanı, dinin emredici hükmü sayıyor.
Hangi ulema bunlar?
Çünkü, türbanı dinin emredici hükmü saymayan ulema da var.
Kimin dediği olacak?
Erdoğan'ın ulemasının mı, yoksa başka ulemanın mı sözü geçecek?
Kimin?
Din bilginleri (ya da Erdoğan'ın deyişiyle) İslam dininin aydınları tarafından verilecek fetvalarla mı yol alacak Türkiye?
O kadar çok soru var ki...
Türkiye'de başını örtmeyen kadınlar, Erdoğan'ın gözünde Müslüman değil mi? Bu anlayış, Erbakan Hoca'nın bir zamanlar kendi partisinden olmayanları Müslüman saymayan zihniyetinden farklı mı?
Ayrıca, o kadar çok kadın var ki bu memlekette, başını örtmeyen ama kendini Müslüman sayan...
Geçelim.
Birey inancına göre yaşar.
Ya da inançsızlığına göre... İster örtünür, ister örtünmez! Özel hayatında da kimse buna karışamaz. Laik toplum ve devlet düzeninde böyledir.
Ama kamu alanına çıkıldığında, inançların yaşanmasıyla ilgili bazı sınırlamalar gündeme gelir. Türkiye dahil bütün dünya demokrasilerinde bunun şöyle ya da böyle örnekleri vardır. Sözgelimi türban, haç, kippa gibi dinsel simgeler her yerde kullanılamaz.
Bu açıdan tartışmalı kararlar elbette var.
Bizim üniversitelerdeki türban yasağı gibi... Bu yasağı insan haklarına aykırı bulmayan AİHM'nin son kararı gibi...
Bu kararları beğenmeyebilirsin.
Karşı çıkabilirsin.
Ama bu konuyla ilgili kararları yargı ya da yasama organından alıp 'ulema'ya vermeye kalkışırsan iş değişir.
Laiklik de güme gider.
Tabii demokrasi de...
Erdoğan neden böyle konuştu?
Kökler meselesi mi? Bazen o eski ruh mu kendisini rahatsız ediyor? Yoksa Kopenhag'da meramını mı tam anlatamadı? Ya da tribünlere mi oynuyor, yani seçim mi yaklaşıyor?
Her neyse...
Ama şunu iyi bilin:
Türban, Van, Şemdinli derken Türkiye'nin gündemi de kayıyor.
Yazık olur, bizden söylemesi...
DİP NOT
Bu yazı yazıldıktan sonra Başbakanlık'tan bir açıklama yapıldı. Erdoğan, bu açıklamaya bakılırsa, Kopenhag'da meramını tam anlatamamış ya da eksik anlatmış.
Olabilir.
Açıklamada ayrıca, "Başbakan Erdoğan'ın, dünyevi hukuk alanına giren bir düzenlemenin din bilginlerine bırakılması gerektiğini söylemesi söz konusu değildir, olmamıştır da" cümlesi dikkati çekiyor.
İyi güzel!
Ancak, Başbakanlık'ın bu son dakika açıklaması benim yazımda herhangi bir değişiklik yapmamı gerektirmiyor.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|