|
 |
|
|
Kör baltayla ormana girmek
A Milli Takım'ın uzun yıllar mentorluğunu yapan Doç. Dr. Turgay Biçer, "Unvanlar insanları zora sokan bir tuzaktır" diyor.
Ve ekliyor, "Bizim insanımız bir noktaya geldikten sonra kendini geliştirmiyor, üzerine koymuyor. Sonra kör balta ile ormana giriyor. Zaman zaman o baltayı bilemek lazım. Baltayı bilemediğiniz zaman olay duygusallığa, gurura, unvanlara uzuyor. Ve taşıyamadığımız unvanlar altında eziliyoruz..."
Bugünlerde İsviçre maçından sonra yaşananların faturasının hangi adrese kesileceğinin tartışması yapılıyor.
Kimi medyayı, kimi federasyon yöneticilerini, kimi Fatih Terim ve futbolcuları suçluyor.
İlk günden bu yana olayların Türk futbolunun başını ağrıtacağını söylüyoruz.
Sayın federasyon başkanı ise bu gerçeği İsviçre'de geçirdiği iki gergin günden sonra anlıyor ve basın toplantısında sıkılarak da olsa ağzından, "Aleyhimize ciddi bir ceza takdir edileceğini düşünüyorum" sözcükleri dökülüyor.
Başkanvekili, "Hazırlıklı olmalıyız. Can sıkıcı bir ceza alabiliriz" diyor.
Pes gerçekten, günaydın...
Çok merak ediyorum.
Zürih'deki duruşma molalarında "İşlerin yolunda gittiğini", "İbrenin lehimize döndüğünü", "Rüzgarın bizden yana esmeye başladığını" söylerken, gerçekten bu noktaya geleceğimizi göremeyecek kadar hayal dünyasında mı geziyordunuz?
Yoksa amacınız günü kurtarmak, gündemi soğutmak mıydı?
Şu saatten sonra birilerini hedefe koyarak sorumluluktan sıyrılmaya çalışmak beyhude çaba.
Türkiye Futbol Federasyonu az ya da çok bir ceza alacak.
Objektifliği konusunda tereddütlerimiz bulunan FIFA Disiplin Kurulu, bazı futbolcularımıza ağır yaptırımlar uygulayacak. Bu kaçınılmaz.
Dünya kamuoyu gözünde düştüğümüz durum da cabası.
Ancak biz, olaylı maçın üzerinden iki hafta geçmesine karşın hâlâ ihaleyi kimin üzerine yıkacağımızın kavgasını yapıyoruz.
Ortada sevimsiz bir tablo var ve artık geleceğe dönük önlemleri konuşmak zorundayız.
Futbolumuz İsviçre sınavında hemen hemen tüm unsurlarıyla bütünlemeye kaldı.
Krize hazırlıksız yakalandı. Donanımsız olmanın ne demek olduğunu anladı.
Federasyon başkanı, yöneticisi, teknik kadrosu, futbolcusu ve medyasıyla bulunduğu noktayı yeterli görmenin acısını çekti.
Ne zaman, göz göre göre kör baltayla ormana girip tuzağa düşmek, unvanların ağırlığı altında ezilip kaybolmak yerine, sorumluluklarımızı başkalarını incitmeyecek, topluma zarar vermeyecek biçimde kullanmayı öğreniriz...
Ve ne zaman birilerinin müdahalesine gerek kalmadan çekilmemiz gerektiğinin farkına varırız...
İşte o gün, bize medeniyet dersi vermeye kalkanların önünde başımız dik durabilir, hesap soracak konuma gelebiliriz.
Ya da kolay yolu seçip, kavgalarımızı yeni hayal kırıklıklarına taşıyabiliriz.
Tercihi hep birlikte yapacağız...
Bu anket sporun aynasıdır
Milliyet geleneksel yılın sporcusu anketinde bugüne dek kimler çıkmadı ki zirveye.
Hemen hepsi Türk sporunda tavan yapmış, efsaneleşmiş isimlerdi.
Lefter Küçükandonyadis, Mustafa Dağıstanlı, Metin Oktay, Ahmet Ayık, Turgay Şeren, Veli Ballı, Cemil Turan, Ekrem Özdamar, Efe Aydan, Eyüp Can, Naim Süleymanoğlu, Rıdvan Dilmen şu an aklıma gelen unutulmazlar...
Her dönem geniş bir yelpazeden titizlikle seçilen adaylar, ülke sporunun o yılki performansını yansıtırdı.
Yani aday sayısı ve branşı ne kadar çok olursa, Türk sporu o kadar verimli bir sezon geçirmiş denebilirdi.
Ne yalan söyleyeyim, bu yılki tablo pek çok insan gibi beni de hiç tatmin etmedi.
Bir halter, bir boks, bir yüzme dalında aday çıkmamıştı.
Türk sporunun 2005 yılında güreş dışında üst düzey tek şampiyonu yoktu.
51 branş içinde sadece 8 tanesinin uluslararası platformda başarısı vardı.
16 adayın altısı kayak, atıcılık, atletizm ve güreş branşlarındaki engelli sporcularımızdan oluşmuştu.
Jürinin belirlediği adaylar elbette kendi alanlarında en iyisini yapmaya çalışmış, olanaklar ölçüsünde bunu başarmıştı.
Zaten bu yüzden tümü, en saygın, en uzun soluklu geleneksel spor anketinin şeref konuğu olmuştu.
Ancak görüyoruz ki, politik oyunlarla federasyon başkanlığı koltuğunu kapanların Türk sporuna katkısı değil, giderek zararı dokunuyor.
Üyesi oldukları federasyonun adından bihaber, işleri eline yüzüne bulaştıran sözüm ona idareciler...
Uluslararası itibarımızı yerle bir eden başkanlar...
Her şey yolunda gidiyor iddiasında bulunup, kağıt üzerinde artırılan sporcu sayılarına bakarak gelişmişliğe elbise biçen kurnaz yöneticiler...
Çok uzağa gitmeyin.
Milliyet'in yılın sporcusu anketine bir göz atın.
Çünkü bu anket, Türk sporunun gerçek yüzünü yansıtıyor...
Bu seçimin adını koyalım!
Kulüpler Birliği Vakfı'nın zorunlu olarak ertelenen genel kurulu, ufukta görünen Futbol Federasyonu olağanüstü genel kurulu için önemli ipuçları verecek.
Federasyon başkanvekili Hasan Doğan'ın, sözünün geçeceğine inandığı kulüp başkanlarını arayarak Özhan Canaydın'ın adaylığı için "ricacı" olması, buna karşın Hilmi Gökçınar etrafındaki gruplaşma, olası federasyon seçiminde tarafların renklerini de belli edecek.
Ancak unutulmamalı ki, futbolun çıkar ilişkileri şifresini kısa sürede çözmeyi başaran Doğan'ın tavrı federasyonun duruşu olarak algılandığı vakit, beklenmedik tepkilere ve bölünmelere yol açabilir. Bu da, yeni bir güç gösterisine dönüşüp, artık yaşanmasını istemediğimiz bir kavgaya çanak tutabilir.
Blatter'in kurnazlığı
FIFA Disiplin Kurulu'nun Türkiye-İsviçre maçıyla ilgili soruşturması öncesi Zürih'de ilginç bir olay yaşandı.
İsviçre polisi bir kaç yıldır gündemde olan dava kapsamında FIFA'nın merkezini basarak bazı evraklara el koydu. Dünya futbolunun evine bu amaçla apar-topar girilmesi gözardı edilecek, alışıldık bir uygulama değildi.
Ancak Türkiye'yi terbiye etmeye kalkan adam Blatter'in, batan bir medya şirketiyle olan 300 milyon dolarlık ilişkisini soruşturan polisin zamanlaması, dikkat çekiciydi. Tüm gözlerin Disiplin Kurulu'nun duruşmasına çevrildiği bir anda, FIFA Başkanı'yla ilgili adli girişim, ancak bu kadar perdelenebilir ve gündemin dışına taşınabilirdi.
Dünyadaki kayıt dışı milyarlarca doların neden İsviçre bankalarında yattığını ve bunun ne kadarının futbolla ilişkisi bulunduğunu sorgulamaya ne gerek var. Blatter'e danışın, anlatsın!
cersen@milliyet.com.tr
|
|
|

|