|
 |
|
|
Müzeye çevrilen camiler
İstanbul'un fethinden 150 yıl sonra camiye çevrilen Pammakaristos Kilisesi'nin onarılıp müze olarak hizmete açılması şehrin tarihi açısından önemli bir olaydır
Fax: (0312) 427 20 64
Fatih, Çarşamba'daki Fethiye Camii veya Pammakaristos diye bildiğimiz, Bizans'tan kalma kilisenin yan tarafındaki şapel 23 Kasım Çarşamba günü müze olarak ziyarete açıldı.
1261 yılında büyük şehirde Venediklilerin başını çektiği rezil bir Haçlı istilası sonucu kurulan ve yarım asır süren Latin İmparatorluğu dönemi kapanmıştı. Konstantinopolis'in Haçlıların eline geçmesinden sonra İznik'te sürgünde kurulan Roma İmparatorluğu kuvvetlerinin şehre yürümesi ve zaferle surların içine girmesiyle Bizans kurtuldu. Bizans daha doğrusu Doğu Roma tarihte böylesine birkaç Rönesans yaşamış, istilacıları surların önünde veya 1261'de olduğu surların içinde püskürterek kurtulmuştur.
Eskiden burada bulunan harap bir kilise yıktırılarak yerine zaferin getirdiği havayla Pammakaristos adını taşıyan bir kilise yapılmıştır ki; tipik bir Paleolog dönemi eseridir. Tuğla tonozlar üzerinde, çatının ortasında ve kenarlarında silindirler üzerine oturan kubbeler, daha doğrusu kubbecikler; kuşkusuz Ayasofya'yı, İtalya'da Ravenna Katedrali'ni inşa eden bir büyük geleneğin takipçisi olmaya yetmiyor ama kendine özgü bir şirinliği vardır. Bir ihtişamı değilse de, ihtişamlı bir dönemin zayıf ama zarif mirasçılarını temsil eder.
Bu dönemin mozaik sanatlarında bir canlanma vardır ve İtalyan Rönesansı'nın etkileri görülür. Doğrusu Kariye kadar olmasa da Pammakaristos'un mozaik ve freskleri kayda değer güzelliktedir.
50 yıl uğraştım
Pammakaristos fetihten sonra kilise olarak bırakılmış, hatta bir rivayete göre İstanbul Rum Ortodoks Patriği'nin ikametine tahsis edilmiştir. Ne var ki III. Mehmet zamanında, 1596'da Paleologlardan kalan bu kilise bir fermanla terk edilmiş, aşağıda Fener semtinde Aya Yorgi'ye taşınmıştır. Pammakaristos'un adı da Fethiye Camii'ne çevrilmiştir.
İstanbul'da bir tanesi hariç, kilise olarak kalan bina yoktur. Bizans devri kiliselerinin en güzelleri camiye çevrilmiş, azalan Hıristiyan nüfusu dolayısıyla öbür kiliseler de yıkılmış, kaybolmuştur. Eğer cemaati kalmamışsa önemli eserlerin korunması bu yolla oluyor.
Pammakaristos Kilisesi de fetihten 150 yıl sonra Fethiye Camii adını alarak bu kervana katılmıştır. Fethiye Camii'nde kilisenin ana bölümü Müslümanların ibadetine tahsis edildiği halde, kenardaki şapel ibadet yapılmasa da hep olduğu gibi muhafaza edilmiştir ve bu yüzden bina kendine özgüdür. Yani kilise ve cami yan yanadır. Kültür Bakanlığı'nın uzun yıllar sürse de bu binayı onarması, şehrin geçmişi için bir nimettir. Zira, ben dahi 50 yıl boyu burayı gezmek için çok uğraştım; işin yoksa anahtar ara, Ayasofya'ya kadar git gel.
Pammakaristos yani Fethiye Camii tıpkı Kora gibi Ayasofya'ya bağlı. İstanbul'un fethiyle Hıristiyan Roma'nın yerini Müslüman Roma'ya bıraktığının resmi Ayasofya'dır. O İslam dünyasının bir numaralı camisiydi. Müze haline getirilmesi genç Türkiye'nin medeni ve kültürel bir fedakarlığıdır ve yegane uzlaşma örneğidir. Bunu da önemli örnekler izledi. Surlardaki Kora Manastırı yani Kariye Camii'nden sonra Pammakaristos üçüncü örnektir.
Vefa'daki Molla Gürani veya Kilise Camii'nin ise bir kısım mozaik ve fresklerinin caminin havasını bozmayacak şekilde açılması mümkündür. Bilmeden harap olmuş diye yazılan bu eski kiliselerin son Bizans Paleolog döneminin en iyi örnekleri olduğu malum.
Hoşgörünün örnekleri
Fetihten sonra birçok kilise camiye çevrildi. Bu iş hemen olmadı. Cemaatin azalması beklendi. Fetihten sonra yerli Rumlar; kilise olarak hayatına devam eden bir tek mabede sahiptir.
Maria Muhliotissa yahut Moğolların Maria'sı denen son Paleolog eseri kilise Fener'dedir. İlhanlı Moğollarına gelin giden Prenses Maria, kocası Abaka Han bir isyan sonucu öldürülünce geri dönmüş ve bu kiliseyi yaptırmıştır. İstanbul Rum Ortodoks kiliselerinin çoğu Osmanlı döneminde yaptırılmıştır.
Birtakım büyük kiliseler de camiye çevrilmiştir. Buralardaki eserlerin çoğunun bu yolla korunduğu açıktır. Ayasofya 19'uncu asrın ortasında Fossati kardeşlerce restore edilirken, mozaiklerin korunduğu görülmüş, Sultan Abdülmecit'in mali desteğiyle nefis bir kitap basılmıştır. Ne var ki bu albümün sonraki birkaç Avrupa baskısında Sultan Abdülmecit'e teşekkür edilen ithaf sayfası yer almamaktadır. Bu acaba basit bir ihmal mi?
Kariye ve Pammakaristos ise belirtildiği gibi müzeye çevrilen diğer iki eserdir. Onarımı hâlâ bitmeyen ünlü Pantokrator Kilisesi veya Osmanlı döneminde anıldığı adıyla Zeyrek Camii, şehrin önemli bir eseridir ve restorasyondan sonra uzun tarihini belirtecek şekilde bir-iki panonun narthek bölümüne konması, bir-iki mozaiğin teşhire açılması gerekir. Burada caminin karakterinin korunmasının önemli olduğunu belirtmek şart.
İstanbul'da Ayasofya'ya bağlı olan ve camiden müzeye çevrilen bu eski kiliseler yeni Türkiye'deki toleransın dünyada tek örnek olduğunu gösterir. İspanya'da, Sicilya'da böyle örneklere rastlanmaz. Bu toleransımızdan da rahatsız olmaya bir neden yoktur. Sadece durumu bilelim, yeter.
|
|
|

|