|
 |
|
|
Şarapçılık destek bekliyor
Devlet Bakanı Abdüllâtif Şener TOBB'un bağcılık toplantısında şarapçılara "çiçek attı" ama gerçekte şarapçılık baltalanıyor. Tüm bağcı ülkeler şarap endüstrilerine devlet desteği sağlarken, Türkiye tarımın bu en yüksek katma değer yaratan kolunu baltalıyor, kendi zenginliğinin önünü kesiyor...
myalcin@turk.net
Argoda, "Bayram değil, seyran değil... Eniştem beni niye öptü?" diye bir deyim vardır. AKP'li hükümetin Devlet Bakanı Abdüllâtif Şener'in geçen hafta Şarap Üreticileri Derneği'nin Ankara'da düzenlediği "AB Yolunda Bağcılık" toplantısında bir konuşma yapıp şaraba övgüler düzmesi, Mevlana'dan şaraplı beyitler okuması, şarap sektörünün öneminden bahsetmesi, bana nedense bu deyimi hatırlattı.
Nasıl hatırlatmasın ki, AKP işbaşına geldiğinden bu yana bütçe açığını kapamak için her sıkıştığında şarap ve sert içkilere uygulanan vergileri artırdı, AKP'li belediyeler içkili lokantaları batırmak için ellerinden geleni yapıyor, içkiden arınmış bölgeler oluşturmaya çalışıyorlar. Hükümet bağımsız durumdaki Tütün ve Alkol Kurumu'nu lağvedip içkiyle ilgili her türlü denetimi Tarım Bakanlığı'na almaya çalışıyor, şarap ve rakı beldesi Tekirdağ'ın belediye başkanı belediye tesislerindeki içkili davetleri iptal ediyor...
Bunların ardından, Yargıtay Başsavcılığı AKP hakkında inceleme başlatarak bunları delil olarak dosyalamaya başlayınca, kabinenin şaraba sempatiyle bakan laflar eden bir bakanı, somut destek müjdesinde veya vaadinde bulunmadan, sırf "ağza bir parmak bal çalma" kabilinden bir konuşma yaparak bu yapılanları gözlerden kaçırmaya kalkıyor... Ve bu yüzden, kulislerde, "AKP içki yasakçılığı girişimleri yüzünden bir dava ile karşı karşıya kalırsa, lehine delil olabilecek unsurlar yaratmaya çalışıyor" yorumları yapılıyor.
Şarapçılığımız eziliyor
Mazisi topu topu 80 yılı bulan, Kurtuluş Savaşı'ndan sonra bağ bölgelerini terk eden gayrımüslimlerden buraları devralan Türklerce başlatılan genç şarapçılığımız, son yıllarda kalite konusunda mesafeler almış, şarap üreticilerimiz köylüye ait bağların üzümlerini işlerken kendileri de büyük bağlar dikip doğru bir çizgiye yönelmiş, kaliteli yabancı kökenli üzümleri ülkemizde yetiştirip şarap kalitesini yükseltmeye başlamışlardı.
Birkaç yıldır bunların üzerine iki koldan saldırı başlayıverdi: Biri hükümetin vergi darbeleri, diğeri de serbest bırakılan şarap ithalatıyla rafların ucuz fiyatlı dünya şaraplarıyla dolması. Yıllardır şarapta korumacılığın kalkmasını, ithalatın başlamasını isteyen ve şarabı üretenden çok tüketeni kollayan bir yazar olarak, bundan şikâyet edecek halimiz yok.
Ama Türk şarap üreticisinin haksız rekabetle karşı karşıya olduğunu belirtmek de doğruluğun gereği. Türkiye'ye 15 YTL perakende fiyatla satılmak üzere şarap gönderen Fransa'nın, İtalya'nın, Şili'nin şarapçılarının arkasında, kendi devletleri var. Hangi üzümlerin hangi bölgelerde yetiştirileceğini, şaraba işlenirken optimum yöntemlerin neler olması gerektiğini, bağ hastalıklarıyla nasıl mücadele edileceğini vb. hep kamuya ait kurumlar belirliyor. Üniversitelerin bağcılık bölümleri deneme bağlarında farklı toprak ve iklimlerde üzüm yetiştirerek ideal eşleşmeleri yapıyor. Üzümler melezlenip Güney Afrika'nın Pinotage'ındaki ya da Avusturya'nın Müller Thurgau'sundaki gibi yeni üzüm çeşitleri ortaya çıkarılıyor. Meşe cinsleri üzerinde araştırmalar yapılarak fıçıcılık destekleniyor.
Fransa'da şarap üreticisi bağına dolu yağdığında zararını tarım sigortasından alabiliyor. Yine bu ülkelerde tarım bakanlıklarına bağlı örgütler, şarapların kalite ve köken denetimlerini yapıyor, ihracatı kolaylaştıracak garanti damgaları vuruyor.
Bir destek paketi gerekiyor
Türkiye'de ise şarabı üreten yapayalnız... Bir holding patronu Silivri'de bağ dikecek, başvurduğu Tarım Bakanlığı bölgede sökülmekte olan en değersiz üzüm Semillon'u önererek onu diktiriyor. Yine bakanlık Şiraz fidelerinin ithalini, "Mevzuatta yok!" diyerek engelleyecek kadar dünyadan habersiz. Tekirdağ'daki, Manisa'daki bağcılık istasyonlarının şarapçılığa katkıları yok denecek düzeylerde, zaten imkanları da çok sınırlı.
Üniversiteler deseniz, bağcılık ve şarapçılığın birlikte okutulduğu tek bir lisans programı yok. Bırakın yurtdışından önolog getirtip çalıştırmayı, bağı budatmak, doğru ilaçlatmak için bile şarapçılar Fransa'dan, Avustralya'dan eleman getirtip onlara avuç dolusu döviz ödüyorlar. Paşabahçe dünya fiyatından pahalıya şişe satıyor, şarapçı şişesini İtalya'dan getirtiyor...
Hal böyleyken, devlet bakanının kulakları okşayan edebi sözleri, bir samimiyet testine ihtiyaç duyuyor. Samimiyeti kanıtlamanın yolu, şarap fazlasını Türkiye'de eritmek isteyen AB ülkeleri şarapçılarına karşı yerli üreticilerin nasıl ayakta kalacağıyla ilgili bir destek paketini açıklamaktan
geçiyor...
|
|
|

|