|
Taktik: İki ileri, bir geri!
"NİÇİN yazmıyorsun?" diyenlere cevabımızdır.
Başbakan Tayyip Erdoğan, "Türban işinden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ne anlar? Bu işi ulema, yani din âlimleri bilir" dediğinin akşamı, ertesi sabahı, ertesi gün dost, arkadaş, okur ısrarla bizi aradı. Bu konuda yazıp yazmayacağımızı soruyorlardı, biz de "Hele biraz bekleyin!" diyorduk. Biz böyle dedikçe de kızıyorlardı:
"Daha ne bekleyeceğiz yahu?"
Hatta içlerinde "Şeriat geliyor!" değil, "Şeriat geldi bile!" diyenler de vardı.
Ama biz ısrarla "Hele biraz bekleyin!" diyorduk.
Dediğimiz çıktı, demek 50 yılın tecrübesi bir işe yarıyormuş...
***
PEKİ, niçin "Bekleyin!" diyorduk?..
Çünkü Başbakan'ın "Âkıl-ül-ukalâ" takımından olan danışmanlarının nasıl olsa bir açıklama yapıp, "Sayın Başbakanımız öyle demek istemedi!" diyeceklerini biliyorduk.
Dediğimiz çıktı, meğer Başbakan'ın söyledikleri yanlış anlaşılmış, onun derdi AİHM'nin "türban" konusunu "ulema"ya danışmaması, bilirkişiye sormamasıymış...
Şimdi bazıları münafıklık yapıp, "Konuşmasını televizyonda, kendi sesinden dinledik, hiç de öyle bir tarzı, tavrı yoktu, düpedüz bu işe ulema karışır diyordu" diyecekler.
Demek değilmiş, Başbakan'ın ne demek istediğini siz mi bileceksiniz, kendisi mi bilecek, ya da her biri birer "Âkıl-ül-ukalâ" olan danışmanları mı bilecek?
Şimdi anladınız mı, hemen "ulema" lafının üzerine atlayıp yazı yazmadığımızı...
Paris varoşları cayır cayır yanarken, "Fransa'da okullarda türbanı yasaklarsan bunlar olur!" diyen Başbakan, iki gün sonra, "Ben öyle demek istemedim!" dememiş miydi?
Taktik bu, iki ileri, bir geri...
O halde, Başbakan konuştu mu, öyle sivri laflar etti mi, durup bekleyeceksin, ondan sonra yazacaksın...
***
HEM bu lafların çok önemi yok!
Şimdi yine kızacaklar: "Bu lafların önemi yoksa, hangisinin önemi olacak?" diye...
Asıl önemli laflar, çok önceden söylendi, bunlar ağızlardan kaçanlar!..
***
"2000'li yıllar dünyada dine dayalı sistemlerin iktidar olduğu yıllar olacaktır" diyen kimdi?
"Biz bu ülkede elhamdülillah Müslümanız demekten başka bir şey diyebiliyor muyuz?" diyen kimdi?
"Türkiye, Cezayir olur mu? diye soruyorlar... Biz Allah'ın izniyle hazmettire hazmettire geliyoruz!" diyen kimdi?
"Hem Müslüman hem laik olunmaz... Ya Müslüman olacaksın ya laik!" diyen kimdi?
"Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor, diye... Bu millet istedikten sonra tabii elden gidecek!" diyen kimdi?
Tayyip Erdoğan!
Şimdi bazıları diyecekler ki:
"Adam bunları söyledikten sonra değişti!"
Belli, ne kadar değiştiği, ya da hiç değişmediği...
Zaten, "Değişti" diyenler de yavaş yavaş değişiyorlar, lakin onlar değişirken köşelerde öyle kıvırmaya başladılar ki, değme dansözlere taş çıkarırcasına...
***
BAZILARI da bize dönüp, "Yahu adam bölücü örgütün gazetesinin temsil edildiği basın toplantısını bile terk etti, bunu görmüyor musunuz?" diyecekler.
Görmez olur muyuz, görmez olur muyuz?
Lakin yarın bir açıklama yapılıp, "Sayın Başbakan'ın Danimarka'daki basın toplantısını terk edişi yanlış değerlendirildi" denilmeyeceğini bize kim garanti edebilir ki?
DİPNOT: Ola ki, Başbakan'ın danışmanları "Âkıl-ül-ukalâ" deyiminden alınabilirler. Hiç insan "Akıllıların akıllısı, çok akıllı!" denmesinden rahatsız olur mu? Ferit Devellioğlu'nun Osmanlıca-Türkçe Sözlüğü'ne bakmalarını öneririz.
h.pulur@milliyet.com.tr
|
|