Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 19 Kasım 2005 / Cumartesi  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    İnteraktif 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil

Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
'Hazmetme kapasitesi' aslında Türkiye'nin sorunu


Avrupa Birliği, Türkiye'ye dönük "hazmetme kapasitesi" kavramını 10-15 yıl sonrası için ortaya koydu. "Üyelik müzakerelerine başlıyoruz ama sizi hazmedip edemeyeceğimizi günü gelince göreceğiz ve ona göre davranacağız" dedi.
Bu elbette ki Türkiye açısından olumlu bir durum değil. Ama şunu da görmeliyiz: Bu "hazmetme kapasitesi" meselesi Türkiye'yi çok daha yakından ilgilendiren şekliyle gündemdeki yerini aldı bile.
Başka bir ifadeyle, Türkiye'nin AB kıstaslarını hazmedip edemeyeceği, gelişmelerin de gösterdiği gibi, daha şimdiden ciddi bir güncel soru olarak önümüzde duruyor. Son üç yılda yapılan temel reformların en önemlilerinin bir türlü hayata geçirilememesi ise bu sorunun yanıtını giderek netleştiriyor.

AB isteksizliği
Bunlara, "AB reformları" denmesi ve birçok kişinin bu reformlara "Avrupa'ya verilen tavizler" gözüyle bakması da zaten AB'nin temel kriterlerini yerine getirme konusundaki isteksizliği sergilemeye yetiyor.
Bundan da, bu reformların bu topraklarda yaşayan insanların iyiliği için değil, farklı amaçlar ve beklentilerle yapıldığı anlamı çıkıyor. "AB üyeliği olmayacaksa bu reformları niçin yaptık?" şeklinde özetlenebilecek sitemkâr bakış açısı da bunu bir yerde doğruluyor.

Sorun iç dinamiklerde
Buradaki bir diğer algılama ise, söz konusu reformların Türkiye'de istikrarsızlığa yol açtığı şeklindeki düşüncedir. "AB olmasaydı başımıza bu çoraplar örülmezdi" yaklaşımının hızla yayıldığını görüyoruz. Peki bu doğru mu? İstikrarsızlık gerçekten de hak ve özgürlüklerin genişletilmesinden mi kaynaklanıyor?
Varsayalım ki AB perspektifinden vazgeçtik. Bugün gördüğümüz sorunlar gerçekten yaşanmayacak mı o zaman? Bazıları, Türkiye'de yaşanan sorunların aslında "iç dinamiklerden" kaynaklandığını kabul etmek istemiyorlar. Özellikle Güneydoğu'yla ilgili konular söz konusu olduğunda.

Türkiye sanıldığı gibi değil
Bu durumlarda işin kolayına kaçıp hep "dış müdahale" arıyorlar. Gerçekten "dış müdahale" varsa, ki olabilir, buna olanak veren sosyoekonomik ve siyasi faktörlerin aslında "içeride" olduğunu görmezlikten geliyorlar. Örneğin, türban konusuna veya Kürt sorununa bakalım. Bunlar AB'den değil, kendi içimizdeki çelişkilerden ve yetersizliklerden kaynaklanan sorunlardır.
Bunlar ayrıca, AB perspektifinden vazgeçmemiz halinde ortadan kalacak olan sorunlar değil. Öyle olsaydı AB'den seve seve vazgeçerdik. Tam aksine AB perspektifi bu sorunların üstesinden gelmemiz için ortaya somut kıstaslar koyuyor. Unutulmamalı ki Avrupa da sonuç itibariyle bu yollardan geçti. Yani Türkiye, bazılarımızın sandığı kadar, o kadar nevi şahsına münhasır bir ülke değil.

Sosyolojik fay hatları
Henüz kalkınma sürecini tamamlamamış olan Türkiye'nin jeolojik fay hatları kadar tehlikeli olan sosyolojik fay hatları var. AB olmasaydı bunların "durgun" fay hatları olarak kalacağını ve ülkede bugün yaşanan sorunların yaşanmamış olacağını düşünmek ise saflıktan ibarettir.
Bunun olabilmesi için bir toplumun tümüyle statik kalması ve yerinde sayması gerekir. Oysa Türkiye bugün, AB boyutu olsun veya olmasın, önemli bir değişim sürecine girmiş bulunuyor ve bununla ilgili ciddi "büyüme sorunları" yaşıyor.

AB'yi hazmedebilir miyiz?
Özetle, temel hakların genişletilmesini "istikrarsızlığın nedeni" olarak gösterirken, sosyal haksızlıklarla bezenmiş bir statükoyu ebediyen sürdürmeye çalışmanın yol açtığı istikrarsızlığı göz ardı etmek, 20. yüzyılın sosyoekonomik ve siyasi dinamiklerinden hiçbir ders almamış olmak demektir.
Onun için kafayı "AB'nin bizi hazmetme kapasitesi"ne takmadan önce, bizim AB'yi hazmetme kapasitemizin ne olduğunu anlamamız gerekiyor. Gelişmeler, maalesef, bu kapasitemizin sınırlı olduğunu ortaya koyuyor.

semihi@cnnturk.com.tr








Taha AKYOL
Hükümet, asker ve Güneydoğu
GAZETELER 40 bin kişinin yürüdüğünü yazıyor! ...
Çetin ALTAN
Fenerbahçe Parkı'nda lodos dalgaları patlarken...
Lodosta Marmara'nın, kıyılara yaklaştıkça bey...
Melih AŞIK
Kürtlerin planı...
Kürtler geçen cuma günü Kürdistan'ın başkenti...
Fikret BİLA
Şemdinli olaylarının siyasi boyutu
Şemdinli'de bir kitabevine bomba atılması son...
Hasan CEMAL
Hangisi?
Çok eskiden kâğıtla kalem vardı. Kimi zaman "...
Güneri CIVAOĞLU
Ders almak
Şemdinli, Yüksekova, Hakkâri, Diyarbakır olay...
Can DÜNDAR
Entel yorum
Gazeteler bazen, yaptıkları kadar yapmadıklar...
Abbas GÜÇLÜ
Çocuklar ve gençler uyuşturucu batağında mı?
Yarın, Dünya Çocuk Hakları Günü. Böyle bir gü...
Semih İDİZ
'Hazmetme kapasitesi' aslında Türkiye'nin sorunu
Avrupa Birliği, Türkiye'ye dönük "hazmetme ka...
Sami KOHEN
Renkli rüyalar
Şubat 2003'te hayata geçirilen bir projeyle i...
Hasan PULUR
Taktik: İki ileri, bir geri!
"NİÇİN yazmıyorsun?" diyenlere cevabımızdır. ...
Erdoğan SAĞLAM
Bono tahvil istisnası 191.88 YTL
Bakanlar Kurulu yetki kullanmazsa bazı vergi ...
Derya SAZAK
Terim meselesi
Gündem yoksulu bir ülkeymişiz gibi onca tartı...
Meral TAMER
Türk eliyle sentetik DNA üretimi
Moleküler biyoloji ve genetik, tüm dünyada so...
Tamer HEPER
Bahtsız şehir İstanbul
"İstanbul'u hiç bu kadar yeşil gördünüz mü?" ...
Yaman TÖRÜNER
Siz de yılda net % 118 faiz alabilirsiniz
Asgari bir milyon yeni Türk liranız varsa, bu...
Güngör URAS
Eskişehir'de müzik - tiyatro festivali
Eskişehir'deyim. Eskişehir'e 11'inci Uluslara...
M. Ali BİRAND
Kızmayalım, önlem alalım
İsviçre milli maçıyla ilgili gelişmeler kamuo...

© 2005 Milliyet