|
 |
|
|
Öğrenmek yaşamaktır
Görüş / Bülent Buda
"Benim üzerimde bir guru gibi etkiliydi. Bir bakışı hatta kulübedeki varlığı bile beni daha fazla çalışmaya teşvik ediyordu. Bu güven ilişkisinin altında yatan neden, belki de bende kendisini bulmasıydı. Zaman zaman beni azarlasa da bunu herkesin ortasında yapmazdı. Başbaşa erkek erkeğe konuşurduk. Bana 'Marcel şu anda o kadar iyi değilsin, senden daha fazlasını bekliyorum' derdi..."
Gana kökenli Fransız futbolcu Marcel Desailly'in kaptan adlı kitabını ikinci kez okuyorum bugünlerde. Yukarıdaki satırlar Desailly'nin Milan'da oynadığı yıllarda antrenörü Fabio Capello ile ilişkilerinin bir bölümünü anlatıyor. Kitabın bütününden öğrenilecek ders niteliğinde öyküler var. Kulüplere, başkanlara, futbolculara, teknik adamlara, taraftara dair çok şey...
Alıntıları sürdürüyorum;
Marcel Kırmızı Siyah 8 No'lu formasıyla Sansiro'ya ilk kez çıkışını şöyle anlatıyor;
"Koridor, tünel, kimler. Ve nihayet taraftarlar. "Mi-Lan! Mi-Lan!" Bu uğultu karşısında dona kalıyorum. Birkaç saniyelik bir boşluk... Kendimi kaybediyorum. Başka bir hale geçer gibiyim. Kariyerimde ilk kez Milan, beni, kendimi aşmam için zorlayacak. Çalışacağım, çok çalışacağım, çok fazla çalışacağım!...
Ve ben her geçen gün Milan'ın neden yalnızca bir futbol takımı olmadığına daha iyi anlıyordum. Milan aynı zamanda bir mantaliteydi. Bir yaşam biçimiydi. Takımdaki İtalyan oyunculardan en dengeli, en düzgün olanı Paolo Maldini'ydi. Her zaman, daima Milanlı Maldini. O yalnızca tatlı dilli ve bir manken kadar yakışıklı değildi. Aynı zamanda zeki ve karizmatik birisiydi. Liderlik özelliğine sahipti.
Zor olan gerçekleri dillendirmek
Nihayet birkaç sözcükle de başkan. Maç günü statta yerini alırdı. Daima tribünde. Asla Capello ve teknik heyete ait soyunma odasında değildi!. Berlusconi insanlara ve görevlerine saygılıydı. Herkesin ve kendisinin yerini bilirdi. Bir de hatalı yargılarını kabull etmeyi!.."
Uzun bir öyküden kısa kısa alıntılar. Ne çok benzerliklerimiz var değil mi?!..
Kulübedeki varlığıyla futbolcusunu ateşleyen bir teknik adam, oynayanı kendinden geçiren görkemli bir tribün, liderlik özellikleri olan karizmatik bir kaptan, sınırlarıın bilincinde çevresine güven aşılayan saygın bir başkan, bu büyülü fantastik ortamda kendini aşma uğraşında işini yapan on sıfırlı sözleşmelerin futbolcuları.
Bize ait futbol dünyasına yöneldiğimizde içimizdeki çelişkileri aşıp ulaşamadığımız güzelliklerinden, pay alamadığımız değerler zinciri. Sürekli kavga eden, bölünen, ayrışan, çürük bir yapı. Kısır döngü. Sorgulanmayan, eleştirilmeyen, yandaşlık olarak kitlerere egemen olmuş, kitleleri pek çok yanlışa sürükleyen FANATİZM-KÖR İNANÇ!..
"Sorgulanmayan hayat yaşanmaya değmez" diyen Sokrates İ.Ö. 470-399 yıllarında yaşamış. Bizse 21.yüzyılda hayatı yaşanılır kılan değerlerin farkına varamamış eksik insanlar olarak tarihin tozlu sayfalarındaki yerimizi alacağız.
Abartılı bir kötümserlik gibi geliyor ama böyle. Zor olan gerçekleri dillendirmek. Umut dağıtmaksa kolay ve de amansız bir uyuşturucu!..
egespor@milliyet.com.tr
|
|
|

|