Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 27 Kasım 2005 / Pazar  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    İnteraktif 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
Aynı gün önce modern sanat müzesi, sonra mehter marşları konseri

igursoy@milliyet.com.tr
Mehter konserine itirazım yok. Ama bari önce bir sergiye gidelim ki çocuk "dengeli beslensin"



Bir tatil sabahı ailece yatak sefası sürüyorduk. Batu bir süre önce öğrendiği çığlık atma işini tüm benliğini vererek uyguluyor, biz de aksi fikirde olması muhtemel komşulara aldırmadan bunun ne kadar sevimli olduğunu düşünüyorduk. Batu'nun anlattıkları bitince sıra bizim şarkı söylememize geldi. Günümüzden ve klasiklerden birkaç örneğin ardından bir de baktık ki marşlara geçmişiz: "Biz Atatürk gençleriyiz... Hoyra rira rira heyyy..." Ardından "Çıktık açık alınla..." Cumhuriyet dönemi bitince "Ceddin deden neslin baban..." Batu artık ecdadının savaş alanlarında yazdığı tüm destanları biliyordu ve henüz ilk milli tarih dersine girmesine yıllar vardı. Ağacı yaşken eğmiştik.
O sırada Begüm doğruldu ve şöyle dedi: "Haydi mehter konserine gidelim." Hoppala! Tamam, zaman zaman bu marşları yarım yamalak söylemek insana iyi gelir ama hususi gidip konser dinlemek? Bünye bu kadarını kaldırır mı? Cevap veriyorum: Karınızı çok ama çok ama çok seviyorsanız kaldırır!

O artık aktif katılımcı
Peki dedim ama bunun çocuğu nasıl etkileyeceğini hâlâ tam kestiremiyordum. Bir grup uzun bıyıklı adam kalın sesleriyle yarısı ancak anlaşılan şarkılar söyleyecek... Daha dördüncü ayını bitirmemiş bir insan ne anlar? Saltanat özlemi duyanlar bile bu kadarını yapar mı bilmiyorum. Bunun üzerine dengeleme yoluna gittim. "O zaman öncesinde İstanbul Modern'deki 'Çekim Merkezi' sergisine gidelim ki bir geleneksel-bir modern olsun" dedim.
Yola çıktık. Önce müzeye gittik. Oğlum ilk kez bir sergi gezdiği için heyecanlı değildi, ne yalan söyleyeyim. Birkaç saniyeden uzun baktığı tek şey, Pilar Albarracin'in video performansı oldu (Şarap dolu keçi postunu taşımaya çalışan, flamenko kıyafetli kız). Onun da sebebini söyleyeyim: Üç-dört dakikalık videonun tamamına kırmızı renk hakim. Bizimki de nerede kırmızı görse büyülenip kalıyor. Bu renk çorap giydiğinde ayaklarını seyredecek diye iki büklüm oluyor, nefesi falan kesiliyor.
Sanata ilgisizliğine karşın ben onu aktif hale getirdim, Christian Boltanski'nin çalışmasına dahil ettim. Tüm ziyaretçilerin "fotokopi eserleri" duvarları süslüyor da benim oğlum geri mi kalacak! Artık ikimizin eli de giriş kapısının hemen yanında.

"Gülbank" biraz ürküttü
Sıra mehter marşlarını canlı dinlemeye gelmişti. Harbiye Askeri Müze'nin 500 kişilik konser salonu beklediğimden kalabalıktı. (Pazartesi-salı hariç her gün 15.00'te yapılıyor bu gösteri) Üstelik turist falan kaynamıyordu. 25-30 kişilik bir öğrenci kafilesinin dışında organize gelen büyük grup yoktu. Herkesin bu yaşta çocuğu olamayacağına göre, insanlar hâlâ mehteri merak ediyordu demek ki.
Batu TV'deki her macera filminde araba havaya uçtuğunda falan korkar. Dolayısıyla mehteran takımının o koca zilleri birbirine vurduğunda ne hissedeceğini çok merak ediyordum. Ama hiç öyle yüksek sesten etkilenmiş gibi görünmüyordu. Tüm o rap rap gelişleri, "Allah yoluna cenk edelim, şan alalım şan / Kuran'da zafer vaat ediyor hazreti Yezdân" gibi marşları dinledi. Kırmızı kaftanları içindeki adamları seyretti, izleyicileri gözlemledi... "Gülbank"ta yani herkesin davullara, zillere kontrol dışı vurduğu o ilginç bölümde biraz ürktü, o kadar.

Bebek tüm kapıları açar
Konserden sonra mehter takımının üyelerinden biriyle Batu'nun hatıra fotoğrafını çekmek istedim. Aslında pek izin vermiyorlarmış galiba (Neden? Her konserden sonra 15-20 dakika süre tanınsa iyi olmaz mı? Böyle orijinal bir şeyle hatıra fotoğrafı çektirmek isteyen bir sürü turist çıkacaktır. Para karşılığı bile olabilir). Ama kucağında üç aylık bir bebek taşıyınca bazı kapılar açılıyor. Bunu daha önce de tecrübe etmiştim. Bakım için verdiğim ayakkabıları almaya "lostra salonuna" gitmiştim. Her zaman olduğu gibi yanımda o gerekli küçük kağıt parçası yoktu. Ama dükkanın sahibi "Böyle çocuğu olan biri yalan söylemez" diye düşünmüş olmalı ki, ben durumu açıklamayı bitiremeden "Tabii abi, ne demek" diye elime ayakkabıları tutuşturmuştu.
Neyse, fotoğrafı da çektik. Bilmiyordum, meğer o mehteran takımındakilerin bir bölümü vatani görevlerini yerine getiren askerlermiş. Belediyeye bağlı sabit bir grup olduklarını sanmıştım hep. Kendi askerliğimle kıyasladım, onlarınkinin "kebap" olduğuna karar verdim.
Çıkışta müzeyi de gezdik ama Batu ateşli silahları ya da yay örneklerini görmek yerine rüya görmeyi tercih etti. Muhtemelen bu bol gezintili günü unutmuştu bile. Bense dönüş yolunda "Ordumuz olsun daim muzaffer"i söylüyordum.



CUMARTESİ
Aşkı tarif eden askerler
"Silik kalmam, köşede dursam da baktırırım"
Las Vegas'ta bizi temsil edecek salsacılar aranıyor
En geniş tuğralı gümüş koleksiyonu satılıyor
En moda En yeni





Cengiz Eren
İlke Gürsoy
Donatella Piatti
Sarıkız'ın Anıları
Cemal Saydam
Tuba Akyol
İlhan Uçkan
Yalvaç Ural

© 2005 Milliyet