|
 |
|
|
"İkinci on" da kitapçı raflarında
Can Yayınları'nın cep kitapları serisinin ikinci onluk paketi piyasaya çıktı. CanCep dizisi kapsamındaki kitapların hepsi seçkin edebiyat ürünü
Bizim kuşak "cep kitapları"nı Yaşar Nabi'nin Varlık Yayınları'yla tanımıştı. "Baragan'ın Dikenleri"ni, "Fareler ve İnsanlar"ı, "Avare Yıllar"ı cebimize tıkıştırır, tren yolculuklarında, açık hava kahvelerinde Istrati'nin, Steinbeck'in, Orhan Kemal'in tadını çıkarırdık. Her ayın başında, dergi yolu gözler gibi, altılık ya da sekizlik cep kitapları paketlerini beklerdik.
Yeditepe Yayınları geldi sonradan. Öyküler, şiirler, kısa romanlar...
Düzeyli edebiyatı o cep kitaplarından izliyorduk.
Zamanla boyları büyüdü onların da. Gerçi yine yolculuklara, kahvelere götürüyorduk kitaplarımızı ama ceplerimizde değil, ellerimizde, çantalarımızda taşıyorduk. Bir tat, bir renk yok olmuştu.
Yıllar sonra kimi yayınevleri cep kitaplarını yeniden canlandırmaya çalıştı. Kısa ömürlü K Kitaplığı'nı hatırlıyorum sözgelimi. Ama o tadı, o rengi yaratamadı.
Bir oturuşta okunuyor
Bunu Can Yayınları başarmış görünüyor. "İlk on"luk paketi, "ikinci on" izledi.
CanCep'lerin iki temel özelliği var: Hepsinin seçkin edebiyat ürünü olması. Homeros'tan Enis Batur'a kadar geniş bir yelpazeden örnekler sunması.
İkinci özelliği, bir oturuşta okunabilmesi. Bu yüzden, gününüzde yaratabileceğiniz kısa boşluklarda bir kitabı baştan sona okuyup bitirebiliyorsunuz. Bunun cep kitabı kavramına uygun olduğunu düşünüyorum.
Benim de bir hafta içinde, günün boşluklarına sığdırarak okuduğum "ikinci on" için kısa notlarım var.
Kitaplar üzerine notlar
"Tepegözlerin Mağarasında": "Odysseia"nın belki de en "popüler" bölümü. Azra Erhat ile A. Kadir'in Türkçesinden Homeros. "İlyada" ile "Odysseia"yı kaç kere okudum, kim bilir. Benim için ölümsüz yapıtların başında gelir ikisi de. İnsan yiyen Polyphemos'un öyküsü, daha önce okumamış olanları da bu destanlara yöneltir belki. Kitabın sadece bu açıdan bile yararlı olduğunu düşünüyorum.
"Kriton ya da Görev Üstüne": Bir klasik daha. Bu kez Samih Rifat'ın Türkçesiyle Platon. Yurttaşlık görevinin sorgulandığı "diyalog"u "Diogenes Lacrtios'a göre Sokrates'in Yaşamı" eki izliyor. Okurken gönümüz Türkiye'sini, yurttaşlık kavramının bizde artık nasıl değiştiğini düşünecek, Samih Rifat'ın önsözdeki sorusunu kendi kendinize soracaksınız: "Devletin işlevini şirketlerin, 'yurttaş'ın yerini 'müşteri'nin almaya başladığı bir dünyada, yurttaşlık görevlerinden mi, müşteri yükümlülüklerinden mi söz edilebilir artık?"
"Konuksever Aziz Julien Söylencesi": Yine Samih Rifat'ın Türkçesiyle Gustave Flaubert. Yazarın "Üç Öykü"sünün ilki, "Saf Bir Yürek", CanCep dizisinde daha önce yayımlanmıştı. Bu ikincisi. "Madame Bovary" yazarının duygu yüklü, zaman zaman "fantastik" boyutlara ulaşan şiirsel bir öyküsü. Michel Toumier'nin sözleriyle, "ilahi aşkın cinsel aşkı yakıp kül edişini" anlatan bir 19'uncu yüzyıl masalı.
"Korkunç Bir Gece": Öykü denilince aklıma ilk gelen iki addan birinin (öteki O. Henry), Anton Çehov'un sekiz öyküsü. Mehmet Özgül'ün Türkçesiyle. Ne diyebilirim ki? Her gün okusam bıkmayacağım bir yazarın yapıtları. Çehov hayranlığınızı, benim gibi, tazelemek istiyorsanız...
"Mona Lisa Tebessümü": Seçkin Selvi'nin Türkçesiyle Aldous Huxley'in uzun öyküsü. Huxley'i "Cesur Yeni Dünya" ve "Ses Sese Karşı" romanlarıyla tanıyoruz. Ama bu öykü de, bence onlar kadar kalıcı. Klasik bir "aşk üçgeni"nden böylesine incelikli, sürükleyici bir öykü yaratmak elbette usta işi.
Yerli yapıtlar da var
CanCep'in "ikinci on"unda beş de yerli yapıt yer alıyor.
"Yedi Deniz": Piri Reis. Yeniden yazan: Faruk Duman. Günümüzün en yetenekli yazarlarından biri olduğuna inandığım Duman, Piri Reis'in "Kitab-ı Bahriye"sinin başındaki manzum bölümü günümüz diliyle düzyazıya aktarmış. Bunu yaparken özgün söyleyişi ustalıkla korumuş. İşte kısacık bir örnek: "Gel şöyle yanıma, denizi benden öğren. Eskiye kulak ver, daha önce kimler ne söylemiş, bunu bilmeli insan. Yedi tanedir deniz; bazıları 'Deniz on birdir', diye böbürlenip dururlar. Tüccarlardan öğrenmişlerdir bunu. Ama tüccar işi değildir bu. Tüccarın gezdiğinden ne olacak?" Faruk Duman keşke "Kitab-ı Bahriye"nin tümünü yeniden yazsa.
"Ayna": Tahsin Yücel'in uzun öyküsü. Yücel ilk kitabı "Haney Yaşamalı"dan bu yana en sevdiğim yazarlarımız arasında. Prof. Tarık Uysal'ın öyküsünü okurken, günümüz toplumunun ve değerlerinin incelikli, ama amansız eleştirisini de bulacaksınız.
"İki Deniz Öyküsü": Erdal Öz. "Vah Yunusum Vah Canım" ile "Sular Ne Güzelse"yi okurken düşündüm. Erdal da en sevdiğim yazarlarımızdan. Sadece anlattığıyla değil, belki daha da önce çıkan içten, incelikli, yalın anlatımıyla bir edebiyat ustası. Çok da iyi, başarılı bir yayıncı. Türk okuruna ne yazarlar tanıttı, ne ufuklar açtı. Ama yayıncılık, onun yazarlığından çaldı boyuna. Dilerim, öykülerini, romanlarını kısa sürede çoğaltır. İki öyküyü kaçırdıysanız mutlaka okuyun derim. Hemen öteki kitaplarına yöneleceksiniz.
"Cep Meşkleri": Enis Batur. Enis ya çok sevilen ya da nefret edilen yazarlarımızdan. Ortalama okur onu ilgilendirmiyor. Ben severek okuyorum. Çalışkanlığına da büyük hayranlık duyuyorum. (Neredeyse süreli yayın gibi her ay bir kitap çıkaracak.) Öteki düzyazı kitaplarında olduğu gibi, "Cep Meşkleri"nde de onun şiirinin ipuçlarını bulacaksınız.
"Nolya": Cemil Kavukçu. Kavukçu, günümüz edebiyatının seçkin adlarından. Bu öyküsü daha önce "Bilinen Bir Sokakta Kaybolmak" kitabında yer alıyordu. Daha önce okumadıysanız okumanızı öneririm. Bir kasaba meyhanesinin insanları sizi yazarın öteki kitaplarına götürecektir.
|
|
|

|