|
Çakmak...
Dikdörtgen biçiminde, kapaklı madeni bir çakmak; ön yüzünde, buzlu camdan Eiffel Kulesi'nin miniskül bir profili, altında "Paris" yazıyor...
Çakmağın kapağını kaldırınca, hem Fransız milli marşı "Marseillaise" çalmaya, hem de Eiffel profilinin mavili kırmızılı ışıkları yanıp sönmeye başlıyor...
Çakmağın kapağını açar açmaz çalmaya başlayan "Marseillaise" melodisi... Dünyadaki milli marşlar arasında, en yaygın bilinen de o olduğu için, ister istemez mırıldanmaya başlıyorsunuz:
Allons, enfants de la patrie...
Haydi ileri, vatanın evlatları...
***
Çakmağın kapağını her açışta, "Haydi ileri, vatanın evlatları..." ...Kendi sigaranızı yakarken, 5 saniye "Haydi ileri, vatanın evlatları..."; bir süre sonra, dostunuzun sigarasını yakarken, yine 5 saniye "Haydi ileri, vatanın evlatları..." ...
***
İnsanın aklı takılıyor; çakmağın her kapağını açışta bizim İstiklal Marşı çalmaya başlasa...
Tam sigarayı yakacağınız sırada, "Korkma sönmez bu şafaklarda..." Eşinizin sigarasını yakarken yine, "Korkma sönmez bu şafaklarda..." Bir sigara daha yakmaya kalktığınızda, "Korkma sönmez bu şafaklarda..." ...
***
Önce şaşırtıcı, sonra da matraklaşmaya başlayan böyle bir çakmak nedeniyle, milli gururumuz yaralanır; kızar öfkelenir, küplere biner miydik, binmez miydik?..
***
Ne bütçelerin, ne politikacı yaşamlarıyla kazançlarının, ne Şemdinli'de patlayan bombaların, yeterince saydam olduğu bir ülkede; "bayrak", "Milli Marş", "Atatürk portresi" gibi, hamasi vatanseverlik simgelerine karşı gösterilen milli hassasiyet...
Sonra da "kimliğimiz"in tanımlanmasında ortaya çıkan siyasal tartışmalar:
- Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı bizi bir arada tutan üst kimliktir...
- TC vatandaşlığı üst kimlik değil, hukuki kimliktir...
- Anayasamızın 66'ncı maddesine göre "Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür" ibaresindeki Türklük kimliği, objektif olarak da değerlendirilebilir, sübjektif olarak da...
Ve siyasal tartışmaların suçlamalara dönüşmesi:
- Bu gidiş vatanın bölünmesine doğru vahim bir gidiştir...
- Türkiye eski Türkiye değil; biz en vatanseverden daha çok vatanseveriz.
Emekli generallerin kurmaya hazırlandığı siyasal parti ve şimdiden sert çıkışlar:
- Vatanın parçalanması için tuzaklar hazırlanıyor...
***
Radikal'in ise dünkü manşeti şöyleydi:
"Susurluk günlerinde ortaya çıkan vahim 'çete' beraat etti - Yüksekova çetesi yokmuş - Subayların, korucuların, belediye yetkililerinin ve özel harekâtçıların bombalama, gasp, yargısız infaz gibi fiillerden yargılandığı 'Yüksekova çetesi' davasında sadece itirafçı Bilgiç'e ceza çıktı. Müdahiller şaşkın".
***
Milliyet'te de Gökçer Tahincioğlu'nun haberi, manşete şöyle yansıtılmıştı:
"Bir tesadüf daha - Şemdinli'deki bombanın ikizi bagajdan çıktı - Kitabevine atılan el bombası ile jandarmanın aracından çıkan aynı türde. Şemdinli Savcılığı, dosyayı çete soruşturması için Van Başsavcılığı'na gönderdi".
***
İsviçre Milli Takımı'nı "Cehenneme hoş geldin" diye karşıladıktan sonra, bu kez İtalya'nın Milan takımını krallar gibi karşılamışız...
Bir yanda öfkeli kimlik, bir yanda kibar kimlik; kendimiz de boşuna tartışmıyoruz kimliğimizin ne olduğunu...
***
Enseyi karartmayın...
Yüzyıllardan bu yana bir türlü yeterince kentlileşememiş; en saygın yaşamın, "Hazine'den geçinmeli yaşam" olduğu inancını aşamamış olan Türkiye'nin; Türk'e ne kadar Türk propagandası yapılırsa yapılsın, 21. yüzyılla el sıkışması, bir hayli çalkantılı geçeceğe benzer...
Bunun en somut göstergesi de, bir yandan dış yardımlara kollarımızı açarken; bir yandan da AB üyesi ülkeler arasında, veryansın ettiklerimizin çoğalmaya başlaması...
***
Fransa'ya karşı öfkeye, Danimarka'ya karşı öfke de eklendi; Merkel'in başbakanlığından sonra, Almanya'ya karşı da öfke hışımlanacak gibi; İsveç'e karşı öfke zaten sürüyor...
Ama bu arada bizde yılda 1856 saat çalışan bir öğretmen, yine yılda 6 bin 358 dolar alıyormuş; kendisinin yarısı kadar çalışan İrlandalı bir meslektaşının aldığından, 4 kat daha az yani...
Öğretmenlere de bir nutuk patlatmak fena olmaz şu sırada:
- Vatanını seven bir insan, parayı düşünmez...
Cart!..
***
Enseyi karartmayın...
Nutuk söyleyerek yaşamını sürdürmeye alışmış olan demagoglar takımının, radar algılamasını aşan bir döneme doğru gidiyor dünya; Başkan Bush Çin'de bisiklet koşturuyor...
Pakistan'daki sefalet, Irak'taki kan tayfunu, Suriye'deki siyah kuşkular ötesinde; "yer" küresi, tüm insanlığın ortak bahçesine dönüşmekte...
***
Yakınlarımdan Şafak Barış'la, eşi Yük. Müh. Doğan Barış da, geçen hafta üç-beş günlüğüne Paris'e gitmişlerdi. Dönüşlerinde, kapağı her açılışta "Marseillaise"i çalan çakmağa getirdiler bendenize...
Milli marşların, çakmak melodisi olduğu bir dönem bu...
***
Uzun sırıkların ucuna değil, evrensel ve saydam ekonomilerin gönderlerine çekiliyor artık bayraklar...
Türkiye de, koltuğunun altına alanın, sert adımlarla yürüdüğü kapalı bir bohça olmaktan çıkacaktır er geç; ama çalkalana malkalana, ama ırgalana mırgalana...
Gitgide hızlanan bir değişimin içindeyiz, tabii anlayana...
c.altan@prizma.net.tr
|
|