Sık Kullanılanlara Ekle  Açılış Sayfası Yap  Sitene Ekle  İletişim    Kurumsal 01 Aralık 2005 / Perşembe  
   Milliyet Online    Emlak    Arabam    Kariyerim    Cumartesi    Pazar    Ege    Seri İlanlar    İnteraktif 
   
 » Detaylı Arama

  SON DAKİKA
  ANA SAYFA
  YAZARLAR
  SİYASET
  EKONOMİ
  FİNANS
  DÜNYA
  SPOR
  GÜNCEL
  YAŞAM
  MAGAZİN
  ASTROLOJİ
  TEKNOLOJİ
  HAVA DURUMU
  OMBUDSMAN
  ÇİZERLER
  Bilişim
  Eğitim
  TV Rehberi
  Tatil
Haber İndeksi Arşiv Haberci Üyelik Bülten
'Servetimi veririm'

Sayın Serdar Bilgili ile gazeteci-başkan düzeyinde bir tanışıklığımız vardır. Karşılıklı saygı temeline oturan mesleki bir ilişki... Zaten sayın Bilgili, saygı duyulması gereken bir insandır.
O yüzden çok şaşırdım ekrandaki bazı kelimelerine.
"Aşağılık", "iğrenç", "geri zekalı", "şerefsiz", "ana avrat"...
Bunları, "futbolun en zalim yanıyla" boğuşurken bile asaletini bozmayan Serdar Bey'den hiç duymamıştım. Hatta küfür yüzünden şapkasını alıp gittiğinde, spor kamuoyumuza verdiği "etik" dersinden dolayı kendisini alkışlamıştım. 1,5 yıl sonra bozduğu sessizliğinde duyduğum kelimelere şaşırdım doğal olarak.
Açtım sordum tabi...
"Haklısınız" dedi... "Lakin suçlamalar öylesine düzeysiz ki, aynı frekanstan yanıt vermezsem yaptığımı sanacaklar."
"Demek sizi de eğitti ülkemizin gerçekleri".
"Maalesef... Devam ederlerse, daha ağırlarını da söyleyeceğim".
Ne diyelim!.. Keşke başkanlığı sırasında bir kenara koysaydı aile terbiyesini de "en büyük başkan"lardan biri olarak kariyer yapsaydı.
* * *
Sonra suçlamaları listeledi telefonda... "Ne kokainmanlığım kaldı" dedi, "Ne 'gay'liğim, ne tefeciliğim, ne mafya ile ilişkilerim."
"Bırakıp gitmişsiniz... Konuşmuyorsunuz da; neden peki?"
"Çünkü bu koltuklar o kadar kıymetli ki Türkiye'de, başkanın sadece küfür edildi diye bırakıp gideceğine inanmıyor hiç kimse. 'Ben olsam bir tek küfür yüzünden gider miydim' diye soruyor kendi kendine. 'Hayır' diyor ve başlıyor komplo teorilerine. Ben bir Beşiktaş başkanı olarak küfür işitiyorsam giderim Ercan bey".
"Ateş olmayan yerden duman çıkmaz" şeklinde "coşturan-çözen" bir gazeteci girişimine gerek kalmadı; ekledi:
"Babam dışında, sadece Aziz (Yıldırım) beyden değil herhangi bir insandan 1 lira borç aldığımı ve bunun diyetini ödediğimi ispat eden olursa servetimi vermeye hazırım".
Peki, açıklamaları için niye 1,5 yıl bekledi?..
"İstedim ki Beşiktaş ve camia karşı çıksın bu çirkin yakıştırmalara. 12 yıl hizmetinde olmuş ve uğruna aile hayatını, parasını, saygınlığını hiçe saymış bir insana sarılsın. Onu korusun. Ne yazık ki, tam tersi oldu. Kimse korkmasın ben başkan adayı falan değilim. İşin acı tarafı yapılan iftiralar değil, benim savunmak zorunda kalmamdır. Bu koşullarda başkan adayı bulmak bile zorlaşacaktır Beşiktaş'a"!
Evet... Beşiktaş Bilgili'yi disiplin kuruluna verebilir... Belki disiplinsizlik etmiştir.
Ama benim anladığım kadarıyla -aynı eskiden bildiğim gibi- "haysiyetli bir insan" olmaya devam etmektedir sayın Bilgili...
Kimse aksine inandıramaz beni ortada bir belge olmadan.

"Linç"çilerin linçi yakın!

Dün Milliyet Spor Sayfası'nda sevgili Halil Özer'in Alpay'la röportajı vardı... Müthiş şeyler söylemiş Alpay... "Söyleyene değil söyletene bak" derler ya; Halil'i de kutlamak lazım bu işte.
Neyse, "İsviçre maçından sonra Almanya'da sahaya çıktığında alkışlanan Alpay, neden Türkiye'de istenmeyen adam ilan edildi" tartışmalarının yapılacağı günlere geliyoruz yavaş yavaş...
Sakin bir bakışla, İstiklal Marşı'nı gergin suratla okudu diye suçlayabilir misiniz Alpay'ı? Ya da beş metre önünde, Milli Takım hocasına tekme atan İsviçreli'yi tekmeledi diye...
Adalet böyle soğukkanlı işte... Duygularından arınınca, "en suçlu" dediğiniz insan bile suçlu görülmeyebiliyor adalet önünde.
Peki bizim "Alpay nefretimizi" körükleyen ne?
Hiçbirimiz bunu itiraf etmedik ama, Alpay'ın "Kötü çocuk" ilan edilmesindeki en önemli faktör, maçın başlamasından saniyeler sonra yarattığı penaltıydı galiba.
Madem ki elendik, Almanya'ya gidemedik ve cadı avı başlattık; Alpay kaçınılmaz olarak hedefteydi artık.
Hedefte olması normaldi ama biz de abarttık.
Birbirimizi doldurduk.
Yetmedi Avrupa'ya haber uçurduk.
Şu Alpay'ı yok etseler sevinecektik hani.
Sadece Alpay mı? Olayda kimin adı geçiyorsa hepsi.
Bu da normaldi? Toplumsal olaylarda insani duygular aranmazdı.
Ama maalesef bu fikrimizin hayata geçirilmesini de Avrupa'ya ihale ettik ya sonunda; ona yanarım.
Sıra yavaş yavaş linç hareketini başlatan ve bu linçin Avrupa eliyle yapılmasına çanak tutanlara geliyor. Unutmayalım, toplumsal linçi tetikleyenler de oturacaklar sanık sandalyelerine bir gün. En azından vicdanlarda.

2015'te Nouma

Nouma maskaralığı kabak tadı verdi artık. Ne zaman Beşiktaş zora girse, sahadan silinse, kaosa düşse, beyefendi sahnede.
Garibim; bilmiyor ki, ara sıra adını bağıran Beşiktaş tribünlerinin "istediği" kendisi değil? Sadece isminin kafalarda yarattığı çağrışımdır ve Beşiktaş seyircisi takımı boşlayan, yeteri kadar hırslı olmayan futbolcuları gayrete getirmek için "Nouma" adını haykırmaktadır.
Buna toplum psikolojisi denir.
Mesela bizim kuşak "Muhammed Ali Clay 40 yaşından sonra ringe dönüyor" haberleriyle büyümüş, heyecanlanmış coşmuş bir kuşaktır. Sadece biz mi? Daha düne kadar, karşısında Ali'yi gören yumruklarını sıkıp gardını alıyor, onu hayali bir maça davet ediyordu.
Bu böyledir. İnsanlar eskir, hatıralardaki insanlar aynı kalır. Beşiktaşlıların hatırladığı da eski Nouma'dır; elini şortuna soktuktan sonraki değil.
Gelse, "Bedava olsun, formayı giyeyim" dese, kimse kabul etmeyecektir? İnsanlar sadece onunla muhabbete, hoşça vakit geçirmeye vardır.
Artık magazin medyasına teslim edilmiştir Nouma. Bundan sonraki haberleri daha vahim olacaktır. Mesela 40'lı yaşlarında yine eli şortunun içinde fotoğrafı çekilebilir ve son derece ilgi çekici olabilir.
Onda bu "yırtık"lık, Beşiktaş tribünlerinde bu nostalji, bizde deklanşör oldukça sürecektir bu hikaye. Ciddiye alınacak hali yoktur vesselam.

Konuş Ümit !

Gördün değil mi Ümit! Kavganın "yarım yamalak"ı olmuyor. "Joker olmak istemiyorum" gibi en haklı taleplerinde bile kabak dönüp dolaşıp senin başına patlıyor.
Zaman kötü, erken bastıran kazanıyor.
Meğer senin sorunun Hakan'la, Necati ile değilmiş. "ispiyoncu" olduğun için Gerets seni affetmezmiş.
Evet Ümit? Senin takıma girmenle "yerinden olacak insanlar" örgütlü ve kalabalık. Ya çıkıp sonuna kadar konuşacaksın, ya da hiç ağzını açmasaydın.
Yarım yamalak kavga olmuyor.
"Eloğlu" toplu hücum toplu savunma yapıyor.

eguven@milliyet.com.tr




SPOR
Tigana'dan karşı taktik
Yıldırım çıkış
Köstebek depremi
Göreve davet
Kleberson tamam Tümer oynamıyor
Gökdeniz'e indirim müjdesi
Men cezası çıkmaz
Birlik'te dev kapışma
Efes duvara çarptı: 51-72
Güneş'in rengi soldu
Hidayet'ten 20 sayı
Haber turu...
'Servetimi veririm'
Neden olmasın?
Kâbus gibi
At yarışları





 PUAN DURUMU
 FİKSTÜR


Ercan GÜVEN
'Servetimi veririm'
Sayın Serdar Bilgili ile gazeteci-başkan düze...
Bilal MEŞE
Neden olmasın?
İstatistiki bilgiler, Beşiktaş'ın işinin ne d...
Gökhan TÜRE
Kâbus gibi
Efes Pilsen, Lietuvos Rytas karşısında tıpkı ...



 Atina 2004
 Dünya Kupası 2002
 Euro 2000
 Sidney 2000
 Dünya Kupası 98

© 2005 Milliyet