|
Çocuklar, Picasso İstanbul'da!
Paris'te o çocukları ne kadar kıskanmıştım. Onların ne kadar şanslı, ne kadar ayrıcalıklı olduklarını ve hayata ne kadar önde başladıklarını düşünmüştüm.
Yıllar öncesi.
1993 baharı olabilir.
Pompidou'da Matisse sergisi.
Çocuklar, cıvıl cıvıl...
Onların arasına katılıyorum. İlkokul çocuklarının şen şakrak halleriyle daha çok keyif alıyorum Matisse'den.
Sanki hüznü hiç tatmamış bu adam. Sanki hep yaşama sevinci içinde geçmiş bütün hayatı.
Renkler öylesine çarpıcı ki.
Çocuklar, cıvıl cıvıl...
Matisse'in, o renk cümbüşünün önünde başka nasıl olabilir ki insan? Ne kadar çok sevmiş yeşili, kırmızıyı. Kavuniçini, pembeyi. O göz alıcı sarısı ne kadar çarpıcı. Hele o kırmızı, kıpkırmızı balıkları. Kavanozların içinden hiç eksik olmayan o tek göz balıkları...
Hatırlıyorum o günü.
Matisse'den sonra Van Gogh.
Yine çocuklarla birlikte...
Bu kez d'Orsay Müzesi.
Çocuklar, Van Gogh'nun önünde yere yayılmışlar öğretmenleriyle. Van Gogh, kendi odasının resmini yapmış. Bir köşede tahta yatağı, basit tahta masası ve iki hasırdan iskemlesi. Odanın sadeliği, yoksulluğu insanın yüreğini burkuyor.
Çocukları izliyorum.
Van Gogh'nun odasını çiziyorlar, ellerinde karakalem. Odanın derinliğine yatağı yerleştirmeye çabalıyorlar. Zorlandıkça, öğretmenlerine koşuyorlar, etrafa neşe saçarak.
Kıskanıyorum çocukları...
Matisse'i, Van Gogh'u o yaşta tanımalarının, daha o yaşta o renk cümbüşü içinde yüzmeye başlamalarının ne büyük bir ayrıcalık olduğunu düşünüyorum.
Paris'te çocuklarla geçirdiğim o günü, geçen çarşamba akşamı hatırladım, Sakıp Sabancı Müzesi'nde Picasso İstanbul'da sergisini gezerken.
Ve Güler Sabancı, serginin ilk altı haftasında 'çocuk programları'nın dolu olduğunu söyleyince seviniyorum, Paris'te geçirdiğim o günü hatırlayarak...
Güzel şeyler de oluyor bu memlekette.
Picasso İstanbul'da, çocuklar!
Gidin, gezin, tanıyın.
Hiç kolay olmadı buralara gelmek, böyle bir sergiyi İstanbul'da gerçekleştirmek. İstanbul, bu sergiyle sanat ve kültür çıtasını biraz daha yükseltti.
Rahmetli Sakıp Sabancı'ya, ailesine, sevgili Güler Sabancı'ya ve zoru başaran sevgili Nazan Ölçer'e teşekkür ediyorum.
Çocuklar,
Türkiye'nin geleceğinden umutsuzluğa kapılmayın.
Bakın, Picasso İstanbul'da!
Ailenizle, öğretmenlerinizle Emirgân'a, Atlı Köşk'e gidin, Picasso'yla, bu büyük ressamla tanışın, onun yapıtlarını, o güzellikleri hissetmeye çalışın.
Ve unutmayın, sizler çok daha güzel bir Türkiye ve dünyada yaşayacaksınız.
Tekrar ediyorum:
Türkiye'nin geleceğinden sakın umutsuzluğa kapılmayın.
Eminim, Picasso'dan sonra Matisse'e de, Van Gogh'a da, Chagall'a da, Rodin'e de ev sahipliği yapacak İstanbul...
İyi pazarlar!
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|