|
 |
|
|
Geleceği görmek ve büyük düşünmek
Satır Arası / Deniz Sipahi
"Yenilenebilir enerji artık büyük bir sektör..." Brüksel'de bulunduğumuz iki gün boyunca bunu daha iyi anladık.
Öztüre Holding bünyesindeki Ege Biyoteknoloji de dünyadaki gelişmeleri izleyen hatta kendi geliştirdiği modelleri de kamuoyunun gündemine sokan bir şirket...
Toplantılarda aldığım notları sizlerle paylamak istiyorum.
2004 yılında tam 30 milyar dolarlık yatırım yapılmış bu sektöre.
Toplam elektriğin yüzde 4'ü güneş, rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilmiş.
Kömür, doğalgaz ve nükleer gibi santral gibi konvansiyel kaynaklara yapılan yatırım 150 milyar dolar olduğu düşünüldüğünde temiz kaynakların büyüme hızı daha iyi anlaşılıyor.
2004 yılında rüzgar, küçük hidroelektrik, güneş, jeotermal ve biyokütle gibi kaynaklar 160 Gigavat'lık (GW) elektrik üretme kapasitesine ulaşmış.
20 ülkeden 100 araştırmacının hazırladığı raporda yenilenebilir kaynakların hızlı büyüyüşüne dikkat çekiliyor.
* * *
Güneş toplaçlarıyla sularını ısıtan ev sayısı 40 milyona yaklaşmış. Bu panellerin yüzde 60'ı Çin, yüzde 11'i Avrupa Birliği ve yüzde 9'u da Türkiye'de.
Güneş enerjisinden elektrik üreten ve bunu şebekeye aktaran sistemler ise yüzde 60'lık büyüme hızıyla en hızlı büyüyen enerji kaynağı. Japonya, Almanya ve ABD'nin başını çektiği ülkelerin çatılarında artık 400 bine yakın güneş paneli bulunuyor. Kurulu güç 1.1GW'tan 1.8GW'a ulaşmış. En hızlı büyüyen temiz enerji kaynağı ise rüzgar. Yıllık yüzde 28 büyüme hızına sahip sektörün en çok kurulu güce sahip ülkesi 17 bin Megavat (MW) civarındaki güçle Almanya.
2004 yılı itibariyle biyodizelde büyüme oranı yüzde 25, şebeke dışı fotovoltaik panellerde 17, jeotermal ısıtmada 13 ve ethanol kullanımında yüzde 11 oranında gerçekleşmiş.
* * *
Petrol fiyatlarının artmasıyla ethanol ve biyodizel gibi biyoyakıtların üretimi de 33 milyar litreyi aşmış.
Dünyada kullanılan yüzde 3'lük benzinin yerine bugün biyoyakıtlar kullanılıyor.
Türkiye, "güneş enerjisi" diye de adlandırılan su toplaçlarında dünyada ülke olarak Çin'den sonra ikinci sırada yer alsa da, 80 bin MW'larda tahmin edilen büyük rüzgar potansiyeline ve Almanya'dan çok daha iyi olan güneş ortalamasına rağmen fotovoltaik paneller ve rüzgarda oldukça gerilerde yer alıyor.
Türkiye'de son beş yılda ev ısıtmasında jeotermal enerjiyi kullanma oranı yüzde 50 artarak, yaklaşık 70 bin ev jeotermal enerjiyle ısıtılmaya başlanmış.
Yani Türkiye elinde bulunduğu potansiyelin ne yazık ki farkında değil.
* * *
Öztüre Holding Genel Koordinatörü Nezih Öztüre, Ege Biyoteknoloji'de algler konusunda çalışmalara hız vereceklerini söylüyor. Algler yani deniz yosunları dünyanın da çok yeni başladığı bir konu.
Oysa alglerdeki yağ oranı karada yetişen benzer ürünlere göre kat kat fazla.
Hem de özellikle atık suda suyu cilalama özelliği olduğu için bir başka çevreci çözüm de beraberinde getiriyor.
Sözün özü...
İzmirli bir firma olan; Öztüre'nin, Ege Biyoteknoloji'nin yıllar öncesinden bugünü planlayıp geleceğe yatırım yapması gerçekten sevindirici ve bizleri umutlandıran bir gelişme.
Türkiye'nin çıkışı özellikle de İzmir gibi insan kalitesi yüksek ve teknoloji geliştirme kapasitesi yüksek şehirlerin gelecek vizyonlarında mutlaka bu ve benzeri konulara ağırlık vermesinde fayda görüyorum.
Teşekkürler Nezih Öztüre...
Teşekkürler Prof. Dr. Adnan Akyarlı...
Bu gerçeği İzmir'e, Türkiye'ye hatırlattığınız için...
BİR BAŞKA GÖZLE
Şekil ve içerik
Yıllar önce Houston'daki havaalanından tıp merkezine giderken bindiğim taksinin şoförü Uzakdoğulu, yanlış hatırlamıyorsam Taylandlıydı. Dikiz aynasından aşağıya sarkan Hitler'in gamalı haçına benzeyen ancak uçları sağ yerine sola doğru kıvrık olan işaretin anlamını sorduğumda bana bunun budizmin simgesi olduğunu söylemiş; Hitler'in bu simgeyi, Freud'unsa psikanalizi Budistlerden çaldıklarını iddia etmişti.
Taksinin arka koltuğuna serpiştirilmiş, bir kütüphaneden ödünç alındıkları belli olan kitapların neyle ilgili olduğunu sorduğumda şoför bana, bu kitapların gerçek kitaplar olduğunu, gösterişsiz ciltlerinin altında son derece değerli bilgiler barındırdığını, Amerikalıların okudukları kitaplarınsa kalın parlak ve gösterişli kapaklarının altının boş olduğunu, zaten Amerikalıların her şeyinin buna benzediğini söylemişti.
Ne demek istediğini tuğla görünümlü karton duvarları, mermer görünümlü metal kaplamaları inceleyince anladım.
Gerek kişilerde, gerek toplumlarda şekil ve içerik sıklıkla ters orantılıdır.
Geri kalmışlıkla şekilcilik ve şatafat birbirlerine eşlik ederken, gelişmiş toplumlarda içerik ve sadelik ön plana çıkmaktadır.
* * *
Şekil ve içerik arasındaki belirgin farklılığı, hatta karşıtlığı, pratisyen hekim olarak zorunlu hizmet görevini yaptığım bir Anadolu kasabasında yaşadım.
Halkının büyük bölümünün şekil itibarı ile mutaassıp olduğu kasabada ticari kaygı ile hacca giden bazı tüccarlar daha sonra içki içemediklerinden kırmızı reçete ile satılan bazı uyuşturucu ilaçlara bağımlı hale gelmişlerdi.
Şeklin son derece önem kazandığı durumlar da vardır; özellikle içeriğin bir simgesi haline gelmişse. Örneğin Atatürk'ün Kastamonu'da "Efendiler, buna şapka derler" sözleri ile işaret ettiği şapka "çağdaş uygarlığı" simgelediğinden son derece önemliydi; tıpkı bugün belli bir siyasi görüşün simgesi haline gelmiş olan türban gibi.
21. yüzyılda, Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun yürürlüğe girmesinden 81 yıl sonra, eğitim sistemimizle ilgili tartıştığımız sorunlarsa hem şekil, hem de içerik açısından iç karartıcı.
Üniversitelerimizdeki kız öğrencilerimizin nasıl türban takabilecekleri, imam hatip okulu mezunlarımıza üniversiteye girerken hangi katsayının uygulanacağı, imam olamayacak kız öğrencilerin imam hatip liselerinde hangi derslerde başlarının örtülmesi gerektiği, denetimsiz Kuran kursu açanlara ne oranda ceza indirimi uygulanacağı.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok)
dsipahi@milliyet.com.tr
|
|
|

|