|
Futbol ve Picasso...
Fenerbahçe-Milan maçını evde Star TV'den izlerken, içim gerildi sıkıştı, sıkıştı gerildi...
Shevchenko'yu durdurma olanağı yok gibiydi; ayağındaki topla sahanın her yerinde gevşemeden rüzgârlanıyor ve Fenerbahçe kalesi, kendisinin şut menziline girince; kalenin ağları, sanki gebe kalmışçasına hafifçe göbek şişiriyordu. Hafızamın oltası şöyle uzaklardan Maradona'ya takılıyor gibiydi...
***
Saat akşam 6 sularında, Saracoğlu Stadı'nı doldurmadan önce, sonbahar Kalamış'ının ıslak ve sönük caddelerindeki lokantalarla "café"lere dalan kızlı erkekli gruplar soyunup dökündüklerinde, evlerinden çıkarken coşkuyla giydikleri sarı-lacivert formalarıyla pek neşeli görünüyorlardı...
Maçtan sonra geç saatlerde evlerine dönerken, kim bilir nasıl küskündüler...
***
Başta sınıf arkadaşım Doğan Koloğlu, hayatını futbola adamış ne kadar dostum oldu; Muvakkar Ekrem Talu, Gündüz Kılıç, Namık Sevik vs...
Basında ilk kez Abdi İpekçi, Milliyet'in arka sayfasını silme futbola ayırdığında, herkes pek şaşırmış, ama gazetenin tirajı birden füzelenmişti...
Geniş kitleler ve özellikle de gençlerle takımlar ve futbol maçları arasındaki kara sevdanın, nasıl büyüye genişliye evrensel bir nitelik kazandığı; psiko-sosyolojinin, sayısız doktora tezleri yaratacağı bir konu...
***
Futbolun tarihine bakıldığında, ayakla top oyununun geçmişi çok eskilere dayansa da; günümüz futbolunun İngiltere'deki doğum tarihi 1843...
Türkiye'de ise futbol ilk kez 1890'larda oynanmaya başlıyor...
***
Futbolla sanatın ilişkisine gelince...
Futbolcuların hayatıyla ilgili romanlar, filmler; futbolla ilgili fotoğraflar, karikatürler, mimari yapıtlar...
Futbol epidemisinin, müzikle resim sanatını da, avucuyla ne kadar okşamış olduğunu bilemiyorum...
Bilebildiğim, bir penaltı sırasında kalecinin mi, yoksa şutörün mü daha heyecanlı olduğunu, romancı Montherlant'nın çok güzel anlattığı...
***
Fotoğraf makinesinin icadı da, futbolun İngiltere'de yeşerip serpilmesiyle hemen hemen aynı dönemlerde; 1820-30 arası...
Doğrusu isterdim Türkiye'de ilk çekilmiş fotoğraflarla, ilk oynanmış maçlar arasında bir paralellik kurulmasını...
Gitgide fotoğrafa karşı merak, nasıl ve ne kadar genişledi; maçlara karşı merak, nasıl ve ne kadar genişledi?..
İki değişik grafik çizgisinden biri azmanlaştıkça; öteki -büyüse de- cüce kalacaktı...
***
Şimdi bir de, futbol tutkusuyla, resim sanatına karşı olan ilgiyi karşılaştırsak...
Örneğin Fenerbahçe-Milan maçına karşı olan ilgiyle, Sabancı Müzesi'nde ilk kez sergilenen Picasso'nun eserlerine karşı olan ilgiyi...
Neden kitlelerin futbola karşı duyduğu tutku, sanata karşı aynı tempoda değil?
Çünkü sanatta yenen-yenilen yok...
Ve kitlelerdeki gizli eziklik, kendine bir teselli arıyor tuttuğu takımın zaferinde...
***
Bir bakıma köylülükten kentliliğe geçiş dönemi; hayatını doğru dürüst yaşayamamış olma ezikliğinden, yavaş yavaş -bir ölçüde-arınma dönemi...
Futbol vaktiyle oldukça hızlı ulaştı Türkiye'ye; cep telefonu çok daha hızlı...
Picasso ise, 100 yıl sonra ulaşmaya başlıyor...
***
Resim sanatıyla da, fotoğraf arasında bir karşılaştırma yapılsa...
Fotoğraftan önceki tablolar, fotoğraftan sonraki tablolar...
Ve sanatın bir tanımlamasını yapmaya çalışsak ve desek ki:
- Sanat, doğayla toplumun; müzik, resim, heykel gibi değişik dallarda, bireysel bir deha prizmasından süzülerek, yeniden özel biçimde yaratılmasıdır.
***
Rodin'in "Düşünen Adam"ı, yahut "Öpüş"ü; De Falla'nın "Ateş Dansı", Picasso'nun "Ağlayan Kadın"ı, yahut "Guernica"sı gibi...
"Yazı" dışında tüm sanat dallarının hammaddesi vardır Doğa'da; renkler de vardır, sesler de vardır, kayalar da vardır, mağaralar da vardır...
Resim de, müzik de, heykel de, mimarı de; o hammaddelerin bir gönül ve beyin prizmasından süzülüp, yeniden kendince yaratılmasıyla oluşur.
***
Futbol tutkusuna, bir zafer özleminin gerilmiş yayıyla varıldığı gibi; kentlileşme süreciyle birlikte, insan dehasının yarattığı mucizelerin de tadına, yavaş yavaş varılmaya başlanacak...
Shevchenko'nun şutları kadar heyecan vericidir Picasso'nun, fotoğraf kamerasını fırçasıyla kenara iten, Ferit Edgü'nün de pek sevdiğini sandığım, "Avignonlu Kızlar"ı...
***
Bir ressamın tüm eserlerini bir arada gördüğünüz zaman anlıyorsunuz, yaratıcılığın ne demek olduğunu...
İnsanlığın ışıklarını en üst düzeye çıkarmış olanların, bizlere bıraktıkları muhteşem mucizelerin tiryakisi olursanız bir de...
Maçlara gidip ne kadar zıplayarak bağırsanız da, gönül gözlerinizi bir türlü alamazsınız internette müze sitelerini dolaşmaktan...
***
Sanatın amacı da çok sorgulandı.
Kimi:
- Sanat sanat içindir, dedi...
Kimi:
- Sanat toplum içindir...
Oysa sanat, sadece anlayanlar içindir...
Köylülük aşılmadıkça da, bürokrat olsanız bile tılsımına erişilemiyor, ne yazık...
c.altan@prizma.net.tr
|
|