|
 |
|
|
Bakıp ne görüyoruz?
Gökkuşağı / Reşat Kutucular
Işığı henüz dünyaya vurmamış yıldızlar... Daha ötesi... Aşağı yukarı bir milyar yıl ömrü kalmış gezegenimize ışığı yetişemeyecek kadar uzaktaki yıldızlar... En, en uzaktakiler. Halen gördüklerimizden aslında sönmüş olanlar...
Düşününce, ışık bile ne kadar yavaş evren için. Bizse minicik bir gezegende kıyamet koparmakla meşgulüz. Herhalde ancak ışık hızını aşabildiğimiz zaman bir ağırlığımız olacak bu alemde. Anlaşılan teknoloji çağı da taş devrinden hallice geçecek. Baksanıza dünyaya. Sanki hala bir nevi taş devrindeyiz.
* * *
İlk taş devrine göre gelişme müthiş tabi. Nereden nereye. Ama gelmiş kentlerde tıkanmış kalmışız işte. Büyük sıçramayı yapamamışız. Yapacak gibi de durmuyoruz. Başka değerler sistemine geçememişiz. Aynı kavga şekil değiştire değiştire sürüp gitmekte.
Aynı adaletsizlik. Bilgi çağında hala çocuklar sapır sapır dökülmekte.
* * *
Sizden beklenense huzurlu, mutlu, iyimser olmanız. Kolay değil. Türbanı, kuş gribini, depremi, kırmızı ışıkta durmakta zorlanan zibidileri, hava kirliliğini, hırsızlıkları, hukuksuzluğu, ödenmeyen çekleri, Irak'ı, İsviçre'yi falan kafaya takmayacaksınız, gülümseyerek yatacak, gülümseyerek kalkacaksınız.
Üstelik 70'leri tamamen silmiş, 12 Eylül'ü çözmüş, 90'lardaki dört beş tane ekonomik krizi sineye çekmiş, küreselleşmeyi içinize sindirmiş olacaksınız. Söylenene inanacaksınız, güveneceksiniz. Umut vaad edeceksiniz. Mümkünse yüksek dozda. Çarpıklıkları dillendirmeyeceksiniz ki sevimsiz görünmeyesiniz. İlkellikleri görmezlikten geleceksiniz.
Oysa insan doğuştan, ağlamaya gülmekten daha yatkın... Atılgan değil temkinli. İsyan etmeyi teşekkürden daha çok sevyor. Hem, komik hikayelerden ürkütücü masallarla büyümedik biz? "Aferin"den çok cıs, ayıp, öcü laflarını duymadık mı? Sobelenmemek için saklandık. El ele tutmaktan çok mızıkladık, küstük. Yatılı okudouk, boykot yaptık, gecelerce çalıştık. O yüzden belki doğal olarak hafif tedirgin, biraz dik kafalı ve epeyce şüpheci nesiliz. İçimizde toplumculuk kırıntıları.
* * *
Bugünse artık birey ön planda. Farkındayız tabii ki. Hayat ekranların karşısında yaşanıyor. Cep telefonları vücudun bir organı gibi. Puanlar, kontürler, lastik ayakkabılar, tüm nesneler anlamlı ve önemli. Gençler bireysellğin dar sokaklarında çember çevirmeyi öğrenirken diğerini, ötekini, başkalarını umursamıyorlar. Yıldızlara da bakmıyorlar pek.
Faydacı bir anlayış giderek yayılıyor. Sorgulanmıyor. Bu kötümserliğimizi besliyor. Keyfi yerinde olan canı sıkkın olanı önemsemiyor.
Hatta küçümsüyor. Birbirine güvenmeyen bir sürü insan her gün yan yana, karşı karşıya geliyor. Kaygılanıyoruz.
Belki de bu her zaman böyleydi, insanlık hep çatışma halindeydi ama hiç bu kadar büyük kalabalıklar bu dip dibe ve birbirinden bu kadar haberdar yaşamamıştı daha önce.
Bireysellik de böylesine baştacı edilmemişti.
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|