|
 |
|
|
İstihdam yaratmanın önceliği
Bu yılın başından itibaren Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) istihdam verilerini aylık olarak yayımlıyor. Önceki yıllarda bu veriler üçer aylık dönemler itibariyle yayımlanırdı. TÜİK sadece bazı ayların verilerinin geçen yılla karşılaştırılabilir olacağını sene başında açıklamıştı. Buna göre ağustos verisi geçen yılın üçüncü üç aylık dönemiyle karşılaştırılabilir oluyor.
Ağustos ayında toplam ve çalışabilir nüfus artışları önceki üç aylık dönemlerden çok farklı değil. Ancak son üç aylık dönemde çalışabilecek insan sayısı geçen yıla göre 994 bin kişi artarken çalışmak isteyenlerin sayısında 46 bin kişilik azalma dikkat çekiyor. İstihdam edilen sayısındaki 36 bin kişilik düşmeye rağmen, çalışmak isteyen sayısı geçen yıla göre azaldığı için, işsiz kalan sayısı 9 bin kişi azalıyor. İşsizlik oranı da yüzde 9,5'ten yüzde 9,4'e geriliyor. Diğer taraftan son üç ayda özel kesimde çalışanlar 145 bin kişi azalırken, devlette çalışanların sayısının 109 bin kişi artması da dikkat çekiyor.
Çelişkili rakamlar
Burada basit bir yorum yapıp bu hükümet insanların iş bulma umudunu kırdı, çalışmaktan vazgeçirdi, buna karşılık 100 binden fazla yandaşını devlette işe aldı demek mümkün. Ancak demografik eğilimlerde bir değişim yokken, önceki dönemlerde ortalama 700 bin kişi artan çalışmak isteyenlerin sayısında bu ani düşüş ancak krizlerde olabilir. Diğer taraftan IMF ile yapılan anlaşmada getirilen sınırlamalar dikkate alındığında kamudaki istihdam artışı da çok olası değil.
Bunlar bize bu yıl yeni bir metodolojiyle toplanıp yayımlanan istihdam verilerini geçen yılla karşılaştırmanın çok da anlamlı olmadığını ve bu verilerle ilgili olarak bir saydamlık sorunu daha yaşadığımızı gösteriyor.
Korkarım, metodoloji değişikliklerinde saydamlık ilkesine uyulmaması nedeniyle, bu iktidar döneminde yayımlanan verilerin, konularında uzman uluslararası bağımsız denetim kuruluşlarına inceletilmesiyle ilgili taahhütler, seçim döneminde siyasi partilerin programlarına girecek.
Bu sorunu bir yana bırakırsak istihdam verileri çok çarpıcı bir gerçeği ortaya koyuyor. Bu ülkede çalışabilir nüfusun sadece yüzde 45'i iş buluyor. Oysa Polonya'da bu oran yüzde 52, Macaristan'da yüzde 55, Çek Cumhuriyeti'nde yüzde 67. Bu ülkelerde fert başına gelirler de bu orana göre sıralanmış. Oran arttıkça gelir de artıyor.
Ana hedef olmalı
2004 yılında çalışan başına yarattığımız katma değeri esas alsak ve çalışan nüfus oranını Polonya seviyesine çeksek, fert başına gelirimiz yüzde 19 daha yüksek olabiliyor. Bu, hızla büyümek ve yoksulluğu yenmek için çalışabilir nüfusa iş bulmanın ve üretken hale getirmenin öncelikli hedef ve strateji olması gerektiğini gösteriyor.
Tabii bu stratejiye eğitim, sağlık ve altyapı gibi alanlarda çalışan başına verimliliği artıracak dönüşümleri de eklersek, bu ülkenin çok yüksek büyüme hızlarını uzun süre devam ettirmesi mümkün.
Böyle sürdürülemez
Diğer taraftan bu veriler, TL'nin değerlenmesine seyirci kalan ve bu nedenle artan işgücü maliyetlerini, işgücü verimliliğini artırarak, reel ücretleri bastırarak telafi etmeyi öngören ve bu suretle büyüme sağlayan iktisat politikalarının Türkiye gerçeğine uygun düşmediğini de gösteriyor. Yaratacağı sosyal sorunlar nedeniyle bu politikaları sürdürmek çok zor. Geçmişte bunun örnekleri acı bir biçimde yaşandı.
Dünyada, demografik yapısı bize benzeyen ülkelerdeki başarılı büyüme örneklerinde, istihdamı artırmanın temel öncelik olduğunu artık görmemiz gerekiyor.
foztrak@yahoo.com
|
|
|

|