|
Kimliğin altı, üstü!
Evet, üst kimlik - alt kimlik... Bağırıp çağırmadan konuşmaya, tartışmaya devam edilebilir.
Çünkü konu çok önemli.
Kendimizi karşı tarafın yerine koyup onun kimlikle ilgili duyarlıklarını, kaygılarını hissetmeye çalışmamız lazım. Bunu yapabildiğimiz ölçüde, insanların kendi dillerine, kültürlerine sahip çıkmalarının öyle korkutucu, ille de bölücü birşey olmadığını anlayabiliriz.
Bakın, Hakkari'nin DEHAP'lı Belediye Başkanı Metin Tekçe ne diyor:
"Ben Türk değilim ve Türk kelimesiyle nitelendirilmek istemiyorum. Ben Kürt'üm ve Türkiyeliliğimle gurur duyuyorum, Türklükle değil. Çünkü Türk değilim, Kürt'üm. Bu bakımdan Başbakan Erdoğan'ın üst kimlik, alt kimlik tartışması yapması çok önemli ve olumlu. Ama bazıları, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının kesinlikle üst kimlik olamayacağını, üst kimliğin Türk milleti olduğunu ve Başbakan'ın gaf yaptığını söylüyorlar. Oysa, Türkiye'de herkes rahatça 'Ben Kürdüm ama Türkiyeliyim, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım' diyebilmeli ve bundan ürkülmemeli..."(Neşe Düzel röportajı, Radikal, 28 Kasım 05, s.6)
Evet böyle.
Ne diyeceksiniz?
"Bölücü, şerefsiz!"
Bu sözcüklerin kulağıma çalındığını hissediyorum. Eskiden olsa Kürtlüğünü ifade ettiği için hakkında dava açılıp hapse de atılırdı Hakkari Belediye Başkanı Ahmet Tekçe...
Artık o günler geçti.
Kürt sözcüğünü ifade ettiği için, Kürtçe konuştuğu, yazdığı için, "Ben Kürdüm!" dediği için hapse atılmıyor kimse. Avrupa Birliği'ne uyum yasaları çerçevesinde köklü reformlar yapıldı demokrasi alanında.
İyi de oldu.
Ama sorun henüz çözülmedi.
Ülkemizde kimlik konusu daha hala siyasetin gündeminde didikleniyor, istismar ediliyor. Neden?
Neden olacak, oy uğruna.
Ne yazık ki öyle.
Oysa, gidin Diyarbakır'a, Şırnak'a, Hakkari'ye, çarşıda pazarda gezin sohbet edin. Sade vatandaşın, işsiz gençlerin söylediklerine kulak verin. Onların duygu ve düşünce dünyasına girmeye çalışın.
O zaman daha iyi anlamaya başlarsınız Kürdü, Kürtçe'yi, Kürtlüğü. Devlet deyince o insanların nasıl irkildiklerini kendi gözlerinizle görür, onların duygularını siz de hissedebilirsiniz. Devletin kendilerine yıllar boyu nasıl kötü ve hoyrat davrandığını, devlet baskısından neler çektiklerini acı örnekleri ile dinleyebilirsiniz.
Kısacası:
Birkaç günlük bir Güneydoğu gezisiyle Kürtlerin Türkiye'de devlete nasıl yabancılaştığını, biraz da bu yüzden Kürtlüklerini nasıl inadına öne çıkardıklarını, devlete kafa tutan herkese nasıl sempati duyduklarını eğer isterseniz, görebilirsiniz.
Sorun kendi kendinize:
"Kardeşim ben Kürdüm, Türk değilim" diyene ne yapacaksınız?
Ne yapabilirsiniz ki?..
Kürt'tür; Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin vatandaşıdır; ve bu devletin eşit bir vatandaşı olarak demokrasiden kaynaklanan bireysel haklara sahiptir; bu çerçevede kendi kimliğini, dilini, kültürünü geliştirir; siyasal haklarını kullanır.
Bunları söylemek kolay.
Yasalara yazmak da öyle.
Ama gel gör ki uygulamada, pratikte bunlar söylendiği gibi işlemiyor.
Örneğin Fransa'da da öyle.
İki yüzyılı geçti, eşitlik, kardeşlik, özgürlük deniyor Fransa'da. Ama anlaşılan Fransa gibi demokrasisi, hukuk devleti ve refahı düzeyi bu kadar yükselmiş bir ülkede bile bu soylu ilkeler bir ölçüde kağıt üstünde kalabiliyor. Bu yüzden varoşlarda ayaklanan, kendilerini devlet ve toplum düzeninden dışlanmış hisseden işsiz ve Müslüman gençler daha bu yakınlarda Paris'i ateşe veriyorlardı.
Bizim Güneydoğu'muzdaki yangın ise çok daha büyüktü. Hala da sönmüş değil. Tamamen kontrol altına almak ve söndürmek için bazı şeylere daha çok ihtiyacımız var:
Refah ve demokrasiye...
Refah ve hukuk devletine...
Refah ve insan haklarına...
Refah, insanların aş ve iş sorununu çözmektir. Refah, işsizliği yenerken insanları okula, hastaneye kavuşturmaktır. Refah, insanlara insan gibi yaşamanın yollarını açmaktır. Refah, insanların kendi geleceklerine güvenmeleri, umut bağlamaları demektir.
Refahla birlikte demokrasi, hukuk devleti ve insan haklarının gereklerini yerine getiren bir Türkiye'de ise kendine Türk diyen Türk'tür; Kürt diyen Kürt'tür; Arnavut diyen Arnavut'tur; Laz diyen Laz'dır; ama herkes Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşıdır; etnik kimliğinden değil bu vatandaşlıktan kaynaklanan ve demokrasinin gereği olan eşit ve bireysel haklardan yararlanır.
Refah ve demokrasi yolunda yürüyelim. Avrupa Birliği şemsiyesi altında kalalım. Çıkmaz sokaklara sapmaktan özenle kaçınalım.
Bir gün daha bu konuya devam edeceğim.
h.cemal@milliyet.com.tr
|
|