Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 17 Kasım 2005 / Perşembe  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    İnteraktif 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Iska


Başbakan Erdoğan, Danimarka Başbakanı Rasmussen ile birlikte ortak basın toplantısına giriyor.
İki Başbakan, kendilerine ayrılan kürsülerin arkasındaki yerlerini alıyorlar. İlk sözü Erdoğan alıyor.
Şöyle diyor:
"Sayın Rasmussen ile çok verimli bir konuşmamız oldu. Bu ortak basın toplantısında birlikte açıklama yapmayı programlamıştık.
Ancak ülkemde 30 bin insanımızın canına kasteden bir terör örgütünün TV temsilcilerinin burada bulunmasını ve sorular yöneltmesini kabul edemem. Bu görüşlerimi Sayın Başbakan'a da ilettim. Danimarka yasalarına göre, o TV mensuplarının toplantıya katılmalarının engellenemeyeceği yanıtını aldım.
Gerekçelerine katılmamakla beraber, konuk olduğum bu ülkenin hukuk ve demokrasi anlayışını uygulamak kendi takdirleridir.
O nedenle konuşmasını yapmak üzere salonu, Danimarka Başbakanı'na bırakıyorum. Beni anlayacaklarını umarak basın toplantımı bulunduğum otelin salonunda 1 saat sonra yapacağımı, ülkemin yasalarına göre meşru sayılmayan yayın kuruluşları mensupları dışında sizlerin davetli olduğunuzu bildiriyorum. Teşekkürler."
Başbakan Erdoğan, bunu söylüyor, Başbakan Rasmussen'in elini sıkıyor ve kürsünün arkasındaki kapıdan çıkıyor.
Bu arada Roj TV'nin ve birkaç gazetecinin protesto sesleri oluyor ama hiç önemli değil.
......................
Böylece Erdoğan, seçkin bir gazeteci topluluğuna açıklamalar yapmak fırsatını ıskalamamış oluyor. Çünkü... Sadece Erdoğan-Rasmussen görüşmesi için Kopenhag'a uğramayacak gazetecilerin ve bu görüşmeye belki bir paragraf bile ayırmayacak küresel medyanın NATO toplantısı nedeniyle Kopenhag'a odaklanmaları, ıskalanmaması gereken şanstı.
....................
Ne yazık ki yukarıda çizdiğim sahne gerçekleşmedi. Erdoğan, Türk gazetecilere konuşarak "Türk'ün Türk'e propagandasının" bir örneğini daha vermekle yetindi. Doğru fakat eksik tavırla, şans ıskalandı... Yazık oldu...
.....................
Ya Başbakan'ın "akıldaneleri" ona iyi kurmaylık yapamıyorlar, dış politikanın gerektirdiği ince ayarlı fikirler üretemiyorlar.... Ya da Başbakan, bazı liderlerde zamanla "akut" hale gelen öfke patlamalarını yapıyor, kurmaylarını korkutmuş ve sindirmiş bulunuyor. Kurmayları ona, fikir söylemek cesaretini -gazabından korktukları için- gösteremiyorlar.
Birinci olasılık için çözüm var... Danışman kadrosunu güçlendirir.
İkinci olasılık ise vahim... Türkiye siyaset tarihinde her liderin etrafında görülen "evet efendimci şakşakçıların" Türkiye'nin kaderini aşağılara çekmeleri önlenemez.
.....................
Esmekte olan "ulema" fırtınasına gelince...
Başbakanlık Basın Sözcüsü Beki tarafından yapılan bildirim, "hangi niyetle okunduğuna bağlı" bir açıklamadır.
Bu açıklamayı, dileyen "Başbakan'ın söylem yanlışlığını düzeltmek..." Dileyen de "medyadaki yayınları düzeltmek" olarak algılayabilir.
Ancak... Sonuçta ve genelde "amacını aşma" fiilinin gerçek olduğu söylenebilir. Çünkü, aksi halde, "amacını aşmak" değil, "haddini aşmak" olurdu.
Türkiye Dışişleri Bakanı'nın eşi bile "türban" nedeniyle AİHM'ye başvurmuşsa, o hükümetin Başbakanı, aynı AİHM'nin türban konusunda karar verecek merci olmadığını nasıl iddia edebilirdi?
Ayrıca... Başbakan'ın ya da Dışişleri Bakanı'nın kişisel iradelerinin çok üstünde, Türkiye adına AİHM'nin yetkisini kabul eden kararlar ve imzalar var.
Bu imzalara rağmen Başbakan Erdoğan, AİHM'nin "Hüküm verme yetkisi yoktur" elbette diyemezdi. Hele, Anayasa'nın değişmez/değiştirilemez hükmüyle vurgulanan Türkiye'nin "laik devlet" yapısına rağmen "dünyevi" bir konuda kararın "ulema"ya ait olduğunu söyleyebilmesi mümkün değildi.
Açıklama, en azından bütün bu "olmayacak şeylerin", siyah beyaz bir fotoğraf gerçekliğinde kabulü olarak da yarar sağlamıştır.

g.civaoglu@milliyet.com.tr








Taha AKYOL
Çağdaş üniversite
YÖK iki günlük uluslararası bir konferans düz...
Çetin ALTAN
'Posta koyma' açlığı sürüp giderken...
Günler kısalmayı sürdürecek 5 hafta daha... ...
Melih AŞIK
Şemdinli - Hakkâri
Şemdinli olayı, kimi askeri görevlilerin kend...
Fikret BİLA
Danıştay Başkanı Çetinkaya: Tartışılmaz bile
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, Avrupa İnsa...
Hasan CEMAL
Ulema, hangi ulema?
Türban takıntısı ile ilgiliydi geçen günkü ya...
Yılmaz ÇETİNER
Güneydoğu'da ajan provokatörler oynuyor!
Devletin, vatandaşları korumakla görevlendird...
Güneri CIVAOĞLU
Iska
Başbakan Erdoğan, Danimarka Başbakanı Rasmuss...
Can DÜNDAR
Türkler kindar mıdır?
Çocukken bir tekerleme dolaşırdı dilimizde: ...
Hurşit GÜNEŞ
Bundan böyle kuru, sıcak para değil, yabancı sermaye belirleyecek
Dünkü yazımızda Merkez Bankası'nın (MB) piyas...
Doğan HEPER
Masumu hapset, sabıkalıyı sal
ADALET Bakanı işine geldiği gibi konuşuyor. İ...
Semih İDİZ
Taahhütlerin aksine davranmak şeref getirmiyor
Orhan Pamuk ve Hrant Dink aleyhine açılan dav...
Sami KOHEN
Şam sürprizi
DIŞİŞLERİ Bakanı Abdullah Gül'ün dün Şam'a ya...
Hasan PULUR
Kent Kullanma Kılavuzu
KOLAY mı şehirde yaşamak, kentte yaşamak ve d...
Derya SAZAK
Sadrazam gibi
Baş döndürücü uçak yolculuklarının sonunda bö...
Meral TAMER
Türk zinciri dünyayı nasıl fethetti?
Hüseyin H. Şedele 56 yaşında, meslek lisesi m...
Yaman TÖRÜNER
Patlamanın sonu nereye varacak?
Gayrimenkul sektöründe büyük bir patlama yaşa...
Güngör URAS
Her şey 'döviz fiyatının artmamasına' bağlı
Türk ekonomisinde bugün "denge dışı" durum va...
Serpil YILMAZ
İSO sosyal sorumluluk karnesi verecek
Çin'de de, Malatya'da da görmüştüm; Adidas, N...
M. Ali BİRAND
Danimarka'ya bunu anlatmak zor
Danimarka'nın Roj TV konusundaki tutumu, Türk...

© 2005 Milliyet