|
 |
|
|
Yedi ayda unutulan kırılganlık analizi
Hükümet ile IMF arasında nisanda imzalanan yeni stand-by anlaşmasına ilişkin uzman raporu nihayet geçtiğimiz cuma akşamı yayımlandı.
IMF uzmanlarının görüşlerini yansıtan raporun ilk iki paragrafında Türk ekonomisinde uygulanan politika ve reformlarla, yüksek enflasyon ve düşük büyüme ile mücadelede elde edilen başarılı sonuçlar özetleniyor. Ancak hemen sonrasında Türk ekonomisindeki kırılganlıklara geçilmesi ve buna iki sayfa tutan bir özel kutu ayrılması da dikkat çekiyor.
Kırılganlık nedeni
Uzmanların tespit ettikleri kırılganlık nedenlerini beş başlık altında özetlemek mümkün.
Yüksek faize ve döviz kuruna duyarlı ve kısa vadeli kamu borcu hâlâ önemli bir kırılganlık kaynağı. Özel kesimin dış borçlanmasındaki artış ve yurtdışından güçlü sermaye girişi yeni kırılganlıklar yaratıyor. Ekonomide dolarizasyonun hâlâ yüksek olması kurdaki düzeltmelere bağlı riskleri artırıyor. Kur ve faizdeki gelişmeler, uluslararası likidite koşullarından kaynaklanıyor bunlar ekonomi yönetiminin kontrolünde değil.
Yurtiçi kredilerdeki hızlı artış (burada ipoteğe dayalı gayrimenkul kredisi uygulamasına başlamanın buna katkıda bulunacağına da dikkat çekiliyor) mali sektörün istikrarı açısından yeni sorunlar yaratabilir.
Değerlendirmenin sonunda da Türk ekonomisinde kırılganlıkların geçmişe göre azaldığı ancak benzer yükselen piyasaların ortalaması ile karşılaştırıldığında hâlâ yüksek kaldığı söyleniyor.
Aslında burada söylenenleri tek bir cümleye indirgersek güçlü sermaye girişlerinin yarattığı yeni kırılganlıklara dikkat edin, görünürdeki iyileşmeye çok güvenmeyin deniyor.
Peki bu kırılganlıkların azaltılması için ne önerilmiş? 2005'te de GSMH'ye oran olarak yüzde 6,5 seviyesinde FDF verme politikasına devam edin. Cari açığın GSMH'ye oranı yüzde 4,4'ü aşarsa ek tedbir alın. Yapısal reformları hızlandırın. TCMB rezervlerini güçlendirsin. Burada tedbirlerin yeterliliğini tartışmak yerine, uzmanlarının risk değerlendirmesinin IMF'nin davranışlarında ne kadar belirleyici olduğunu irdelemeye çalışacağım.
Yıl sonuna yaklaştık, rakamlar belli olmaya başladı. 2005'te hükümetin öngörülen mali çabayı gösteremeyeceği anlaşıldı. Uzman raporunda 2005 yılı için öngörülen yüzde 5,1'lik konsolide bütçenin FDF oranının yüzde 4,8'e indirildiği açıklandı. Onun da tutturulması çok zor. Diğer taraftan yüzde 4,4 olması öngörülen cari açığın GSMH'ye oranının yüzde 6'yı aşacağı belli oldu. Alınan herhangi bir ek tedbir görülmüyor. Yapısal reformlarla ilgili de kayda değer bir ilerleme yok.
Sayısal hedefler
Peki ne oldu da uzmanları yukarıdaki değerlendirmeyi yapan IMF, öngördükleri bütün sayısal hedefler kötüleşirken, reformlar aksarken, bu rapordan 7 ay sonra çok daha yumuşatılmış bir program üzerinden Türkiye ile anlaşmaya karar verdi? Bazılarının buna cevabı "Hükümet onlara değerlendirmelerinin yanlış olduğunu gösterdi ve ikna etti" olabilir. Bazıları da "Uluslararası sermaye akımlarının gücü sürdükçe, kırılganlık artsa da gören yok. IMF'nin dünyaya açtığı kredinin dörtte birinden fazlası Türkiye'ye.
Türkiye bu kuruma en fazla borçlu ikinci ülke. IMF de bu oyunu ben bozmayayım, alacağımın ne kadarını tahsil etsem kârdır diye düşünüyor" diyebilir.
Bir diğer görüş ise, Türkiye AB ile müzakere masasına oturdu, bu tüm risk algılamalarını değiştirdi olabilir. Komplo teorilerine yatkın olan bazıları ise IMF'deki bu ani değişikliğin kurumun güçlü üyesi bazı ülkelerin jeostratejik taleplerinin Türkiye tarafından kabul edilmesi karşılığı olduğunu düşünebilir. IMF'nin tavrında ortaya çıkan bu radikal çark edişin nedenleri açıkça ortaya konmazsa vahim bir yapısal soruna yol açar. IMF çapası giderek güvenilirliğini yitirir.
foztrak@yahoo.com
|
|
|

|