|
Politika kulisleri ve hayatın kendisi...
Mümkün olsa da, kitlelerin tepesine kurulup, tapılası bir kişi olmanın şişkinliğiyle özel oda ve salonlarda alınmış kararların; hayat ırmağının akışını belirlemekte ne oranda etkin olabildiği gösterilebilse insanlara...
Millet kahkahadan altına kaçırırdı.
***
Son 60-70 yıllık siyasal kulislerin özetine şöyle bir baksak:
- Efendim, sağlık hizmetlerinden önce, eğitime önem vermek daha yararlı olmaz mı?
- Hakkı aliniz var efendim; ayrıca aşiret beyleriyle toprak ağalarını da partiye alırsak, asayiş daha kolay sağlanabilir...
- Bendeniz, erken emekli olmuş militerlerin de, vali olarak atanmasından yanayım...
***
Kapalı kapılar arkasında alınan kararlar, nutuklara "kalkınma hamlelerimiz devam edecektir" diye yansıtılıp, basın toplantılarında sorulan sorulara:
- Üstünde önemle duruyoruz, diye genel yanıtlar verildikten sonra; alınmış kararları uygulama safhasına geçildiğinde...
***
Birden patlayan bir dizanteri salgını ve yaygınlaşan su baskınları...
Eğitim hamlesi için gerekli yeni okul inşaatına, yeterli kaynak bulunamaması ve öğretmen kadrolarındaki boşluklar...
Alâyı vâlâ ile partiye girmiş büyük bir arazi sahibinin, müsteşar yardımcılarından birinin de kardeşi olan, eniştesini öldürmesi...
Eski militerlerden birinin valiliğe atanmasına, önemli bir komutanın karşı çıkması...
Derken Washington'dan gelen yeni istekler...
Ve üst düzey bir yöneticide, karaciğer rahatsızlığı...
***
Yapı Kredi Yayınları'ndan "Cumhuriyetin 75 yılı 1923-1953" belgeselini yeniden karıştırırken, 20 Nisan 1939 tarihli bir nota takıldı gözlerim:
"Hitler, doğum gününü kutlayan Türk heyetini kabul etti. (Heyette Ali Fuat Cebesoy, Orgeneral Asım Gündüz, Pertev Demirhan, Yunus Nadi, Necmeddin Sadık, Hüseyin Cahit Yalçın ve Falih Rıfkı Atay vardı.)"
Acaba o tarihlerde yönetilen kitlelerin, ne kadar haberi olmuştu, Hitler'in doğum gününü kutlayan böyle bir Türk heyetini kabul ettiğinden?
Herhalde böyle bir kutlama ziyareti, kapalı kapılar ardında alınmış kararlardan biriydi...
***
Kapalı kapılar ardında alınan kararlar ve hayatın akışı...
Sonra da Öğretmenler Günü'nde, tek parti dönemlerinden kalma emekli bir öğretmenin, genç öğretmenlerden istekleri:
- Öğretmenlerin fedakâr olmaları gerekir. Haftada bir kez olsun lokantaya gidemiyoruz, diye yakınıyorlar. Gitmesinler, ben de gitmiyorum...
***
Vaktiyle inanılmıştı ki, kışlalarda erleri eğitir gibi; öğretmenler de, okullarda genç kuşakları yetiştirmeye başlayınca, ülke kalkınacak...
Her çapraşık soruya hep aynı yanıt verilirdi.
- Başkentteki gecekondulaşma nasıl önlenebilir?
- Eğitim sorunu maalesef...
- Kırsal kesimdeki ezilen kadınların durumu çok zor; nasıl düzelebilir acaba?
- Maalesef eğitim sorunu...
- Siyasal kadrolarda kalite çok düşmüyor mu?
- Biliyorsunuz, eğitim sorunu...
***
Nedense bütçenin bakanlıklar arasında nasıl bölüşüldüğü de hiç gelmezdi gündeme, nasıl uygulandığı da...
Akla gelmeyen bir soru da, kendileri de yoksul olan öğretmenlerin, sınıflardaki çocuklara nasıl öğretecekleriydi, okullar bittikten sonra hayatlarını nasıl kazanacaklarını?
Gerçekte diploma, Hazine'den geçinenler arasına daha kolay katılmaya yarıyordu, o kadar...
Ve de efendim Hazine'de para yoktu.
***
Kapalı kapılar arkasında ne konuşulursa konuşulsun; bitmeyen göç dalgaları sonucu, birkaç büyük kentteki kadastrodan yoksun arazi yağmasından ötede, çağdaş bir kalkınma gerçekleşemiyor; "gelişmekte olmak"tan, "gelişmiş"liğe bir türlü terfi edilemiyordu.
***
2007'deki Cumhurbaşkanlığı seçimleri için de, şimdiden çok şeyler konuşulmaya başlanmış Ankara kulislerinde...
Türkiye'nin kritik bir dönemden geçtiği şu sıralarda, önemli kararlar alınıyormuş birtakım gizli toplantılarda...
Alınan kararlar ve hayatın akışı...
Örneğin kaldırımların genişliğinin 5, hiç değilse 3 metre olması kararı...
Bitmeyen futbol analizleri ve verilen kararlarla birlikte futbolda alınan sonuçlar...
Onun yerine bunun, bunun yerine şunun, şunun yerine ötekinin geçirilmesi kararları...
Ayrıca bir tartışma, bir didişme, bir sövüşme...
***
Ne de güzel deyimler vardır Türkçe'de:
Dostlar alışverişte görsün...
İşe mi koşuyorsun, boşa mı koşuyorsun?
Ayranı yok içmeye, tahterevanla gider şey etmeye...
Benden atlasın da, nerede patlarsa patlasın...
Tezekten terazinin boktan olur dirhemi...
Bizim şeyhin kerameti, olur menkul kendinden...
Ağızda pilav pişse, benden Tuna kadar yağ...
***
Bataklıkta bale yapmanın da bir tadı vardır; bata çıka, bata çıka...
Enseyi karartmayın...
c.altan@prizma.net.tr
|
|