|
 |
|
|
168 milyar dolar kaybettik!
HALUK Özdalga'nın yeni kitabını bir solukta okudum, pek çok not aldım. "Kötü Yönetilen Türkiye" adlı bu kitabı size de önemle tavsiye ediyorum. (www.kitapyayinevi.com)
Türkiye neden iyi yönetilemiyor? İyi yönetilememek bize neler kaybettiriyor? İşte birkaç örnek:
1970-2003 arasında, Türkiye'de kişi başına gelir yaklaşık beş kat arttı, Avrupa'da ise on kat! Bu artış Yunanistan'da da on kat! Böyle giderse mesafe daha da büyüyecek.Aynı yıllar arasında fert başına milli gelir Türkiye'de beş kat artarken Mısır'da 6 kat, Tunus'ta 9 kat, Malezya'da on kat, Meksika'da 9 kat arttı. Güney Kore 1970'de bizim yarımız kadar zengindi, şimdi bizden on kat daha zengin!Türkiye 1970-2003 arasında, fazla değil, dünya ortalaması kadar büyüseydi, bugün yaklaşık bir misli daha fazla müreffeh olacaktık...Türkiye 2003 yılına kadar milli gelirin yüzde 2.2'sini eğitime ayırmış. Bu oran Tunus, Fas ve Mısır'da bile Türkiye'ninkinin iki üç katı! (Sf. 24-38)
Arkada kalmak tehlikeli
Sadece refah ve eğitim eksikliği değil; kalkınmada gerilerde kalmak aynı zamanda çok tehlikeli!
Özdalga, Yugoslavya'nın parçalanmasının sanılandan farklı sebeplere dayandığını anlatıyor... Türkiye'nin her yüzyılda bir coğrafi olarak küçüldüğünü hatırlatıyor ve Türkiye'nin bugün dünyanın en tehlikeli jeopolitik sahası olan "derin istikrarsızlık bölgesi"nde yer aldığı konusunda bize ihtarda bulunuyor! (Sf. 13, vd)
İyi yönetilemezsek, geleceğimiz çok karanlık, hatta kanlı olabilir!
Ana-Sol hükümetinin üç yıllık kötü yönetiminin yol açtığı krizin faturası 168 milyar dolar! (Sf. 203)
Böyle kötü yönetimlerin yol açacağı krizler veya düşük kalkınma hızları yüzünden yüz milyarlarca dolar kayba uğrayarak bu coğrafyada daha ne kadar ayakta kalabiliriz?! Kaldı ki bir de yakıcı nitelikte 'Kürt sorunu'muz var. (Sf. 214, vd)
'Pederşah'ın partileri
Özdalga "kötü yönetilme"nin başbakanlara ve partilere göre fazla değişmediğini, asıl sorunun, ülkeyi yönetecek partilerin yapısında olduğunu çok güzel anlatıyor.
Weber, Duverger, Panebianco ve Sartori gibi sosyoloji ve siyaset biliminin büyük isimlerinden alıntılar yapıyor. Bu bilim adamlarının 'hastalıklı parti yapıları' olarak nitelediği bütün teorik özellikler bizim partilerde somutlaşıyor!
27 Mayıs'tan başlayarak askeri darbeler partileri kapattı, bu yüzden partiler kurumlaşamadı, kökleşemedi. O yüzden Türkiye'deki partiler "pederşahi memur partileri"dir. Yani kurumlaşmamıştır. Partiler "pederşah"ın (şef'in, lider'in) şahsi mülkleridir; parti organları da onun şahsi "memur"larıdır: Böyle yapılarda liyakat, yarışma, şeffaflık, eğitim, program ve halk hiç önemli değil! Önemli olan "pederşah"ın gözüne girmektir!! (Sf. 8-35)
Kitabın bu teorik-analitik bölümünü okumadan bizdeki "kötü yönetilme" yani "yönetemeyen demokrasi" sorununu anlamak imkânsızdır.
Özdalga, kitabına "Örnek Vaka DSP" alt başlığını koymuş, Ecevitlerin partisinin inanılmaz, müthiş bir röntgenini veriyor.
Ve krizin Türkiye'ye faturası 168 milyar dolar!
Sağda ve solda kurumlaşmış, kökleşmiş birer kitle partisi; bunu başarabilecek miyiz?
Önümüzdeki on yılların iyi mi, kötü mü yönetileceği buna bağlı!
t.akyol@milliyet.com.tr
|
|
|

|