|
 |
|
|
Türk futbolu sizi unutmayacak!...
Futbolda özerkliğe geçiş sancılarının yaşandığı yılları anımsıyorum. Siyasetin de futbolun da sulandırıldığı o dönemleri hani...
Mahkeme kararlarıyla kümede kalan takımlar, atamayla gelen federasyon başkanları, federasyon başkanlarının kolundan tuttuğu Merkez Hakem Kurulları, kurul başkanlarının ağzının içine bakan hakemler vardı...
Futbol, politikacının yeni oyuncağı olmuştu.
Aradan 15 yılı aşkın bir süre geçti, bu sevda hiç bitmedi.
Perde arkasındaki "el" hiç bir dönem futbolun kontrolünü bırakmadı.
Adı değişti, siyasi kimliği değişti, yöntemleri değişti, ama amacı değişmedi.
Ve o el, her ihtiyaç hissettiğinde futbola müdahale etmekten çekinmedi.
Tıpkı bugünkü gibi...
Devlet bakanı Mehmet Ali Şahin İsviçre maçından sonra yaşananlara tepki gösterdi.
Ancak bakanın açıklamalarından gocunmayanlar, "bazı çevreleri milli takım üzerinden siyaset yapmakla" suçlayınca tablo değişti.
Demek ki iktidarın federasyon içindeki temsilcisi ile iktidar arasında bir iletişim kopukluğu, bir görüş ayrılığı yaşanmakta, olaylara farklı pencereden bakılmaktaydı.
Bakan Şahin, vermek istediği mesaj için doğrudan bir adres göstermese de, Futbol Federasyonu'nun acemice icraatlerinden açıkça rahatsızlık duymaktaydı.
İlginç olan ise, icazetle göreve gelmiş bir federasyon ve yöneticilerinin, gözetim yetkisi bulunan bir bakanın eleştirilerine tepki göstermesiydi!
Futbolu kim yönetiyor?
Gelin şimdi bundan sonra yaşanacaklarla ilgili bir öngörüde bulunalım.
Bu senaryonun başrol oyuncuları, yönlendiricileri, planlayıcıları ve uygulayıcıları belli.
Futbola özel bir ilgi duyan Başbakan ile tanışıklığını güç gösterisine dönüştürenleri, hiç yadırgamıyorum.
Son gelişmeler nedeniyle patron olduğu iddia edilen Levent Bıçakcı yerine, vekilinin Başbakanı bilgilendirmesi bunun kanıtıdır.
Hiç kuşkunuz olmasın eğer başkanlık koltuğu için Bıçakcı'dan daha iyi bir aday bulunabilirse, federasyonun olağanüstü seçime gitmesine rıza gösterilecektir.
Yok, seçim kararı siyasi inisiyatiflerini tehlikeye sokacak, kontrolün bir başka ele geçmesine neden olacaksa, en azından şimdilik bu riske girilmeyecektir.
Tabii bu arada gündemde kendileri açısından bir başka tehlike daha vardır.
Cumhuriyet Halk Partisi tarafından federasyon başkanının seçilme koşullarını düzenleyen yasa maddesinin iptali için Anayasa mahkemesine yapılan başvuru sonuçlanma aşamasındadır.
Maddenin iptali durumunda Haluk Ulusoy'a başkan adaylığının yolu açılacaktır. Çekilmek zorunda kaldığı dönemde yönetim listesine eklenmek istenen isimleri kabul etmeyen Ulusoy, seçilme hakkını alır ve aynı cesareti sergilerse, arkasından geleceklerin sayısı siyasi zorlatmayı dinlemeyecek kadar çok olacaktır.
Türk futbolunun yönetim katında yaşanan krizin nedeni çok açıktır.
Futbolun içinden gelen, ona hizmet etmeyi ilke edinenler ile futbolu kontrol altında tutmak için görevlendirilenler ve el kaldırıp indirmekten başka işlevleri olmayanların balansı tutmamıştır.
Ne yazık, son yılların en başarısız, en sıkıntılı, en tartışmalı federasyonu görevdedir.
Milli takımın şaşan hedefleri, trilyonluk anlaşmaları bozmaya hazırlanan sponsorlar, kaçan 2012 Avrupa şampiyonası ev sahipliği, kulüplerimizin UEFA klasmanındaki önlenemez düşüşü, tahkim kurulu krizi, aylardır sonuca bağlanamamış şike-bahis dosyaları, yönetimdeki huzursuzluk, kurumsallaşma iddiasıyla ortaya çıkıp mevcut yapıyı bozan bir anlayış ve çıkar kavgalarının hakim olduğu bir teşkilatlanma, eğer başarıysa...
Buyrun devam edin beyler.
Emin olun, Türk futbolu sizi hiç mi hiç unutmayacaktır!
Canaydın yakışır da...
Futbolun en güçlü taban birliği olması gereken Kulüpler Birliği Vakfı, samimiyetten uzak, çıkar ilişkilerinin giderek kök saldığı bir yapıya büründü.
Ne yaptırım gücü kaldı, ne ciddiyeti.
Hafta içerisinde milli maç krizi nedeniyle yaşanan olayları değerlendirmek için toplanan Vakıf'ta ilginç, ama son derece makul bir öneri gündeme geldi. Özellikle Anadolu kulüplerinin temsilcileri tarafından desteklenen bu fikir, Galatasaray Kulübü Başkanı Özhan Canaydın'ın Vakfın liderliğini üstlenmesiydi.
Üç büyük kulübün vergi sorunlarıyla ilgili başkentte yaptığı görüşmeler sırasında Anadolu kulüplerinin sorunlarını da dile getiren ve büyük sempati toplayan Canaydın, bize göre de birliğe saygınlığını yeniden kazandıracak önemli bir isim.
Sarı-kırmızılı kulüp bunca sıkıntıyla boğuşurken sayın Canaydın böyle bir misyon üstlenir mi bilinmez.
Ama bir ağabey ve ağırlığı tartışılmaz centilmen bir futbol adamı olarak o koltuğa yakışacağı kesin...
Mehmet'e hissettirdikleri!
İsviçre maçından sonra "Şifo Mehmet'in yapacağı iki şey var. Biri Türk ulusundan özür dilemek, ikincisi istifa etmek" demiştik.
Eminim ki, biz o satırları yazmadan önce Mehmet kararını vermişti.
Mehmet Özdilek örnek gösterilecek spor yaşamına önceki gün tertemiz bir sayfa daha ekledi.
Kimseyi suçlamadı, eleştirileri haklı bulduğunu söyledi ve Türk ulusundan özür dileyerek görevini iade etti.
Mehmet'in kısa basın toplantısında altını çizdiği bir sözcük vardı.
Levent Bıçakcı ve Fatih Terim ile yaptığı görüşmede "hissettikleri", istifa kararında etkili olmuştu.
O açıkca söyleyemedi ama, iki futbol adamı da Mehmet'e "gitmesi gerektiğini" hissettirmişti.
Ona sahip çıkılmamış, olayların faturası tek başına genç teknik adama kesilmişti.
Mehmet maç sonrası atmosferde kendine yakışmayanı, kısa bir süre sonra da doğru olanı yaptı.
Ders alınacak bir tavır sergiledi.
Hâlâ futbolseverlerin saygı duyduğu Mehmet olduğunu, değişmediğini gösterdi.
Ne diyelim...
Darısı, ilk İsviçre maçından sonra otel lobisinde rövanş için havaalanından itibaren uygulanacak "karşılama merasiminin" programını hazırlayan, "gereğinin yapılması için talimatlar yağdıran" bu çirkinliğin gerçek sorumlularının başına!..
Telefona vekalet!
Önceki gün Futbol Federasyonu başkanvekili Hasan Doğan aradı. Başbakanı ziyareti sırasında genel kurul hazırlığı ve başkan adayları ile ilgili herhangi bir görüşme yapmadıklarını, bu konudaki bilgilerin gerçeği yansıtmadığını söyledi. Doğru adrese ulaşmak için önce kendisini aradığımı ve vekaleten telefonu açmakla görevlendirdiği Mehmet Baykan'a görüşme talebimi ilettiğimi söyledim. Doğan önce notu anımsamadı, sonra "evet çok yoğundum, unutmuşum" dedi. Açıkcası artık Doğan'a sayın Başbakan ile ne konuştuğunu sormadım. Seçim süreci başlamadığı ve konu futbol olmadığına göre, buna gerek yoktu!..
cersen@milliyet.com.tr
|
|
|

|